Biliyorum, bazılarınız yine kızacak. Ama ben yine de sorularımı sormaya devam edeceğim.
Gece gözüme uyku girmedi. Çünkü önceki gün Diyarbakır Koşu yolu Parkındaki taziye çadırında yalnızca 49 yiğit canın ölüm haberi açıklanmadı;
49 annenin,
49 babanın,
49 kardeşin,
49 halanın,
49 teyzenin,
49 amcanın
ve kim bilir kaç tane 49 kuzenin yüreğine ateş düştü.
Böylesine büyük bir acının karşısında susmak ve soru sormamak da vicdanıma sığmaz. Çünkü onlar bizim evlatlarımız. Daha çok yakınlarda Annemin dayısının torunu Gara şehit olmuştu.
Diyarbakır Koşuyolu Parkı’nda, farklı tarihlerde yaşamını yitiren 49 Kürd genci için toplu taziye kuruldu. Ve oradaki canlarımızın kanı üzerinden politika yapılarak algı oluşturuldu.
Fotoğraflara baktım…
Her biri bir annenin evladı, bir ailenin umudu, idealleri uğruna yarım kalmış gencecik bir ömür…
Acıları üzerinden polemik yapmak elbette doğru değildir. Öncelikle insan olarak yaslarına saygı göstermek gerekir. Kahraman evlatlarımıza rahmet diliyor; ailelerine ve Kürd milletine sabır, metanet ve başsağlığı diliyorum.
Ancak bu büyük acıyı yaşamamız, cevap bekleyen soruları sormamıza engel değildir.
Bu gençler hangi tarihlerde, nerede ve hangi koşullarda şehit oldular?
Ölüm haberleri neden zamanında ailelerine bildirilmedi?
Aileler, “süreç” denilen gelişmeyle evlatlarının geri döneceği umuduna sarılmışken; anne ve babalara, tam da kavuşma ihtimalini yüreklerinde büyüttükleri bir dönemde neden yıllar sonra topluca ölüm haberi verildi?
Neden bu 49 kişinin isimlerini, ölüm tarihlerini, şehit düştükleri yerleri ve olayların ayrıntılarını içeren açık bir liste hâlâ kamuoyuyla paylaşılmadı?
Ve şimdi soruyorum:
Bu 49 Kürd genci ne uğruna şehit oldu?
Rojava’nın özgürleşmesi, Kürd halkının kendi topraklarında özgür, onurlu ve siyasal statü sahibi olarak yaşaması için değil mi?
Sipan Hemo’nun, Mazlum Abdi’nin ve bugün Şam’a entegrasyonu Kürdlere tarihî bir başarı gibi sunan ideologların bundan haberleri var mı?
Yoksa bu gençler, yıllarca uğruna savaştıkları askerî ve siyasal iradenin bir gün HTŞ kökenli Şam yönetimine teslim edilmesi için mi can verdiler?
Bu soruları sormak şehitlere saygısızlık değil, tam tersine onların uğruna yaşamlarını verdikleri değerlere sahip çıkmaktır. Çünkü şehitlerin hatırasına asıl saygısızlık; onların özgürlük ideallerini unutmak, geride bıraktıkları kazanımları başka güçlerin iradesine teslim etmek ve bütün bunlara da “entegrasyon” adı vermektir.
“Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nden söz edilen, gerillaların dönüşünün beklendiği bir dönemde 49 ailenin karşısına böylesine ağır bir hakikat çıkarılıyorsa, bunun mutlaka şeffaf, açık ve tatmin edici bir açıklaması olmalıdır.
Hiç kimse “mücadelenin şartları” diyerek ailelerin hakikati öğrenme hakkını geçiştiremez. Bir halkın evlatları yalnızca savaşırken değerli değildir. Öldüklerinde de isimleriyle, hikâyeleriyle, uğruna can verdikleri amaçlarla ve bütün gerçekleriyle değerlidirler.
Şehitlere bağlılık, yalnızca fotoğraflarının önünde slogan atarak propaganda yapmak değildir. Onların yaşamlarının, ölümlerinin ve uğruna can verdikleri değerlerin hesabını halka açıkça verebilmektir.
49 canın acısı yüreğimizdedir.
Fakat 49 ailenin cevapsız bırakılan soruları da hâlâ ortadadır.
Milletimizin başı sağ olsun…
Temennimiz bir an evvel gerçekler açıklansın, mezar yerleri ailelerine bildirilsin ve Aileleri daha fazla belirsizlik içerisinde bırakılmasın. Anılarına saygıyla.
Maaruf Ataoğlu
23 Ağustos 2026


