BEHROOZ SHOJAI’YE CEVAP
Halk Adına Konuşmak Değil, Halkı İçin Sorumluluk Almak
Sevgili Bram,
“Halkın Adına Konuşmak: Bir Vekâletsiz Temsil Eleştirisi” başlıklı yazınızı dikkatle okudum.
Öncelikle şunu açık ifade etmek isterim: Yazınız, önceki metinlerinize kıyasla daha sistematik, daha tartışılabilir, daha yapıcı ve ciddi bir teorik çerçeveye sahiptir. Bu nedenle cevabımı kişisel bir polemik diliyle değil, fikirlerinizi ciddiye alan, eleştirilerinizi dikkate değerlendirerek ve ortak bir siyasal zemine bakış oluşturabilme imkânını önemseyen bir sorumlulukla kaleme alıyorum.
Çünkü bugün Kürt halkının en fazla ihtiyaç duyduğu şey; birbirimizi tüketen polemikler değil, birbirimizi tamamlayan ortak akıllardır.
Benim ölçüm asla şahıslar değildir.
Benim ölçüm, Kürdistan ve Kürt halkının geleceğidir. Ömrümün son çeyreğinde bu geleceğin şekillenmesi için bir katkı sunabilmenin çabasıdır.
1. “Halkın Sesi Kimdir?” Sorusuna Cevabım
Yazınızda en temel itirazınız, benim kendimi “halk gerçekliğinin sözcüsü” gibi konumlandırdığım yönündedir.
Bunu algıyı doğru bulmuyorum.
Ben hiçbir yazımda, hiçbir konuşmamda kendimi Kürd Milli platformunun ve dolayısıyla Kürd. halkının temsilcisi, mutlak sözcüsü veya halk adına konuşma yapma yetkisine sahip biri olarak tanımlamadım ve böyle bir talebim söz konusu değildir.
Ben yalnızca Kürt halkının içinden gelen, bu halkın acılarını, kırılmalarını, yenilgilerini, umutlarını ve dağınıklığını kendi aile hayatımda da üç kuşak boyunca bu yukarıda saydıklarımı yaşamış bir insan olarak sadece kanaatimi ifade ediyorum.
Benim durduğum nokta bir temsil iddiası değil, görevini üstlendiğim bir sorumluluğun beyanıdır.
Maalesef son on yıldır kimi zorunlu sebeplerden dolayı bende “sizler gibi” diasporada yaşama kervanına katılmak zorunda kaldım. Evet bu sebeple bende sizin gibi diasporadan yazıyorum.
Zorunlu bir durumda olmam sebebiyle altmış beş yaşımdan sonra ben de Avrupa’da yaşıyorum.
Ancak diasporada yaşamak, bizim gibi yüreği yanan insanların halkına dair, sorumluluk alma ve söz söyleme hakkını ortadan kaldırmaz. Eğer öyle olsaydı, bugün sizler gibi Kürt halkının yetiştirdiği kıymetli evlatları siyasi, kültürel ve entelektüel hayatının çok önemli bir kısmını diasporada susarak geçirirdi.
Mesele nerede yaşadığımız değil, nasıl bir sorumlulukla ve yürek yarasıyla konuştuğumuzdur.
Benim yazılarım beni bağlar.
Sizin yazılarınız da sizi.
Hiçbirimizin tek başına Kürt halkı adına mutlak hüküm verme karar kılma veya direkt yönlendirme şansı da yetkisi de yoktur. Bizim amacımız halkımızın Ulusal Mücadelesini canlı tutabilme ve kurtuluşa yönelik umutlarını korumalarına yardımcı olabilme çabasıdır.
Bu vesileyle hepimizin Kürt halkının geleceği için düşünme, yazma, eleştirme ve katkı sunma sorumluluğumuz var ve bundan kaçamayız.
2. Bu nedenle “Vekâletsiz Temsil” Eleştiriniz Kısmen Haklı, Ama Biraz Eksik Buluyorum.
Kürt siyasi tarihinde “halk adına konuşmak” iddiasının çoğu zaman otoriter yapılara, kapalı örgütsel akıllara ve hesap vermeyen akıla zemin hazırladığı ve halkımıza çok büyük zararlar verdiği aşikardır.
