“Ax Kürdistan, wax Kürdistan;
derdê dilan, barê giran li ser milan…”
Ah Kürdistan, vah Kürdistan…
Gönüllerin derdi, omuzların ağır yükü Kürdistan…
Yüzyıllardır bu kadim ülkenin adı kimi zaman bir ağıtın içinde fısıldandı, kimi zaman bir annenin gözyaşında saklandı. Haritalardan silinmek istendi; dili yasaklandı, tarihi inkâr edildi, evlatları dört yana savruldu. Fakat Kürdistan, bütün ağır bedellere rağmen biz Kürdlerin yüreğinden hiçbir zaman silinemedi.
Çünkü bir ülke yalnızca çizilmiş sınırların, kurulmuş örgütlerin, ve partilerin değil; ortak hafızanın, dilin, kültürün, toprağın ve milletinin geleceğe duyulan inancının adıdır.
Bugün yaşadığımız gerçeklik ne kadar ağır olursa olsun, Kürdlerin geleceğini yalnızca geçmişin acıları üzerinden okumak zorunda değiliz. Bizler artık çocuklarımıza sadece katliamların, sürgünlerin ve yenilgilerin hikâyesini bırakmamalıyız. Tüm yanlışlara hatalara ve işbirliklerine rağmen; onlara bir gün mutlaka kurulacak özgür, çağdaş, demokratik ve müreffeh Kürdistan’ın hayalini miras bırakmalıyız.
Ben geleceğin Kürdistan’ını; dört parçaya bölünmüşlüğün kader olmaktan çıktığı, kardeşin kardeşini ölümle tehdit ettiği, sınırların diğer bir kardeşi kardeşten ayırmadığı ÖZGÜR ülke olarak tahayyül ediyorum.
Kürdçenin bütün lehçeleriyle anaokulundan üniversiteye kadar eğitim dili olduğu; çocukların kendi dillerini konuşurken korkmadığı, utanmadığı ve cezalandırılmadığı bir ülke…
Kadınların yalnızca savaş meydanlarında değil; bilimde, sanatta, siyasette, ekonomide ve devlet yönetiminde de eşit üreten, bilge ve söz sahibi olduğu bir ülke…
Gençlerin dağlara, cezaevlerine ve sürgün yollarına değil; üniversitelere, araştırma merkezlerine, fabrikalara, sanat atölyelerine ve teknoloji vadilerine yöneldiği üreten bir ülke…
Petrolü, suyu, toprağı ve bütün doğal zenginlikleri başka başkentlerin refahına değil, kendi halkının geleceğine, ekonomisine katkı sunarak hizmet eden bir ülke…
Alevi’si, Êzidî’si, Müslüman’ı, Hristiyan’ı; Kurmanc’ı, Zaza’sı, Soran’ı ve Hewram’ıyla herkesin kendisini eşit, özgür, kardeşi tarafından öldürüleceğini düşünmeden korkusuzca ve güvende hissettiği çoğulcu bir Kürdistan…
Ermenilerin, Süryanilerin, Keldanilerin, Arapların, Türkmenlerin ve bu kadim coğrafyada yaşayan bütün halkların kimlikleriyle, dilleriyle ve inançlarıyla anayasal güvence altında olduğu demokratik bir ülke…
Böyle bir gelecek, sanıldığı kadar uzak bir hayal değildir. Ütopyalar, gerçekleşmesi imkânsız düşler değil; bugünün karanlığında yarının yolunu gösteren düşünce fenerleridir.
Dün Kürdlerin adının dahi anılması yasakken bugün Kürd meselesi dünyanın bütün önemli merkezlerinde konuşuluyorsa, yarın özgür ve statü sahibi bir Kürdistan’ın konuşulması da kaçınılmazdır.
Ancak bu gelecek; birbirimizi tüketerek, farklı düşünen her Kürdü, kardeşimizi düşman ilan ederek veya irademizi başka şahısların, örgütlerin, devletlerin siyasal hesaplarına teslim ederek kurulamaz.
Kürdlerin kurtuluşu, herhangi bir kişinin, partinin ya da örgütün tekelinde değildir. Gelecek; ortak ulusal akılla, çoğulculukla, bilgiyle, diplomasiyle, ekonomik güçle ve millet olma bilinciyle inşa edilecektir.
Bir gün Amed’den Mahabad’a, Hewlêr’den Qamişlo’ya kadar çocuklar aynı gökyüzünün altında özgürce şarkı söyleyecekler. Kürdistan’ın dağlarından artık yalnızca ağıtlar değil; özgürlüğün, kardeşliğin ve hayatın sesi yükselecek.
O gün anneler çocuklarını toprağa değil, okullara uğurlayacak.
O gün Kürd gençleri kimliklerini gizlemek zorunda kalmayacak.
O gün sürgündekiler ülkelerine misafir olarak değil, kendi topraklarının özgür yurttaşları olarak dönecek. Yazarları, düşünürleri yazı yazarken korkmadan çekinmeden yazabilecekleri özgür bir Kürdistan…
Ve o gün “Ax Kürdistan, wax Kürdistan” sözü bir çaresizlik ağıdı olmaktan çıkacak; yeniden doğan bir milletin özgürlük türküsüne aşkla, inançla dönüşecektir.
Çünkü hiçbir gece sonsuza kadar sürmez.
Hiçbir zulüm ebedî değildir.
Ve hiçbir millet, özgür yaşama iradesinden vazgeçmediği sürece tarihten silinemez.
Kürdler de silinmeyecek.
Kürdistan da yalnızca bir hatıra olarak kalmayacaktır.
Bir gün mutlaka; diliyle, kültürüyle, kurumlarıyla, ekonomisiyle ve özgür iradesiyle geleceğin dünyasında onurlu yerini alacaktır.
Biz görmesek bile çocuklarımız görecek.
Çocuklarımız görmese bile torunlarımız yaşayacak.
Yeter ki umudu kaybetmeyelim; birbirimize düşmanca düşüncelere düşmeden, ve kendi milletimizin gücüne inanmaktan vazgeçmeyelim.
Ax Kürdistan değil artık;
Bijî Kürdistan, her bijî Kürdistan!
Maaruf Ataoğlu
03 Ağustos 2026


