AMED SPOR KÜLÜBÜ BAŞKANI - YÖNETİMİ AKLINIZI MI KAÇIRDINIZ!
Kürd Halkının Evlatlarının Emeği Kime İthaf Ediliyor?
Kürd halkının evlatları; dişini tırnağına takarak, her türlü faşizan baskıya rağmen, yıllarca yok sayılmanın, dışlanmanın ve hedef gösterilmenin gölgesinde mücadele ederek bir başarıya ulaştı.
Beyaz Torosların gölgesinden geçtiler, tribünlerde linç kültürüyle yüzleştiler, Bursa’dan Karadeniz’e uzanan düşmanlık iklimine rağmen geri adım atmadılar. Siyasi baskılara, milliyetçi reflekslere, sistematik dışlamaya rağmen dimdik durdular ve nihayetinde birinci lige çıktılar.
Bu başarı; yalnızca bir spor başarısı değildir.
Bu başarı, bir halkın direncidir.
Bu başarı, yok sayılmaya karşı verilen uzun soluklu bir varlık mücadelesinin sembolüdür.
Tam da bu yüzden sorulması gereken temel soru şudur:
Böylesine ağır bedellerle elde edilmiş bir başarı, hangi aklın ve hangi tarih bilincinin ürünü olarak, Kürd halkının acılarıyla doğrudan veya dolaylı olarak ilişkilendirilen, Rojava’nın kazanımlarına incir ağacı diken bir isme ithaf edilir?
Kürdistan’ın tarihinde, bedel ödemiş, darağacına yürümüş, sürgünlerde çürümüş, halkı için can vermiş sayısız isim varken; başta Şeyh Said Efendi olmak üzere, bu halkın hafızasında derin izler bırakmış milyonlarca insan dururken, böyle bir tercihin izahı kolay değildir.
Bu durum sadece bir “tercih” değildir.
Aynı zamanda bir hafıza meselesidir.
Bir aidiyet meselesidir.
Ve en önemlisi, bir siyasi bilinç meselesidir.
Bir halkın sembolleri rastgele seçilmez.
Semboller; o halkın neye inandığını, neyi savunduğunu ve geleceğe nasıl bir yön çizdiğini gösterir.
Eğer bir başarı, o başarıyı mümkün kılan tarihsel direnişin ruhundan koparılarak farklı bir siyasi çizginin temsilcilerine ithaf edilirse; burada yalnızca bir isim tercihi değil, aynı zamanda bir yön tayini vardır.
Amedspor’un sahada kazandığı başarı tartışılmazdır.
Ancak bu başarının hangi tarihsel hafızaya yaslanarak anlamlandırıldığı, en az sahadaki mücadele kadar önemlidir.
Bugün mesele bir futbol kulübü meselesi olmaktan çıkmıştır.
Mesele; Kürd halkının kendi değerlerine ne kadar sahip çıktığı, kendi tarihine ne kadar sadık kaldığı meselesidir.
Çünkü tarih şunu defalarca göstermiştir:
Kendi hafızasını başkalarının kavramlarıyla tanımlayan toplumlar, zamanla kendi hakikatlerinden uzaklaşır.
Bu nedenle eleştiri; ne öfkenin diliyle, ne de hakaretin gölgesinde yapılmalıdır.
Ama açık, net ve sorumluluk duygusuyla yapılmalıdır:
Bu halkın emeği, bu halkın acısı ve bu halkın mücadelesi;
herhangi bir siyasi hesaplaşmanın ya da ideolojik tercihin gölgesinde anlamlandırılamayacak kadar değerlidir.
Ve unutulmamalıdır ki:
Bir halkın en büyük kaybı, düşmanları değil; kendi değerlerini yanlış yerde konumlandırmasıdır.