Bu konuda size katılıyorum.
Kürt halkı adına konuştuğunu söyleyen birçok kişi, yapı, zamanla Kürt halkına hesap vermeyen, kutsanan, kişi ve lider figürleriyle, kutsiyet atfedilen bir üst akla dönüşmüş durumdadırlar.
Bu acı tecrübeyi elbetteki hiç birimiz görmezden gelemeyiz.
Ancak buradan hareketle her yeni ortak zemin arayışını, her platform girişimini, her kolektif çabayı daha baştan “vekâletsiz temsil” olarak tanımlayıp mahkûm etmek ve yeni bir şeyin oluşmasını engellemek de doğru değildir.
Çünkü Milletler yalnızca hazır kurumlarla temsil edilmezler.
Bazen mücadele içerisinde kimi konjonktürel durumlarda yeni kurumlarda bu temsil arayışının içinden doğarlar.
Bazen platformlar, yeterli olmayan eksik metinleriyle de yola çıkar; tartışıldıkça, eleştirildikçe, genişledikçe ve hesap verebilir hale geldikçe de gelişir ve olgunlaşır.
Ben Kürt Millî Platformu’nu kusursuz, tamamlanmış, halkın tamamını temsil eden bir yapı olarak zaten görmüyorum.
Tam tersine;
Bu platformun elbette bir çok eksikleri vardır.
Kimi temsil sorunları vardır.
Metinsel yetersizlikleri vardır.
Ayriyeten ve en önemlisi demokratik müzakere mekanizmalarını olgunlaştırmak suretiyle güçlendirmesi gerekir.
Daha fazla kadın, genç, aydın, akademisyen, iş insanı, emekçi, inanç ve bölge temsilcisiyle görüşmeler yapmak suretiyle genişlemesi gerekir. Arkadaşlarımızda bu çalışmaların çabası içerisindedirler.
Bütün bu eksiklerimiz olmasına rağmen, sizin gibi kıymetli akademisyenlerimiz tarafından bize yapacağınız eleştiriler platformu yok saymak için değil; daha iyi hale getirmek için bir gerekçe olmalıdır.
3. Eleştirinin Bir Dışlama Değil, Olgunlaştırma Aracı Olmalıdır
Sizin yazınızda değerli bulduğum bir temel nokta şudur:
Size göre Platformun teorik sınırlarını, kavramsal eksiklerini ve siyasal hedefteki bazı belirsizliklerini tartışmaya açıyorsunuz.
Bu çok kıymetlidir.
Kürt siyaseti uzun zamandır ya kör bağlılık ya da kör düşmanlık üzerinden şekilleniyor maalesef.
Oysa bizim ihtiyacımız olan şey, üçüncü bir yoldur:
Ne kör bağlılık,
ne yıkıcı düşmanlıktır,
elbette sorumlu bir eleştiriyle olgunlaşan bir yapıya kavuşması önceliğimizdir.
Benim yaklaşımım da budur.
Kürt Millî Platformu elbetteki eleştirilemez değildir.
Mutlaka eleştirilmelidir.
Eksikleri söylenmelidir.
Metinleri sizin gibi akademisyenlerimizin fikir katkılarıyla daha da güçlendirilebilir bir hale gelmesidir.
Size göre net olmayan hedefler daha da net hale getirilmelidir.
Kavramsal çerçevesi genişletilmelidir.
Fakat bütün bunlar yapılırken, henüz yolun başında olan bir ortak zemin arayışını tamamen itibarsızlaştırmakta ne size nede Kürt halkına bir fayda sağlamaz.
Bizler bu platformu eleştirirken, aynı zamanda yön vererek destekleyen bir olgunlukla davranmalıyız. Bir akademisyen olarak sizlerde bu platformu eleştirirken bunu yapıcı bir sorumluluk olarak görmelisiniz diye düşünüyorum.
Çünkü mesele platformu alkışlamak ya da mahkûm etmek değildir.
Mesele, onu dahada geliştirerek Kürd milletinin ortak siyasal aklına hizmet edecek bir zemine dönüştürmektir.
