Bakur Kürtlerinin Birlik Olma Zamanıdır
Bugün Bakur’da Kürtlerin karşı karşıya olduğu temel sorun, yalnızca siyasal baskı ya da güvenlikçi politikalar değildir. Asıl sorun, ulusal bilincin parçalı, dağınık ve başkalarının gündemine endeksli hâle getirilmiş olmasıdır. Bu nedenle ilk ve en hayati adım, örgütlü bir kolektif ulusal bilinç inşa etmektir. Bu bilinç; bir partiye, bir lidere ya da tekil bir ideolojiye değil, Kürt halkının tarihsel, sosyolojik ve kültürel varlığına dayanmalıdır.
Kürtler, uzun yıllardır kimi örgütlerin ve ideolojik kalıpların dar alanına sıkıştırıldı. Bu daraltma, Kürtleri güçlendirmedi; tam tersine toplumsal enerjiyi böldü, ortak aklı zayıflattı.
Kürtlerin;
artık örgüt merkezli değil, halk merkezli düşünmelerinin zamanıdır. Mesafeli, sorgulayıcı ve bağımsız bir duruş, ulusal bilincin temel şartıdır.
Kürt halkı; insani değerlerini, siyasal iradesini ve İslami-kültürel özelliklerini koruyarak Ala Rengi’nin altında birleşebilecek bir tarihsel derinliğe sahiptir. Bu birliktelik, tek tipleştirici değil; çoğulcu, kapsayıcı ve onurlu bir birliktelik olmak zorundadır.
Kürdistan bugün siyasi olarak tanınmış bir devlet haritasına sahip olmayabilir. Ancak bu, Kürdistan’ın bir ülke olmadığı anlamına gelmez. Coğrafi sürekliliği, sosyolojik bütünlüğü ve tarihsel hafızasıyla Kürdistan büyük bir ülkedir. Bakur, Başûr, Rojava û Rojhilat‘e; le belê, Kürdistan yek welate. Bu gerçek, ne inkârla ne de makyajlı siyasetle ortadan kaldırılabilir.
Unutmamak gerekir ki Türkiye Cumhuriyeti devleti, Kürtlerin kazanımlarını minimize edebilmek için tarih boyunca kılıktan kılığa girmiştir. Bazen katliamlarla, bazen sert baskıyla, bazen süslü “kardeşlik” söylemiyle, bazen ümmet bilinciyle, bazen sosyalizm, bazen liberalizm gibi süslü cümlelerle aynı hedefi gözetmiştir: Kürtleri siyasal özne olmaktan çıkarmaktır hedefleri.
Bu nedenle başta Selahattin Demirtaş kardeşim “Selo Başkan” dâhil olmak üzere hiç kimsenin süslü laflara kanmaması gerekir. Ayrıca kişiler geçicidir; halk kalıcıdır. Sözler değil, haklar ve statü esastır.
Biz Kürtler, dünyadaki tüm insanlık ailesiyle kardeşçe yaşayabiliriz. Elbette Türkler de bu ailenin içindedir. Ancak kardeşlik hukuku, eşitlik hukukunu esas alır. Eşit olmayanın kardeşliği, gerçekten söylenen bir söz değildir. Yaratmak istedikleri, onlara bir bağlılık ve itaat ilişkisidir. Kürtler bunu asla kabul etmemelidir.
Biz Mezopotamya’nın sahibi ve asli unsurlarıyız. Bu topraklarda tarih yazan, kültür üreten, uygarlık inşa eden halklardan biriyiz. Başkaları bu coğrafyaya daha sonra gelmiştir; bu bir düşmanlık değil, tarihsel bir hakikatin dile getirilmesidir.
Biz Türk, Fars ya da Arap kökenli değiliz.
Biz Kürdüz.
Ve Kürdistan, siyasi bir devlet olarak tanınmasa da, coğrafi sınırlara sahip bizim ülkemizdir.
Bu gerçeği savunmak hiçbir şekilde suç değil; bir halkın kendine ve ülkesine olan saygısıdır.


