ALMANYA BAŞTA OLMAK ÜZERE DİASPORADA KÜRD SORUNU
Avrupa’da yaşayan Kürdlerin sayısının iki buçuk ila üç milyonu aştığı tahmin ediliyor. Almanya başta olmak üzere Fransa, Hollanda, Belçika, Avusturya, İsviçre, İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde artık birkaç kuşaktır yaşayan büyük bir Kürd nüfusu bulunuyor. Bu insanların önemli bir bölümü bulundukları ülkelerin vatandaşlığını aldı. Çocukları Avrupa’da doğdu, Avrupa okullarında eğitim gördü ve Avrupa’nın siyasal, hukuki ve ekonomik sistemi içerisinde yetişti.
Öyleyse şu soruyu sormamız gerekiyor: Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa veya İspanya vatandaşı olan bu insanlar neden hâlâ Kürdistan sevdasıyla yanıp tutuşuyor? Neden Dersim’i, Amed’i, Hewlêr’i, Mahabad’ı ve Qamişlo’yu kendi memleketleri olarak görmeye devam ediyor? Neden Avrupa’nın refahı, güvenliği ve vatandaşlık hakları onların Kürd kimliğine duydukları bağlılığı ortadan kaldırmıyor? Bu soruların cevabı yalnızca siyasal değil; tarihsel, sosyolojik ve psikolojiktir.
DİASPORADAKİ KÜRDLER KİMDİR?
Avrupa’daki Kürd toplumu tek tip ve homojen bir kitle değildir. Kuzey, Güney, Doğu ve Güneybatı Kürdistan’dan gelenler vardır. Kurmanc, Zaza, Soran, Goran ve Lur kimliklerine mensup insanlar vardır. Müslüman, Êzidî, Alevî, Hristiyan ve herhangi bir inanca bağlı olmayan Kürdler vardır. Sağcı, solcu, muhafazakâr, sosyalist, liberal, milliyetçi ve siyasetten uzak duran kesimler bulunmaktadır.
Göç nedenleri de birbirinden farklıdır. Bir kısmı 1960’lı ve 1970’li yıllarda işçi olarak Avrupa’ya geldi. Bir kısmı askerî darbelerden, köy boşaltmalarından, çatışmalardan, siyasal baskılardan ve ekonomik yoksulluktan kaçtı. Bir kısmı Irak’taki Enfal ve kimyasal saldırıların, İran’daki baskıların, Suriye’deki kimliksizleştirme siyasetinin mağduruydu. Daha sonraki kuşaklar ise Avrupa’da doğdu.
Dolayısıyla bugün “Avrupa Kürdleri” dediğimiz topluluk, yalnızca memleketinden ayrılmış göçmenlerden oluşmuyor. Avrupa’da doğmuş, eğitim görmüş, meslek sahibi olmuş, ekonomik ve toplumsal hayatın içine yerleşmiş ikinci, üçüncü, hatta dördüncü kuşak Kürdlerden oluşan kalıcı bir toplumsal gerçeklikten söz ediyoruz. Bu insanlar artık Avrupa’nın misafiri değildir. Avrupa toplumlarının vatandaşları ve asli unsurlarıdır. Fakat aynı zamanda Kürddürler.
Bu iki kimlik birbirinin düşmanı veya alternatifi değildir. Bir insan hem Almanya’nın eşit vatandaşı hem de Kürd milletinin mensubu olabilir. Hem yaşadığı ülkeye bağlılık duyabilir hem de atalarının vatanına karşı tarihsel ve manevi sorumluluk taşıyabilir. Aidiyet, insanın iki seçenekten yalnızca birini seçmek zorunda olduğu dar bir kimlik meselesi değildir.
VATANDAŞLIK NEDEN KÜRDİSTAN ÖZLEMİNİ ORTADAN KALDIRMIYOR?