4. “Peşinen Vereyim” Cümlesi İse Maksadı Aşan Bir Cümledir
Yazınızda, “üstünlük elde etme niyetiniz varsa, onu da peşinen size vereyim” cümlemi bir egemenlik ilanı olarak yorumlamışsınız.
Bu yorumunuzu çok ağır buluyorum.
Ben o cümleyi, sizin şahsınızı küçümsemek veya kendimi üstün bir konuma yerleştirmek için kurmuş değilim. Daha açıkçası siz bu konuda teorisyen bir akademik kimliğe sahip olduğunuzu öğrendiğim için peşinen öncülüğü size bırakayım diye vurgulama isteğimdir. “Sezarın hakkı Sezar’a teslim etme anlamında.” Aslında tartışmanın kişisel üstünlük yarışına dönüşmemesi gerektiğini alçak gönüllük ile ifade etmek istedim.
Çünkü Kürt aydınları arasında üstünlük ispatı maalesef çok sık gördüğümüz bir eksiklik “hatta hastalık” derecesine varan bir durum olmasından dolayı akademik ve bilgi üstünlüğünü size bırakmak istedim.
Gözlemleyebildiğim kadarıyla halkımızın ortak geleceği ile ilgili nazı hususlarda çoğu zaman bu haklılık yarışının altında eziliyor.
Aslında vurgulamak istediğim:
Sizi tenzih ediyorum “bazı akademisyen kimlikli kimseler” benim Üniversite diplomamın olmaması sebebiyle yazdığım bu yazıları “robota yazı yazdıran bir “ummi” okur yazarlığı bile şüpheli biri olarak tanımlamış olmalarından dolayı sizinle çok derin akademik ve felsefi konularda tartışmayı sürdürmemek istedim. Tabiki bu iyi niyetli olmayan akademisyenlerin tanımlamaları benim doğru bildiğim, “bilgimle sınırlı olma” çerçevesinde Kürd sorununu tartışmaktan asla alı koymaz. Çünkü benim diplomam 1925 Şeyh Said isyanıyla başlayan üç kuşaktır devam eden bir ailenin heybesindeki yaşanmışlığın, mücadelesini,tecrübelerini ve acılarını kapsamaktadır.
Benim derdim kimseye üstün gelmek değil, ortak bir akıl üretmek ve Kürd Milletinin ulusal kurtuluş mücadelesine bir tuğla da olsa ilaveten katabilmektir.
Bu cümlenin sizde böyle bir izlenim bırakmış olmasına çok üzüldüm ve bunu dikkate alacağım elbette.
Bundan sonra ifadelerimi bu hassasiyeti gözeterek kurmaya da özen göstereceğim.
Ama niyetimin asla bir üstünlük hiyerarşisi kurmak olmadığını da açık yüreklilikle ifade etmek isterim.
5. Egemenlik Meselesi: İtirazınızın Ciddiye Alınması Gereken Tarafı Var Elbette
Yazınızın en önemli kısmı, egemenlik tartışmasına ilişkindir.
Burada sizin eleştirinizin bütünüyle haksız olduğunu söyleyemem.
Evet, Kürt Millî Platformu’nun metinlerinde egemenlik, self-determinasyon, kurucu irade, statü ve kolektif siyasal haklar konusu gayet açıktır. Belki bir akademisyen gözüyle daha açık, daha güçlü ve daha mekanizmalı biçimde ifade edilebilinirdi elbette. Buna benim bir itirazı olmaz zaten. Fakat bana teklif edilen görevi hukukçu olan 25 yaşındaki genç oğlumdan katkı almak suretiyle mümkün olabildiğince en ideal metni yazabildiğime inanıyorum.
Bu konuda yapılacak eleştirileri de değerli bulurum.
Ancak benim ayrıldığım nokta şudur:
Ben egemenlik fikrinin ertelenmesini savunuyor değilim.
Ben egemenlik fikrinin toplumsal zemininin mutlaka oluşturulması için birlikteliğin oluşması gerektiğini savunuyorum.
Çünkü egemenlik çağrı metnine yalnızca güzel kavramlar yazmakta değildir.
