BEHROOZ SHOJAI’YE İKİNCİ – SON KEZ AÇIK CEVAP
“Kavramların Gösterişi ile Halk Gerçekliği Arasındaki Fark”
Sayın Behrooz Shojai Bram,
Öncelikle şunu açık ifade edeyim:
Eğer siz bir çağrı metniyle bin yıldır çözüm bulamamış Kürd sorununun çözüleceğini düşünüyorsanız, bu konuda size başarılar dilemekten başka bir şey diyemiyorum. Ancak benimle fikir tartışması yaparak bir üstünlük elde etme niyetiniz varsa, onu da peşinen size vereyim ve birbirimizi incitmeyelim.
Ben fikir tartışmasından çekinen biri de değilim. Aksine, Kürd milletinin geleceği adına yapılan ve yapılacak her ciddi akademik ve teorik tartışmayı çok değerli görür, ondan bilgilenmeye çalışırım.
Ancak teori ile siyasal kibrin, kavramsal derinlik ile halktan kopuk bir entelektüel gösteri yapmanın aynı şey olmadığına inanırım.
Sizin son metniniz tam da bunun bir örneğidir.
Metniniz boyunca sürekli “ontoloji”, “kolonyal epistemoloji”, “shared sovereignty”, “remedial secession” gibi Kürd halkına yabancı akademik ve ağır kavramlar kullanıyorsunuz. Fakat bütün bu kavramsal yükün altında cevapsız kalan temel soru şudur:
Bugün fiilen parçalanmış, statüsüz, örgütsel olarak dağılmış, toplumsal dinamizm ve hafıza olarak yorgun düşmüş Kürd halkı için somut siyasal zemin nedir?
Bunun doğrusunu siz önerin; bizim gibi insanlara da öncülük yapın, biz de sizin öneriniz doğrultusunda saf tutalım.
Benim itirazım tam da buradadır.
Çünkü siz teoriyi mutlaklaştırıyor ve yapılanları küçümsüyorsunuz.
1. Siz “kurucu halk” diyorsunuz ama bence toplumsal gerçeklikten kopuyorsunuz.
Elbette Kürd halkı kurucu halktır ve olmalıdır.
Elbette kendi kaderini tayin hakkı vardır ve mutlaka elde edecektir.
Elbette tarihsel olarak iki imparatorluk arasında bir cenderenin içine hapsedilmek suretiyle inkâr edilmiş bir millettir.
Bunların hiçbirine itiraz etmiyorum.
Ancak siyaset yalnızca teorik hak katalogları yazma işi değildir.
Siyaset; bugün, parçalanmış toplumsal gerçeklik içerisinde birlikte ve asgari müştereklerde ortak zemin oluşturabilme sanatıdır.
Siz ise “eğer tam egemenlik çizgisi yoksa diğerlerinin tümü teslimiyet çizgisidir” şeklinde bir siyasal dil kuruyorsunuz.
Oysa hayat bu kadar düz değildir.
Dünyadaki bütün tarihsel mücadeleler süreçlerle ve aşamalı olarak ilerlemiştir.
Federal yapılar da, ortak egemenlik modelleri de, demokratik özerklikler de, hatta bağımsız devlet süreçleri bile bir anda kimseye gökten inmedi.
Siz bugün Kürd halkının ortaklaşabileceği asgari müştereklerde millî bir siyasal yapı oluşturma zeminini neden küçümsüyorsunuz?
Ben ise tam tersine şunu söylüyorum:
Bir halk önce ortak siyasal bilinç üretir.
Sonra ortak temsil üretir.
Sonra kurumsallaşır.
Sonra müzakere gücü oluşturur.
Sonra statü tartışmalarıyla tarihsel bir karşılık bulur.
Bana göre yapılacak millî siyaset budur.
1. “Self-determinasyon yok” iddianız gerçekçi değildir.
Metinde BM sözleşmeleri, kolektif haklar ve kendi kaderini tayin hakkı açıkça yer almaktadır.
Siz ise “kelime geçmesi yetmez” diyorsunuz.
Peki soruyorum:
Bir çağrı metni, her ideolojik hattın nihai programını aynı anda mı yazmalıdır?
Bir Kürd Millî Platformu metni; bağımsızlıkçıyı da, federalisti de, demokratik özerklik isteyenleri de, kültürel kolektif hak savunucularını da içinde taşıyabilecek genişlikte; farklı siyasi ve dinî inançlara mensup yetmiş milyon nüfusa sahip bir milletin ortak zemini olamaz mı?
Herkes aynı pencereden bakmak zorunda mıdır?
Siz ise daha başlangıç aşamasında herkesi tek bir egemenlik teorisine zorunlu kılmak istiyorsunuz.
Bu siyaset değil, bana göre ideolojik daralmadır.
Benim savunduğum şey şudur:
Kürd halkının self-determinasyon hakkı tartışılamaz bir ilkedir.
Ama bu hakkın nasıl, hangi aşamada, hangi modelle ve hangi tarihsel koşullarda somutlaşacağı, doğru temelde yürütülecek siyasal mücadelenin konusudur.
Siz ise sonucu baştan mutlaklaştırıp, bizim iyi niyetle ve millî hassasiyetle oluşturmaya çalıştığımız süreci küçümsüyorsunuz.
1. “Kıro”, “house negro” gibi kavramlar teorik olarak olmasa da toplumsal algı açısından çok yaralayıcıdır.