Bir pasaport insanın vatandaşlığını değiştirir; fakat hafızasını, ailesini, anadilini ve tarihsel aidiyetini ortadan kaldırmaz. Diasporadaki Kürdlerin Kürdistan’a bağlılığının en önemli nedeni, Kürd meselesinin henüz adil ve demokratik bir çözüme kavuşmamış olmasıdır. Kürdlerin önemli bir bölümü kendi ülkesinden ekonomik refah arayışıyla değil; baskı, savaş, sürgün, inkâr ve güvensizlik nedeniyle ayrıldı.
İnsan yalnızca doğduğu topraklardan değil, yaşadığı acılardan da bir kimlik edinir. Köyü boşaltılmış bir ailenin çocuğu Avrupa’da doğsa bile ailesinin hikâyesini hafızasında taşır. Anadilini konuştuğu için aşağılanan bir babanın yaşadıkları çocuklarının hafızasına geçer. Enfal’den, Dersim’den, Halepçe’den, Mahabad’dan, Şengal’den veya Kobanê’den gelen hatıralar bir kuşakla birlikte ortadan kalkmaz.
Kürdistan özlemi bu nedenle yalnızca coğrafi bir özlem değildir. Aynı zamanda tanınma, adalet, güvenlik ve onurlu yaşama arzusudur. Diasporadaki Kürd, çoğu zaman Avrupa’ya geldikten sonra Kürdlüğünü daha açık biçimde fark eder. Çünkü kendi ülkesinde yasaklanan dilini Avrupa’da öğrenebilir, saklanan tarihini okuyabilir ve kimliğini korkmadan ifade edebilir. Uzaklık bazen aidiyeti zayıflatmaz; tersine güçlendirir. Avrupa’daki özgürlük ortamı, Kürd kimliğini eritmek yerine görünür hâle getirmiştir.
KÜRDİSTAN SEVGİSİ ROMANTİK BİR NOSTALJİ MİDİR?
Elbette diasporadaki Kürdistan sevgisinin zaman zaman romantik ve duygusal bir biçim aldığı doğrudur. Yıllardır memleketine gitmeyen, oradaki toplumsal değişimi yakından izlemeyen bazı insanlar Kürdistan’ı hatıralarında idealize edebilir. Fakat buradan hareketle bütün bir diasporanın aidiyetini küçümsemek haksızlıktır.
Kürdistan sevgisi yalnızca dağlara, köylere veya çocukluk anılarına duyulan özlem değildir. Bir milletin kendi adıyla yaşaması, dilini özgürce kullanması, tarihini öğrenmesi, kültürünü koruması ve geleceği hakkında söz sahibi olması isteğidir. Bu nedenle Avrupa vatandaşlığı ile Kürdistan sevdası arasında bir çelişki yoktur.
Avrupa’nın demokratik değerlerini benimseyen bir Kürdün, aynı hakların kendi halkı için de geçerli olmasını istemesi son derece doğaldır. Almanya’da anadilini, kültürünü ve siyasal görüşünü özgürce ifade edebilen bir Kürd, aynı özgürlükleri Amed’de, Dersim’de, Hewlêr’de, Mahabad’da veya Qamişlo’da yaşayan halkı için de isteyebilir. Bu, yaşadığı ülkeye sadakatsizlik değil; demokratik değerlerde tutarlılıktır.
ASIL SORUN: KALABALIĞIZ AMA ORTAK İRADEMİZ ZAYIF
Avrupa’daki Kürdlerin temel sorunu sayısal yetersizlik değildir. İki buçuk ila üç milyonu aşan bir topluluk, birçok Avrupa ülkesinin nüfusuna yaklaşan önemli bir toplumsal güçtür. Sorun, bu nüfusun ortak ve bağımsız bir iradeye dönüştürülememesidir.
Kürdler dernekler, partiler, federasyonlar, inanç toplulukları, hemşeri çevreleri ve çeşitli örgütler arasında parçalanmış durumdadır. Hemen her siyasal hareketin Avrupa’da kendisine bağlı bir yapılanması vardır. Bu kuruluşların geçmişte önemli hizmetler yaptığı, kimliğin ve dayanışmanın korunmasına katkı sunduğu inkâr edilemez. Ancak dürüstçe kabul etmeliyiz ki bu yapıların önemli bir bölümü, bütün Avrupa Kürdlerini kapsayan bağımsız kurumlar olmaktan çok, bağlı oldukları siyasal hareketlerin uzantısı gibi çalışmaktadır.