Egemenlik;
kurum ister,
örgütlü toplum ister,
ortak bilinç ister,
hukuki kapasite ister,
ekonomik dayanışma ister,
dil ve eğitim kurumları ister,
siyasal temsil gücü ister,
uluslararası ilişki ağı ister.
milli burjuvaziyi oluşturmak ister.
Bunlar olmadan egemenlik iddiası, halkın zihninde bir hedef olmaktan çıkıp soyut bir slogan haline dönüşebilir.
Benim savunduğum aşamalılık, egemenliği belirsiz bir geleceğe ertelemek değil; aslında benim savunduğum aşamalılık, egemenlik fikrini taşıyabilecek toplumsal, siyasal ve kurumsal bir zemini inşa etmektir.
6. “Sekansiyel Egemenlik” Kavramına Yaklaşımım
“Sekansiyel egemenlik” kavramınız üzerinde durulması gereken bir kavramdır.
Bu kavramı zaten bütünüyle reddetmiyorum.
Hatta doğru tartışılırsa, Kürt Millî Platformu’nun metinsel ve siyasal derinliğine oldukça katkı sunabilecek bir çerçeve olduğunu da düşünüyorum.
Kürt halkının kendi dil kurumlarını, eğitim ağlarını, hukuk savunma mekanizmalarını, ekonomik kooperatiflerini, yerel meclislerini ve kültürel kurumlarını kurması elbette yalnızca bir tanınma talebi değildir.
Bunlar aynı zamanda kendi kendini yönetme iradesinin pratik biçimlerinin tecrübe edinmesini oluşturur.
Bu noktada sizinle aramızda tamamen kapalı bir ayrım da görmüyorum.
Benim itirazım, bu kavramların halkın mevcut dağınıklığı, korkuları, yorgunluğu ve siyasal parçalanmışlığı dikkate alınmadan tepeden bir kurucu teoriye dönüştürülmesinedir.
Yani kavram doğru olabilir.
Ama doğru kavram, doğru toplumsal zemine oturtulmadığında bize doğru sonuç üretmeyebilir.
Bu nedenle bence yapılması gereken şey, sizin bu tür kavramsal katkılarınızı platformun metinlerine ve tartışma zeminine bir bileşen olarak taşımaktır.
Dışarıdan yıkıcı bir eleştiri olarak değil, içeriden yön verici, katkı sunucu biri olarak sizi aramızda görmektir.
7. Rojava Örneği Üzerine
İzninizle “Rojava değil” Güney batı Kürdistan olarak doğru tanımlayalım. Yaptığınız değerlendirme elbette tartışılmaya değerdir.
Güney batı Kürdistan’da muazzam bir örgütlenme, fedakârlık ve kurumsallaşma deneyimi yaşandığı doğrudur. Ancak Güney Batı Kürdistanda eksik olan ulusal ruhtu. Dar ideolojik söylem ile Kürdistan sosyolojisine aykırı komün yaşam ve önderliğin fetişizmi ile süslenmiş kızıl yıldızlı flamalar işin başından beri malumun ilanı olacağı çok önceden belliydi.
Aynı şekilde, egemenlik meselesinin jeopolitik dengeler içinde yeterince güçlü bir Ulusal statüye dönüşemediği de ortada olan bir gerçekliktir.
Ayriyeten Güney Batı Kürdistandaki örgütlü gücü yalnızca “egemenlik talebinden vazgeçildiği için eriyen bir yapı” olarak okumakta belki biraz eksik olur.
Güney Batı Kürdistanda bölgesel kuşatma, uluslararası güç dengeleri, Türkiye’nin askeri müdahaleleri, Suriye rejimi, Rusya, ABD, İran ve özellikle İmralı gibi çok katmanlı faktörlerin baskısı altında olması ve direkt olarak İmralının talimatıyla yönetilmesi, yönlendirilmesi sonucunda akibeti belli bir kaçınılmaz sona uğramıştır.
Yani mesele yalnızca kavramsal tercihler de değildir.
