Aynaya Dönüşen Kimlik:
Kürd Toplumunda Fark Edilmeyen Narsistik Eğilimler
İnsan, kendini merkeze koymadan yaşayamaz; fakat kendini merkeze koyduğunu fark etmeden yaşamaya başladığında, işte orada ince bir sınır aşılmış olur. Bu sınır çoğu zaman gürültüyle değil, sessizlikle geçilir. Günümüzde ise “Narsizm” dediğimiz olgu da tam olarak bu sessiz geçişin ve göstermelik tevazunun adıdır.
Narsizmi yalnızca kendini beğenmişlik, kibir ya da başkalarını küçümseme gibi kaba belirtilerle tanımlamak, meseleyi yüzeyde bırakmak olur. Zira modern narsizm, çoğu zaman yüksek sesle değil; incelikli, hatta çoğu zaman “makul” görünen davranış kalıplarıyla kendisini içten içe var ederek yapılır. Kişi, kendisini savunduğunu zannederken başkalarını yok saymaya; kendini ifade ettiğini düşünürken, karşısındakileri duymamaya başlar.
Bu durumun en dikkat çekici tarafı ise, çoğu zaman yapılan bu tekrarın bilinçli bir tercih olmamasıdır. İnsan, kendi haklılığını hep merkeze aldıkça, başkalarının varlığını, üretkenliğini fark etme kapasitesini yavaş yavaş kaybeder. Böylece narsizm, başka bir bakışla, karakter kusurundan ziyade, bir algı daralması hâline dönüşür.
Diplomatik bir bakış açısıyla ifade etmek gerekirse; narsizm, bireyin kendisini beğenerek yaşamla kurduğu ilişkinin sağlıksızlaşmasıdır. Bu sağlıksızlık, zaman zaman doğrudan çatışma üretmeyebilir; aksine çoğu zaman uyumlu, nazik, mütevazi ve hatta “anlayışlı” görünen bir dilin arkasına saklanır. Ancak bu görünümün ardında, karşılıklı etkileşimden çok, tek yönlü bir anlam dayatması algısı oluşur.
Özellikle politik kimliğe, kişiliğe sahip entelektüel ve siyasi liderlik zeminlerde bu durum daha da sofistike bir hâl alır. Kişi, fikir üretirken aslında kendini yeniden üretir; eleştiri yaparken, karşısındakini anlamaktan çok kendi doğrularını teyit eder. Böylece diyalog, yerini monoloğa; ortak akıl, yerini bireysel mutlaklığa bırakır.
Oysa sağlıklı bir bilinç, kendi haklılığından şüphe edebilme cesaretiyle başlar. İnsan, kendini sorgulayabildiği ölçüde başkasını anlayabilir. Bu anlamda narsizmin panzehiri, aslında yalnızca tevazu değil; aynı zamanda bir içsel ve düşünsel farkındalıktır.
Sonuç itibarıyla, farkında olunmadan gelişen narsizm, bireysel bir mesele olmanın ötesinde, zaman zaman toplumsal iletişimi zedeleyen görünmez bir bariyerdir. Bu bariyeri aşmanın yolu ise, kendimizi merkeze koymaktan vazgeçmek değil; aslında merkezin tek sahibi olmadığımızı idrak edebilmektir.
Çünkü hakikat, tek bir sesin yankısıyla değil; farklı seslerin bir orkestra gibi uyum içinde var olabildiği bir derinliktir.
Saygılarımla