Böyle olunca Kürdler ortak millî meselelerde dahi yan yana gelemiyor. Bir parçadaki siyasal rekabet Avrupa’ya taşınıyor; bir örgütün mensubu diğerini rakip, hatta düşman olarak görebiliyor. Kürdistan’daki ayrılıklar diasporada yeniden üretiliyor. Hangi bayrağın asıl bayrak olduğu, hangi liderin daha büyük olduğu ve hangi partinin daha çok bedel ödediği tartışılırken ortak geleceğimiz gözden kaçıyor.
Kürdler başka devletlerin, partilerin ve ideolojik merkezlerin etkisinden şikâyet ediyor; fakat kendi bağımsız toplumsal kurumlarını kurmakta gecikiyor. Başka siyasal yapıların listelerinde birkaç kişinin milletvekili seçilmesini büyük başarı sayıyor, milyonlarca Kürdün ortak iradesini oluşturacak kalıcı bir mekanizma kuramıyoruz.
Temsil edilmekle görünür olmak aynı şey değildir. Bir partinin listesinde yer alan Kürd kökenli siyasetçi, yalnızca etnik kökeni nedeniyle Kürd toplumunun temsilcisi sayılmaz. Temsil; bir topluluğun iradesiyle seçilmeyi, ona hesap vermeyi ve onun ortak taleplerini savunmayı gerektirir. Avrupa Kürdleri bugün görünürdür; fakat yeterince örgütlü ve temsil edilmiş değildir.
ALMANYA’DA İLK ADIM: KURDISCHE GEMEINSCHAFT DEUTSCHLAND — KGD
Avrupa’daki Kürd nüfusunun en büyük bölümü Almanya’da yaşamaktadır. Bu nedenle ortak ve bağımsız örgütlenmenin ilk güçlü adımı Almanya’da atılabilir.
Kurdische Gemeinschaft Deutschland, kısaca KGD — Almanya Kürd Topluluğu; herhangi bir partiye, örgüte, lidere veya ideolojik merkeze bağlı olmadan Almanya’da yaşayan bütün Kürdleri ortak toplumsal ve millî değerler etrafında buluşturan demokratik, çoğulcu ve şeffaf bir sivil yapı olarak kurulmalıdır.
KGD; Kurmanc, Zaza, Soran, Goran ve Lur ayrımı yapmadan, Kürdistan’ın dört parçasından gelen bütün Kürdlere açık olmalıdır. Kadınların, gençlerin, akademisyenlerin, iş insanlarının, emekçilerin, hukukçuların, sanatçıların ve farklı inanç topluluklarının eşit biçimde temsil edildiği ortak bir toplumsal zemin oluşturmalıdır.
KGD, Almanya’da bulunan mevcut Kürd parti ve kurumlarının karşısında ya da üzerinde konumlanan yeni bir siyasi parti olmamalıdır. Mevcut yapıların çalışmalarına müdahale etmeden, bütün Kürdleri ilgilendiren ortak toplumsal, kültürel ve millî meselelerde bağımsız bir koordinasyon ve temsil kurumu olarak çalışmalıdır.
Bu yapı, Avrupa Kürdleri Birliği’nin alternatifi değil; Almanya’daki kurucu ve güçlü ayağı olmalıdır. Almanya’da edinilecek kurumsal tecrübe, diğer Avrupa ülkelerinde kurulacak bağımsız Kürd topluluklarıyla birleşerek Avrupa çapında ortak bir temsil mekanizmasına dönüşebilir.
NEDEN AVRUPA KÜRDLERİ BİRLİĞİ KURULMASIN?