Aynı zamanda güç dengesinin iyi analiz edilmememesidir. Eğer başka uluslararası destekler arama ve ittifaklar geliştirme becerisi oluşturabilselerdi, Düzrzi, Nusayri ve Kürd ittifakı oluşturarak bir federasyon modeli oluşturmak için uluslararası konjektür de buna son derece müsaitti.
Bu nedenle Güney batı Kürdistan’dan çıkarılacak ders şudur:
Kurum inşa etmek yetmez.
Egemenlik ruhu ve ufku mutlaka gerekir.
Ama egemenlik ufku da tek başına yetmez.
Onu koruyacak askeri, diplomatik, ekonomik ve toplumsal kapasiteyi de oluşturmak zorunludur.
Bu noktada belki bizim ortaklaşabileceğimiz yer tam da burasıdır.
8. “Kırolaştırma” Kavramına İtirazım İse Hala Devam Ediyor
“Kırolaştırma” kavramını kişisel hakaret olarak değil, yapısal bir analiz olarak kullandığınızı söylüyorsunuz.
Bunu kendime not ediyorum.
Ancak yine de bu kavramın Kürt toplumunda yaratacağı psikolojik etkiyi lütfen dikkate almanızı ısrarla öneriyorum.
Böylesi bir kavram akademik literatürde açıklanabilir belki fakat;
bu tanımlama kuzey Kürdistan halkının önemli bir kesiminde aşağılanma, küçümsenme veya dışlanma hissi yaratıyorsa, ki yaratıyor siyasal kullanımında çok daha dikkatli olmanız gerekir diye düşünüyorum.
Kürt halkı zaten yüzyıldır inkâr edilmiş, aşağılanmış, dili ve kimliği hor görülmüş bir halktır.
Bu halkın iç tartışmalarında da böylesine yaralayıcı çağrışımları olan kavramlarla konuşmak, doğru bir siyasal sonuç üretmez.
Benim itirazım sizin analiz yapma hakkınıza asla değildir.
Benim itirazım, bu tür kavramların Kürt iç tartışmasında kolayca damgalama aracına dönüşmesi riskinedir.
Çünkü bizim meselemiz yalnızca doğru kavramı bulmak değildir.
Bizim meselemiz, yaralı bir halkın kendi içinde yeniden birliğe ve direnişe güven kurmasını sağlamaktır.
9. Çoğulculuk ve Ortak Zemin
Yazınızda diyorsunuz ki:
Bağımsızlıkçı, federalist ve özerklikçi aynı çatı altında bulunabilir; ama ortak taban self-determinasyon ve Kürt kurucu iradesi önden mutlak hedef olarak mutlaka konulmalıdır.
Bu görüşünüzü elbette dikkate değer buluyor ve destekliyorum.
Ben de Kürt halkının kolektif siyasal iradesinin tanınması gerektiğini savunuyorum zaten.
Ancak burada dikkat etmemiz gereken bir nokta var:
Ortak zemin öyle kurulmalıdır ki, hiçbir Kürt eğilimini daha baştan dışlanmasın. Ayriyeten ülkedeki anti demokratik uygulamalar nedeniyle oradaki insanların yasalar karşısında zora sokmadan onları korumak durumundayız.
Bağımsızlıkçı kendini orada bulabilsin.
Federalist kendini orada bulabilsin.
Özerklikçi kendini orada bulabilsin.
Kültürel haklardan başlayan ama siyasal statü tartışmasına kapalı olmayan insanlar da kendini orada bulabilsin.
Eğer platform daha kuruluş aşamasında yalnızca en yüksek politik hedef üzerinden kendisini tanımlarsa başka yapılar gibi “BİRLEŞİK BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN” ‘ı hedefleyerek, sonrasında demokratik entegrasyona evrilmesi gibi, Kürdlüğü yok sayıp kültür realist hakları bile istemezse bu halkımıza yeniden çok daha büyük travmalar yaşatacaktır. Bu sebeple önceki tecrübelerin bize yaşattığı acıları dikkate alarak halkımızın konulacak olan yüksek çıta sebebiyle kendisini kandırılmış olarak görmesi nedeniyle geniş halk kesimlerini kapsama kapasitesini de elde edemeyebiliriz.
