Basına ve Kürt Kamuoyuna Notumdur,
Yarım asra yaklaşan bir tarih; on binlerce ölüm, milyonlarca göç, yakılmış şehirler, parçalanmış hafızalar…
Bu ağır bedellerin ardından Kürt halkının kazanımlarını esas alan ve temelde yapılan her görüşme elbette kıymetlidir. Ancak mesele, görüşmenin kendisi değil; içeriğinin ne olduğu ve Kürt halkın elli yıllık mücadelesinin sonucunda onuruna ne sunduğudur.
“Kararlılıkla sürdürülecek süreç” ifadesi kulağa çok hoş geliyor. Fakat kararlılık kimin lehine, hangi hakikat temelinde?
Eğer süreç; eşit yurttaşlık, anayasal güvence, kimliğin açık ve net tanınması zeminine oturmuyorsa, o zaman bu kararlılık yalnızca yönetilebilir bir sessizliğin kararlılığından başka bir şey değildir.
Demokratikleşme vurgusu yapılırken, Kürt halkının kolektif varlığı açıkça telaffuz edilmiyorsa;
özgürlükten söz edilirken anadilin statüsü, Avrupa yerel yönetimler yasası, Kürtlerin kimliklerinin siyasal temsiliyetin güvence altına alınması net biçimde ortaya konulmuyorsa;
bu söylem, İmralı heyetinin iyi niyet beyanından öteye geçmez.
Barış; soyut bir temenni değil, somut hakların adıdır.
Barış; teşekkür metinleriyle değil, yapılacak bir anayasal değişimle, hukukî güvenceyle ve açık toplumsal mutabakatla tabanda inşa edilir.
Kürt meselesi bir “komisyon raporunun” üst başlığı değildir. Bir heyetin getirip götürdüğü mesajlarıyla çözülebilir bir mesele hiç değildir.
Yüzyıllardır mücadele eden bir halkın varlık meselesidir.
Ve varlık meselesi, geçiştirildikçe ve geciktirildikçe çözülmez; sadece ertelenir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; yalnızca diplomatik nezaket değil, tarihsel cesarettir.
Eğer bu süreç gerçekten yeni bir sayfa olacaksa, o sayfa eşitlik mürekkebiyle yazılmalıdır.
Aksi halde tarih, bu dönemi bir fırsatın daha heba edilişi olarak sayfalara kaydeder.
Saygıyla fakat açık bir iradeyle ifade ediyorum:
Kürt halkı artık sembollerle değil, haklarlarla ve elde edeceği statüyle konuşmak istiyor.


