Adalet Bakanı Hukuku Nereden Öğrenmeli?
Kısa Bir Müfredat Denemesi
Türkiye’de hukukun üstünlüğü meselesi artık bir hukuk tartışması olmaktan çıktı;
bu konu sosyolojik bir vaka, hatta kamusal bir mizah türü hâline geldi.
Zira Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları açık, net ve bağlayıcıdır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesi ise bu kararların iç hukukun üstünde olduğunu tartışmaya yer bırakmayacak biçimde yazıyor.
Ama sahneye çıkan Yılmaz Tunç bakın ne diyor?
“Biz yargıya müdahale edemeyiz.”
Bu cümle hukuki bir erdem beyanı değil, hukuki sorumluluktan kaçmanın basit ve vasat bir versiyonudur.
Çünkü kimse Adalet Bakanı’ndan hâkimlik yapmasını istemiyor.
Beklenen şey çok daha basit:
Bağlayıcı bir uluslararası mahkeme kararının,
devleti bağladığını kabul etmek, Demirtaş’ı derhal serbest bırakmaktır.
Burada durup sormak gerekiyor:
AİHM kararlarının bağlayıcı olduğunu Türkiye’de Adalet Bakanına kim anlatmalı?
Adalet Bakanı bilmiyorsa,
belkide Gençlik ve Spor Bakanı kendisine anlatabilir.
Sonuçta spor dünyasında herkes bilir:
Hakem kararına itiraz edersin ama oyunu ve kuralları terk edemezsin.
AİHM de uluslararası hukukun hakemidir.
Ama Türkiye’de sorun şu:
Maç oynanıyor, skor belli, hakem düdüğü çalmış…
Biz hâlâ “Maçı tanımıyoruz” ve sahada zaman kazanmaya çalışıyoruz.
Gelelim işin sosyolojik boyutuna.
Bir ülkede adalet, sadece kalın kitaplar arasındaki cümlelerde ve mahkeme salonlarında üretilmez.
Adalet;
– siyasetin diliyle,
– bürokrasinin refleksiyle,
– bakanların cümle kurma biçimiyle topluma sirayet eder.
Bir Adalet Bakanı çıkıp,
Selahattin Demirtaş hakkında verilen AİHM kararını
“yerel mahkemeler bakar” diyerek geçiştiriyorsa,
toplum şunu bilir;
Türkiyede Hukuk evrensel değil, konjonktüreldir.
Bu, bireyin devlete güvenini değil;
devletin bireye olan mesafesini büyütür.
Ve işte tam burada trajikomik noktaya geliyoruz:
Türkiye’de gerçekten bir Adalet Bakanı mı var mı?
yoksa sadece adında ‘adalet’ geçen bir makam mı var?
Eğer adalet bu kadar tali bir konuysa, belki de bu dosyalar Tarım ve Orman Bakanlığı’na devredilmeli.
Hiç olmazsa orada ekolojik “denge”, “sürdürülebilirlik” ve
“kuraklık” kavramları ciddiye alınıyor.
Sonuç mu?
Adaletin olmadığı bir ülkede,
Adalet Bakanı olmaz.
Olursa da,
hukuku anlatmak zorunda kalanlar avukatlar değil,
mizahçılar olur.