Ama eğer hedeflerimizi tamamen belirsiz bırakırsak, bu defa sizinde belirttiğiniz gibi haklı olarak eleştirdiğiniz “egemenliksiz tanınma” riskine de düşebiliriz.
O halde, bana göre doğru yol şudur:
Hem geniş kapsayıcılık,
hem de Kürt halkının kurucu iradesini ve self-determinasyon hakkını metinsel olarak belkide biraz daha açık biçimde tanıyan bir siyasal çerçeveyi esas almalıyız. Size göre eksiklikler olsada ben hala bizim metnimizin bunu kapsadığını düşünüyorum.
Buna rağmen bu hastaki eleştirinizin platform için ileriye yönelik katkı değeri taşıdığını da düşünüyorum.
10. Platform Adına Size Yapıldığını Söylediğiniz İthamları Doğru Bulmuyorum
Burada çok net ve açık konuşmak istiyorum.
Benim yazılarım beni bağlar.
Ben hiçbir yazımda size ya da başka birine devletle ilişki, istihbarat bağlantısı, talimat alma, ihanet veya benzeri ağır suçlamalar, ithamlar yöneltmedim.
Böyle bir dilide asla doğru bulmam.
Kürt siyasetinin en büyük hastalıklarından biri de budur:
Fikir tartışması yapamadığımız yerde hemen ihanet, ajanlık, dış güç, talimat, işbirliği veya okur yazar değil robota yazı yazdırıyor gibi suçlamalara sığınanlarımız oldukça fazladır.
Bu dil Kürt halkına zarar veren bir dildir, bana göre derhal terkedilmelidir.
Eğer platform adına size karşı bu tür ithamlar yapılmışsa, bunu kesinlikle doğru bulmuyorum. Ama platformun yürütme kurulu veya sözcülerinden aldığım bilgi platformun size karşı böyle bir söyleminin olmadığını belirttiler. Platformun bileşenlerinden bir şahsın böyle paylaşım yaptığını söylediler.
Buradan açıkça bir çağrıda bulunmak istiyorum.
Size karşı bu haksız ve çirkin ifadeleri kullanan kişi de bu ifadelerini behemehal geri çekilmelidir. Size karşı kullanmış olduğu bu haksız, kırıcı ve itham edici dilden dolayı özür dilemelidir.
Benim bundan haberim yoktu.
Haberim olmuş olsaydı, bu üslubu doğru bulmadığımı önceki yazılarımda da ifade ederdim.
Çünkü biz Kürdler artık fikir eleştirisi ile kişisel karalamaları birbirinden ayırmak zorundayız.
11. Benim İçin Sizin Eleştirilerinizden Yararlanılacak Çok Şeyler Var
Sizin yazınızda katılmadığım birçok noktada var.
Sizin Tabirinizle Platform;
temsil sorununu daha açık tartışmalıdır,
meşruiyet mekanizmasını güçlendirmelidir,
kurucu irade kavramını daha net ele almalıdır,
self-determinasyon meselesinin yazımında eksiklikler var bunlar gidermeli ve muğlak bırakmamalıdır,
egemenlik ufkunu sizin önerilerinizle belkide daha açık ifade etmelidir,
demokratik iç tartışma kültürünü mutlaka geliştirmelidir,
dışarıdan gelen eleştirileri düşmanlık olarak değil, yararlanılacak imkân olarak görmelidir.
Bunları söylemek tabiki platforma ihanet değildir.
Tam tersine, platformun daha güçlü hale gelmesi için bir nevi sorumluluk üstlenmektir.
Benim ise platforma olan yaklaşımım şöyledir:
Ne körü körüne savunmak,
ne de insafsızca eleştirerek onu mahkûm etmek.
Eksikliklerini söyleyerek sahiplenmek.
Yanlışlarını düzeltmelerini önererek güçlendirmek.
Eleştiriyi yıkım değil, inşa aracı haline getirmek.
12. Asıl Ayrışma Noktamız
Siz diyorsunuz ki:
Ortak zemin Kürt kurucu iradesi üzerine mi kurulacak, yoksa mevcut devletlerin tolerans sınırları içinde mi kalacak?
