Kürdistanî siyasi iradeye bir çağrı
Başta Birêz Kâk Mesûd Barzanî olmak üzere Kürdistan Bölgesi Başkanlığına, Başbakanlığına, Bafıl ve Qubat Talabanî’ye; KDP, YNK, Goran ve diğer bütün Kürdistanî bileşenlere sesleniyorum.
İçinde bulunduğumuz dönem, yalnızca siyasi dengelerin değiştiği bir süreç değildir. Kürd milletinin kolektif kimliğinin, toplumsal hafızasının ve kurumsal geleceğinin yeniden sınandığı tarihsel bir eşiktir. Etrafımızdaki ateş çemberi, farklı siyasi görüşlere sahip bütün Kürdistanî çevrelerin önüne ortak bir sorumluluk koymaktadır: Halkımızın kazanımlarını korumak ve gelecek kuşaklara güvence altında bir siyasi varlık bırakmak zorundasınız; zorundayız.
Rojava’da kazanımların maalesef teslimiyetle sonuçlanabileceğine ilişkin kaygılar, Rojhılat’ın geleceğini kuşatan belirsizlik ve Bakur’da entegrasyonun ulusal kimliği ve siyasi talepleri aşındırabileceğine ilişkin endişeler, elbette birbirinden bağımsız düşünülemez. Her parçanın kendine özgü koşulları vardır; ancak birinde yaşanan kayıp, diğerlerinin toplumsal güvenini ve gelecek tasavvurunu da doğrudan etkiler. Bu nedenle ortak sorumluluk, farklılıkları yok saymadan dayanışmayı kurabilmeyi gerektirir.
Ben şahsen, her zerresini karış karış gezdiğim Başur Kürdistan’ını yalnızca bir coğrafya olarak görmüyorum. Başur, ağır bedellerle oluşmuş bir toplumsal hafızanın ve kurumsallaşmış siyasi bir iradenin taşıyıcısıdır. Bu birikim, yöneticilerine mevcut düzeni sürdürmenin ötesinde, çok daha önemli ve ulvi bir görev yüklemektedir.
Bu görevin ilk şartı, iç bütünlüğün güçlendirilmesidir. Parti aidiyetinin ortak yurttaşlık bilincinin önüne geçmediği, kamu kurumlarına duyulan güvenin yeniden tesis edildiği ve gençlerin geleceklerini ülke dışında aramak zorunda kalmadığı bir toplumsal düzenin kurulması, tarihsel hedeflerin acilen sağlam bir zemine oturtulmasıyla mümkündür. Ulusal dayanışma; adalet, liyakat, şeffaf yönetim ve toplumsal katılımla gündelik hayatta bir an evvel karşılık bulmalıdır. Unutulmamalıdır ki halkın ortak kurumlara duyduğu güven, siyasi kazanımların en güçlü dayanaklarından biridir.
Bu toplumsal zemin güçlendirildiğinde Başur’un federal yapısı, federal Irak devleti içerisinde bir yıldız gibi parlayacak; tarihî Kürdistan vilayetleri ve kasabaları da bu parlayan yıldızın içerisinde bir an önce yerlerini almak için birbirleriyle yarışacaklardır.
Irak içindeki tarihsel Kürdistan alanlarına ilişkin talepler; diplomasi, anayasal mekanizmalar ve yerel halkın özgür iradesi temelinde, demokratik ilkelerle savunulmalıdır. Gerektiğinde yerel referandumlar, uygun hukuki ve siyasi koşullar oluşturularak, halkın kendi yönetim geleceğine ilişkin tercihlerini ortaya koyabileceği demokratik araçlar olarak değerlendirilmelidir.
Tarihsel aidiyet, anayasal statü ve bugünkü halk iradesi birbirini destekleyebilir; fakat birbirinin yerine geçmez. Bir bölgenin geçmişteki kimliğini savunurken, bugün orada yaşayan bütün toplulukların haklarını ve güvenliğini de elbette gözetmek gerekir. Kalıcı meşruiyet, Kürdlerin taleplerini Arapların, Türkmenlerin, Asurîlerin ve diğer toplulukların eşit haklarıyla birlikte güvence altına alabilecek demokratik bir yönetimle oluşur.
Irak sınırları dışındaki Kürdistan coğrafyasıyla ilişkiler ise farklı bir düzlemde ele alınmalıdır. Burada Başur’un tarihsel sorumluluğu; diplomatik dayanışmayı, kültürel bağları, ekonomik iş birliğini ve hakların korunmasına yönelik ortak girişimleri geliştirmektir. Her parçanın halk iradesini ve siyasi özgünlüğünü gözeten bir yaklaşım, ortak geleceğe daha sağlam bir temel sunacaktır.
Sizlerden beklenen, günlük siyasi rekabetin ötesine geçerek ortak bir gelecek iradesi oluşturmanızdır. Bunun için düzenli istişare, üzerinde uzlaşılmış diplomatik hedefler, hesap verebilir kurumlar ve toplumun farklı kesimlerini kapsayan bir yönetim anlayışı gereklidir. Diasporanın demokrasi tecrübesini, bilgi birikimini, ilişkilerini ve ekonomik kazanımlarını da bu sürece katmalısınız.
Bunun zor bir görev olduğunu biliyorum. Bölgesel güç dengeleri, ekonomik bağımlılıklar ve geçmişten gelen güvensizlikler kolayca aşılabilecek engeller değildir. Fakat biliyorsunuz ki tarihsel sorumluluk, tam da bu güçlüklerin içinde anlam kazanır.
Unutmayınız: Zoru başaranlar, halklarının kalbinde ve ülkelerinin kadim topraklarında kalıcı bir yer edinirler. Bugün ihtiyaç duyduğumuz rehberlik; halkın iradesini ortak kurumlarla buluşturan, haklarını diplomasiyle savunan ve gelecek kuşakların onurunu güvence altına alan bir siyasi cesarettir.
Maaruf Ataoğlu
30 Eylül 2026