Artık Avrupa’daki Kürdlerin, mevcut parti ve örgütlerin üzerinde veya karşısında değil; bunlardan bağımsız ve hepsine eşit mesafede duran ortak bir sivil çatıya ihtiyacı vardır. Bu yapının adı “Avrupa Kürdleri Birliği”, “Avrupa Kürd Meclisi” veya üzerinde uzlaşılacak başka bir isim olabilir. Önemli olan isim değil; kuruluş ilkeleri, temsil gücü ve bağımsızlığıdır.
Böyle bir birlik hiçbir partinin arka bahçesi olmamalıdır. Hiçbir liderin, örgütün, devletin veya ideolojik merkezin talimatıyla hareket etmemelidir. Kürdistan’ın herhangi bir parçasındaki iktidar mücadelelerinin Avrupa şubesi hâline gelmemelidir.
Avrupa Kürdleri Birliği; demokratik, çoğulcu ve şeffaf olmalı; şiddeti değil, sivil ve meşru siyaseti esas almalı; kadınların ve gençlerin eşit katılımını güvence altına almalı; bütün lehçelere, inançlara ve siyasal düşüncelere açık olmalıdır. Kürdistan’ın dört parçasından ve diasporada doğan kuşaklardan dengeli temsil sağlamalı; yönetim organlarını özgür seçimlerle belirlemeli ve görev sürelerini sınırlandırmalıdır. Gelir ve harcamalarını düzenli biçimde kamuoyuna açıklamalı, kişilere değil ilkelere bağlı kalmalı ve Avrupa hukukuna uygun çalışmalıdır.
Bu birlik bir başka Kürd partisi olmamalıdır. Mevcut partileri tasfiye etmeyi veya herkesin aynı düşünmesini amaçlamamalıdır. Tam tersine, farklılıkların ortak millî ve toplumsal meselelerde birlikte hareket edebilmesini sağlayan bir koordinasyon ve temsil zemini olmalıdır. Çünkü birlik herkesin aynılaşması değildir; farklılıkların ortak sorumlulukta buluşmasıdır.
BÖYLE BİR ÖRGÜTLENME NE YAPMALIDIR?
Avrupa Kürdlerinin ortak kurumu yalnızca bildiri yayımlayan veya kriz zamanlarında gösteri düzenleyen bir yapı olmamalıdır. Avrupa’daki Kürdlerin günlük sorunlarına dokunan, somut hizmet üreten ve gelecek kuşakları hazırlayan kurumsal bir güç hâline gelmelidir.
Öncelikli çalışma alanlarından biri anadil olmalıdır. Avrupa’da doğan Kürd çocuklarının önemli bir kısmı Kürdçeyi ya hiç bilmiyor ya da sınırlı konuşuyor. Dil kaybedildiğinde yalnızca kelimeler değil, bir halkın hafızası ve dünyayı algılama biçimi de kaybolur. Kurmancî, Zazakî, Soranî ve diğer Kürd dili kollarında çağdaş eğitim programları hazırlanmalı; hafta sonu okulları açılmalı; dijital dersler, çocuk kitapları ve öğretmen yetiştirme çalışmaları desteklenmelidir.
İkinci önemli alan eğitim ve gençliktir. Üniversite öğrencileri, akademisyenler, iş insanları, hukukçular, doktorlar, mühendisler, sanatçılar ve emekçiler arasında mesleki dayanışma ağları kurulmalıdır. Gençlere yalnızca geçmişin acıları değil, geleceği kurmanın bilgi ve sorumluluğu da aktarılmalıdır.
Üçüncü alan siyasal temsildir. Avrupa ülkelerindeki parlamento, belediye, medya, üniversite ve sivil toplum kurumlarıyla düzenli ilişkiler geliştirilmelidir. Kürd meselesi yalnızca güvenlik başlığı altında değil; insan hakları, demokrasi, kültür, dil, ekonomik kalkınma ve bölgesel barış çerçevesinde anlatılmalıdır.
Dördüncü alan toplumsal dayanışmadır. Yeni gelen göçmenlere, kadınlara, yaşlılara, gençlere ve hukuki desteğe ihtiyaç duyan ailelere yardımcı olacak kurumlar oluşturulmalıdır. Aile içi şiddet, uyuşturucu, gençlerin suç örgütlerine yönelmesi, eğitimden kopma ve kimlik bunalımı gibi sorunlar görmezden gelinmemelidir.
