Abdullah Öcalan’ın SDG Üzerinden Yeni Yıl Mesajı:
Hakkındaki Düşüncelerim.
Sayın Öcalan,
Yeni yıl mesajınızda barış vurgusunu merkeze almanızı; özellikle Ortadoğu’nun yüzyıllardır sürüklendiği çatışma ve yıkım sarmalına karşı demokratik uzlaşıyı tarihsel bir zorunluluk olarak tanımlamanızı içtenlikle önemsiyorum.
Savaşın değil barışın yılına duyulan ihtiyaç, yalnızca bir temenni olmaktan öte; bu coğrafyada yaşayan tüm halkların ortak, acil ve meşru talebi olduğuna inanıyorum.
Ancak tam da bu bağlamda, mesajınızda başta Rojava olmak üzere Kürdistan’ın dört parçasında Kürt halkının farklı biçimlerde de olsa geliştirmek için büyük bedeller ödeyerek mücadele verdiği kendi kendini yönetme iradesine dair açık ve güçlü bir siyasal çerçeveyi vurgulu bir biçimde yer almamasını önemli bir eksiklik olarak görüyorum.
Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, adem-i merkeziyetçi yönetim anlayışı, özerklik ya da federatif modeller gibi kazanımlar; barışın içini dolduran, onu soyut bir niyet olmaktan çıkarıp elde edilecek hakları somutlaştıran ve ilgili devletlerin anayasal güvenceleri çerçevesinde bağlayıcı hâle gelmesi gereken temel başlıklardır. Bu başlıkların yokluğu, Kürt halkının yüzyıllar boyunca ağır bedellerle oluşturduğu demokratik birikimin, yeni yüzyılda görünmez kılınması riskini taşımaktadır.
Özellikle Rojava’da, tüm baskılara ve tehditlere rağmen geliştirilen yerel demokratik yönetim pratiği, yalnızca Kürtler için değil, Ortadoğu’daki tüm halklar için de dikkate değer bir yönetim deneyimidir. Bu deneyimin, “entegrasyon” kavramı içinde eriyip belirsizleşmesi değil; eşitler arası, halk iradesine dayalı ve hukuki güvencelere sahip bir siyasal statüyle tanımlanması ve taçlandırılması hususu tarafınızdan vurgulanması gerektiğine inanıyorum.
Ayrıca Türkiye iç barışı açısından kimlik Kürt kimliğinin anayasal güvenceye kavuşturulması, ana dilde eğitim hakkı ve buna paralel olarak resmî dil tanımının oluşacak yeni demokratik anayasa çerçevesinde yeniden ele alınması gibi hayati konuların yanı sıra; Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı çerçevesinde Kürtlerin kendi mahallî yönetimlerini oluşturabilmesine dair açık ve net bir vurgu yapılmamasını da üzüntüyle karşılıyorum.
Bildiğiniz üzere barış, yalnızca silahların susması değildir; inkârın sona ermesi, kimliğin tanınması ve eşit yurttaşlığın hukuki güvence altına alınmasıyla gerçek anlamını bulur. Bu başlıklar olmadan kurulan her barış dili ve girişimi ister istemez eksik kalacaktır.
Kadın özgürlüğünü demokratik toplumun kurucu unsurlarından biri olarak ele almanızı ise son derece kıymetli buluyorum. Ancak bu özgürleşmenin de, halkların kolektif siyasal iradesi ve yerinden yönetim hakkı ile birlikte düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim. Ancak ortaçağ karanlığındaki düşünceye sahip HTŞ terör zihniyetine sahip bir zihniyet ile entegre olarak bu özgürlük sağlanamaz.
Sayın Öcalan, barışa dair her çağrı değerlidir. Ancak barışı kalıcı ve onurlu kılacak olan; iyi niyetli temennilerden çok, hak, statü ve yönetime katılım konularında gösterilecek açıklık ve cesarettir. Kürt halkı artık yalnızca söylem düzeyinde “barışın öznesi” olmak değil, kurulacak barışın kendi geleceği üzerinde karar verici bir aktörü olmayı talep etmektedir.
Bu eleştirilerimi barış umudunu zayıflatmak amacıyla değil; aksine çağrınıza katkı sunmak, onu daha sağlam, daha gerçekçi ve daha adil bir zemine taşımak sorumluluğuyla dile getiriyorum.
Yeni yılın; başta Kürdistan halkı olmak üzere tüm ezilen halklar için temennilerin ötesine geçen, hakikati, eşitliği ve özgürlüğü esas alan kalıcı bir barışın yılı olmasını diliyorum.
Saygılarımla,
Maaruf Ataoğlu