Bu soruyu oldukça önemli buluyorum.
Benim cevabım şudur:
Kürt halkının ortak zemini elbette mevcut devletlerin lütfu, toleransı veya verdiği iznin sınırları içerisinde kurulamaz.
Kürt halkı tarihsel bir halktır.
Kürdistan bağımsız olmasada sosyolojik gerçekliğiyle coğrafi sınırları bellidir;
Ülkesi, dili, coğrafyası, hafızası, kültürü ve kolektif iradesi olan kadim bir millettir.
Bu nedenle Kürt halkının siyasal geleceği, yalnızca mevcut devletlerin güvenlikçi bakışıyla veya dar anayasal sınırlarıyla belirlenemez.
Ancak bu hakikati söylemekle onu hayata geçirmek arasında ciddi bir mesafe vardır.
Benim üzerinde durduğum yer tam da bu mesafedir.
Siz daha çok teorik hedefe vurgu yapıyorsunuz.
Ben ise bu hedefin toplumsal, kurumsal ve siyasal taşıyıcılarını hangi koşullarda ve nasıl inşa edeceğimizi önemsiyorum.
Aslında bu iki yaklaşım birbirini dışlamak zorunda da değildir.
Tam tersine, doğru bir zeminde buluşursak belkide farklılığımız birbirini tamamlayabilen düşüncelerdir.
13. Kişisel Polemik Yerine Ortak Akıl
Sayın Shojai,
Bu tartışmanın platform ile sizin veya ikimizin arasında kişisel bir hesaplaşmaya dönüşmesini asla istemiyorum ve doğruda bulmuyorum.
Ne sizin yazılarınız beni düşman yapar,
ne benim cevaplarım sizi düşman ilan eder.
Biz aynı halkın farklı düşünce kanallarından konuşan ve farklı düşüncelere sahip olan mensuplarıyız.
Elbette sert tartışacağız.
Elbette birbirimizi eleştireceğiz.
Elbette kavramları, metinleri, stratejileri sorgulayacağız.
Ama bunu yaparken kesinlikle birbirimizi tüketmemeliyiz.
Çünkü Kürt halkının kaybedecek ne zamanı, ne enerjisi nede insan kaynağı kalmıştır.
Bugün bize gereken şey;
kavramsal derinlik ile halk gerçekliğini,
teorik bilinç ile pratik örgütlenmeyi,
egemenlik ufku ile toplumsal kapasite inşasını,
eleştiri hakkı ile ortak sorumluluğu bir araya getirebilmektir.
Sonuç: Eleştirerek Sahiplenmek, Sahiplenerek Yol Almak
Ben Kürd Millî Platformu’nun eksiksiz, kusursuz, tamamlanmış bir yapı olduğunu iddia etmiyorum.
Ama Kürd halkının ortak siyasal zemine olan ihtiyacını da hiç bir Kürd bu aşamada görmezden gelemez.
Bu nedenle tavrım nettir:
Platform eleştirilmelidir.
Ama yıkmak için değil, geliştirmek ve yapmak için.
Eksikleri söylenmelidir.
Ama itibarsızlaştırmak için değil, tamamlamak için.
Kavramsal zayıflıkları gösterilmelidir.
Ama ortak zemin arayışını boğmak için değil, daha güçlü bir hale getirmek için.
Sizin yazılarınız da bu anlamda doğru değerlendirildiğinde, platform için bir tehdit değil; aksine bir uyarı ve katkı imkânı olabilir.
Yeter ki hepimiz kişisel kırgınlıkları, üstünlük yarışlarını ve itham dilini bir kenara bırakalım.
Çünkü günün sonunda mesele ne Behrooz Shojai’dir, ne Maaruf Ataoğlu’dur, ne de platformun içinde herhangi bir dar iç denge.
Mesele Kürd halkının ulusal geleceğidir.
Ben bu geleceğin oluşumuna katkı sunmak için eleştiren ama yıkmayan, sahiplenen ama körleşmeyen, düşünen ama halktan kopmayan bir siyasal olgunlukla kurulabileceğine inanıyorum.
Sevgi Saygılarımla