Biliyorum, siz bunları teorik bir metafor olarak sunuyorsunuz.
Hayır, bunu yapmayın…
Bu kavramlar, halkın büyük bir kesiminde aşağılanma duygusu oluşturan bir dildir.
Kürd halkı Kuzey Kürdistan’da zaten yüz yıldır küçümsenmiş, aşağılanmış, “yetersiz”, “medeniyetsiz”, “taşralı” görülmüş bir halktır.
Bugün kalkıp farklı düşünen her Kürdü “kırolaşmış”, “house negro”, “kolonyal özne” diye yaftalarsanız; siz eleştiri değil, yeni bir seçkinci hiyerarşi üretmiş olursunuz.
Ben buna itiraz ediyorum.
Çünkü halkına tepeden bakan hiçbir akademisyen, halkını küçümseyerek, onların duygularını aşağılayarak onlara siyasal özgürlük üretemez.
Örneklerini yakın tarihimizde, kendilerini lider olarak tanımlayanlarda da gördük.
Siz sürekli “kolonyal akıl” diyorsunuz ama farkında olmadan yeni bir entelektüel vesayet dili kuruyorsunuz.
Kürdistan halkı bu dilde konuşmuyor.
Halk adına konuşan kavram mühendisleri bu dilde konuşuyor.
1. Siz siyaseti küçümsüyor ve sürekli teoriyi kutsuyorsunuz.
Metnimizi “uyumculuk”, “entegrasyon”, “kırolaştırma” gibi kavramlarla suçluyorsunuz.
Lütfen yapmayın.
Bir akademisyen olarak bizden ziyade gençlerimizi teşvik edin.
Peki soruyorum:
Bugün Kürd halkının ortak ulusal zeminini kimler, hangi yöntemle ve nasıl kuracak?
Birbirini tasfiye etmeye çalışan örgütlerle mi?
Birbirine ihanet suçlaması yapan bireyler ve yapılarla mı?
Yoksa hiçbir etik değere bakmaksızın birbirlerine çamur atan sözde bazı akademisyenlerle mi?
Veya herkesin birbirine “kolonyal özne” dediği yeni entelektüel savaşlarla mı?
Benim savunduğum şey şudur:
Kürd halkı önce birbirini dinlemeyi öğrenmelidir.
Ortak dil üretmelidir.
Birlikte siyaset üretme kültürü geliştirmelidir.
Çünkü tarihimizde ve bugün bizim en büyük sorunumuz yalnızca bizi sömüren devletlerin baskısı değildir.
Birbirimizi tüketen siyasal parçalanmışlıktır.
Siz ise teorik saflık adına ortak zemini sürekli küçümsüyorsunuz.
Oysa tarihte bütün ulusal hareketler önce ortak zemin kurmuştur.
1. “Kurucu halk” yalnızca iyi bir sloganla oluşmuyor; bu bir toplumsal kapasite meselesidir.
Ben hiçbir yerde Kürdlerin kurucu halk olmadığını söylemedim.
Ama kurucu halk olabilmek yalnızca teorik ilan veya çağrıyla olmaz.
Kurucu irade;
toplumsal örgütlülük,
ekonomik kapasite,
kurumsal yapı,
diplomatik güç,
toplumsal meşruiyet
ve ortak siyasal akıl gerektirir.
Bugün bizim temel ihtiyacımız da budur.
Siz ise sürekli nihai egemenlik teorisi anlatıyorsunuz ama bu kapasitenin nasıl üretileceği konusunda halkın ve bizlerin önüne uygulanabilir siyasal eşikler koymuyorsunuz.
1. Sorun benim ufkumun darlığı ve yetersizliği değil, sizin halk gerçekliğinden kopmanızdır.
Siz beni “hak dilenciliği” ile suçluyorsunuz.
Hayır.
Ben yüzyıllardır özgürlük mücadelesi içerisinde yorgun düşmüş bir halk gerçekliğiyle konuşuyorum.
Ben şunu biliyorum:
Kürd halkı bugün sadece slogan değil; güven, birlik, kurumsallık ve ortak akıl arıyor.
Benim içinde bulunduğum, destek verdiğim ve savunduğum platform;
nihai ideolojik bir mutabakat değil,
ulusal ortaklaşma zemini oluşturabilme arayışıdır.
Siz ise daha başlangıçta herkesi tek tip egemenlik teorisine mahkûm etmek istiyorsunuz.
Bu yaklaşım siyasal çoğulculuk değil, yeni bir ideolojik merkeziyetçiliktir.
Sonuç olarak şunu açık söyleyeyim:
Kürd halkının egemenlik hakkını savunmak başka şeydir;
farklı düşünen her Kürdü “kırolaşmış”, “uyumcu”, “kolonyal özne” ilan etmek başka şeydir.
Birincisi siyasal mücadeledir.
İkincisi ise entelektüel bir kibirdir.
Benim derdim asla sizinle kavram yarıştırmak değil;
parçalanmış bir halkın ortak geleceğine katkı sunmaktır.
Çünkü siyaset yalnızca teorik doğrular değil;
aynı zamanda halkı birlikte tutabilmenin sorumluluğudur.
Ve unutulmamalıdır ki:
Halktan kopan her teori, bir süre sonra kendi kavramlarının içinde yalnızlaşarak teslimiyetçi bir yapıya evrilir.
Maalesef şu anda Kuzey Kürdistan’da yaşadığımız gibi.
Saygıyla.
Maaruf Ataoğlu