Beşinci alan ekonomik iş birliğidir. Avrupa’da binlerce başarılı Kürd iş insanı ve meslek sahibi bulunuyor. Fakat bu ekonomik güç ortak eğitim, kültür, araştırma ve lobi kurumlarına yeterince dönüşmüyor. Şeffaf bir fon kurularak dil, kültür, akademi ve gençlik projeleri desteklenebilir.
Altıncı alan bağımsız bilgi üretimidir. Avrupa Kürdlerinin nüfusu, eğitim durumu, ekonomik gücü, siyasal eğilimleri ve toplumsal sorunları hakkında güvenilir verilerimiz son derece sınırlıdır. Bir araştırma merkezi kurularak bilimsel raporlar hazırlanmalı ve Avrupa kamuoyuna farklı dillerde sunulmalıdır. Bilgi üretmeyen bir toplum, başkalarının kendisi hakkında ürettiği tanımların mahkûmu olur.
AVRUPA’DAKİ KUŞAKLAR ARASINDA BÜYÜYEN MESAFE
Birinci kuşak için Kürdistan çoğunlukla yaşanmış bir coğrafyadır. İkinci kuşak için aileden devralınan bir hafıza, üçüncü ve dördüncü kuşak için ise daha çok kimlik ve anlam arayışıdır.
Yeni kuşakların Kürdlüğü, anne ve babalarının Kürdlüğüyle aynı biçimde yaşaması beklenemez. Avrupa’da doğan bir gencin dili, kültürü, beklentileri ve siyaset anlayışı farklıdır. Bu farklılığı yabancılaşma veya ihanet olarak görmek büyük bir hatadır.
Gençler yalnızca slogan dinlemek istemiyor. Soru sormak, eleştirmek, karar süreçlerine katılmak ve somut sonuç görmek istiyor. Kadınlar yalnızca etkinliklere katılan destekçiler değil, yönetimin eşit özneleri olmak istiyor. Eğitimli kesimler dogmatik bağlılık yerine demokratik tartışma ve hesap verebilirlik arıyor. Eğer Kürd kurumları bu değişimi anlamazsa genç kuşaklarla bağları giderek kopacaktır.
KGD’nin ve gelecekte kurulacak Avrupa Kürdleri Birliği’nin dili geçmişe hapsolmuş değil, geleceğe açık olmalıdır. Tarihsel acıları unutmamalı; fakat çocuklarımıza yalnızca mağduriyet mirası bırakmamalıdır. Bir millet kendisini sadece başına gelen felaketlerle tarif edemez. Bilimiyle, sanatıyla, ekonomisiyle, kültürüyle ve gelecek tasavvuruyla da var olmalıdır.
ÇİFTE SORUMLULUK
Avrupa’daki Kürdlerin iki yönlü bir sorumluluğu vardır. Birincisi, yaşadıkları ülkelerin hukukuna saygı göstermek, demokratik hayatına katılmak ve toplumsal gelişimine katkı sunmaktır. Kürdler Almanya’nın, Fransa’nın, Hollanda’nın, Belçika’nın ve yaşadıkları diğer ülkelerin sorunlarıyla da ilgilenmelidir. İkincisi ise kendi dillerini, kültürlerini ve millî hafızalarını gelecek kuşaklara aktarmak; Kürd halkının demokratik haklarını sivil ve meşru yollarla savunmaktır.
Bu iki sorumluluk birbirini dışlamaz; aksine tamamlar. Avrupa demokrasilerinden yararlanan Kürdler, demokratik kültürü kendi iç örgütlenmelerinde de uygulamalıdır. Kendi kurumlarımızda eleştiriyi yasaklayıp Avrupa devletlerinden demokrasi talep edemeyiz. Kendi aramızda kadınlara, gençlere ve farklı düşünenlere yer vermeden eşitlikten söz edemeyiz. Mali kaynaklarımızı şeffaf yönetmeden hesap verebilir siyaset isteyemeyiz. Kürdlerin en büyük sınavlarından biri, savundukları değerleri kendi kurumlarında hayata geçirebilmektir.
BİRLİK İÇİN ÖNCE ZİHNİYET DEĞİŞİMİ
Avrupa Kürdlerini bir araya getirmek için yalnızca yeni bir tabela asmak yetmez. Öncelikle siyasal ve toplumsal zihniyetimizin değişmesi gerekir. Birbirimizi hangi partiye mensup olduğumuza göre değil, Kürd toplumuna ne kattığımıza göre değerlendirmeliyiz. Farklı düşünene hemen hain, işbirlikçi veya düşman deme alışkanlığından vazgeçmeliyiz.
Eleştiri düşmanlık değildir. Bağımsız düşünmek de ihanet değildir. Hiçbir parti, örgüt, lider veya aile Kürd milletinden büyük değildir. Siyasi yapılar millet için vardır; millet siyasi yapılar için değil.
Avrupa Kürdleri kendi özgür iradesini ortaya koymadıkça başka siyasi yapıların, devletlerin ve günlük hesapların etkisinde kalmaya devam edecektir. Bir kriz çıktığında sokaklara dökülen, kriz sona erdiğinde dağılan bir topluluk olmak yerine; sürekli çalışan kurumlara, uzman kadrolara ve ortak stratejiye sahip bir toplum hâline gelmeliyiz.
SONUÇ: AVRUPA’DA YAŞAYAN AMA KÜRDİSTAN’I UNUTMAYAN BİR TOPLUM
Avrupa’daki Kürdler ne geçici misafirdir ne de geçmişinden kopmuş insan topluluklarıdır. Onlar Avrupa’nın vatandaşları, Kürd milletinin ise diasporadaki büyük ve etkili bir parçasıdır.
Alman, Fransız, Hollanda, Belçika veya İspanya pasaportu taşımaları Kürd kimliklerini ortadan kaldırmaz. Çünkü vatandaşlık hukuki; aidiyet ise tarihsel, kültürel ve manevi bir bağdır. Kürdistan sevgisi yalnızca geçmişe duyulan özlem olarak kalmamalıdır. Bilgiye, örgütlenmeye, kültürel üretime, ekonomik dayanışmaya ve demokratik temsil gücüne dönüşmelidir.
Artık kendimize şu soruyu sormalıyız: Milyonlarca insanız; fakat ortak irademiz nerede? Başkalarının siyasi hesaplarının içerisinde dağınık biçimde var olmaya devam mı edeceğiz, yoksa kendi bağımsız, çoğulcu ve demokratik kurumlarımızı mı oluşturacağız?
Kanaatim açıktır: İlk adım olarak Almanya’da yaşayan bütün Kürdlerin katılabileceği bağımsız, demokratik ve çoğulcu bir Kurdische Gemeinschaft Deutschland — KGD kurulmalıdır. Ardından Almanya başta olmak üzere bütün Avrupa ülkelerindeki bağımsız Kürd topluluklarının katılacağı bir Avrupa Kürdleri Birliği oluşturulmalıdır.
Bu yapılar hiçbir partiye karşı olmamalı, hiçbir partinin emrine de girmemelidir. Kürdlüğün ortak paydasında; demokrasi, hukuk, çoğulculuk ve şeffaflık ilkeleriyle hareket etmelidir.
Bugün Avrupa’da sahip olduğumuz nüfus, eğitim, tecrübe ve ekonomik güç küçümsenemeyecek kadar büyüktür. Eksik olan imkân değil; ortak irade, güven ve kurumsal akıldır.
Birbirimizin gölgesinde küçülmek yerine, birbirimizin gücüyle büyümeliyiz.
Çünkü diaspora yalnızca sürgünün adı değildir. Doğru örgütlendiğinde diaspora; bir milletin hafızası, dünyaya açılan kapısı ve geleceğini kuran en önemli güçlerinden biridir.
Maaruf Ataoğlu
26 Ağustos 2026


