Behroz Galali’ye Açık Cevap
Süleymaniye: Şehri ile Yönetimi Arasındaki Ayrım
Sayın Behroz Galali,
Süleymaniye’ye dair dile getirdiğiniz hassasiyeti anlıyor ve bu kadim şehrin tarihsel değerlerine sahip çıkma refleksinizi çokça önemsiyorum. Zira Süleymaniye, gerçekten de Kürt siyasal bilincinin, direniş geleneğinin ve toplumsal hafızasının en güçlü merkezlerinden biridir.
Ancak tam da bu nedenle, yapılması gereken şey; şehri romantik bir savunuyla korumaya çalışmak değil, o şehrin bugün vasıfsız yöneticiler tarafından nasıl bir siyasal gerçeklik içinde diktatörlük ile yönetildiğini de açık yüreklilikle tartışmaktır.
Açık ifade etmek gerekir ki:
Bugün Süleymaniye’nin sorunu, halkı ya da tarihsel kimliği değildir.
Sorun, bu şehri yöneten mevcut siyasal anlayıştır.
Bafıl Talabani ve Qubad Talabani etrafında şekillenen yönetim pratiği, YNK’nin kurucu felsefesini oluşturan kolektif aklı ciddi biçimde zayıflatmış; parti meclisini ve kurumsal denge mekanizmalarını halktan kopararak büyük ölçüde çıkar eksenli bir yapıya büründürerek işlevsizleştirmiştir.
Bu durum, yalnızca bir yönetim tarzı farklılığı değildir.
Bu, doğrudan doğruya bir temsiliyet ve meşruiyet krizidir.
Toplumda giderek güçlenen bir algı vardır:
Kamu kaynaklarının kullanımı, ekonomik değerlerin paylaşımı ve siyasal karar alma süreçleri, şeffaflıktan uzaklaşmış; dar bir çevrede yoğunlaşan bir güç yapısı ortaya çıkmıştır. Bu durum, halkın ekonomik değerlerinin nasıl yönetildiğine dair ciddi soru işaretleri doğurmakta; özellikle Hero İbrahim Ahmed - Şahnaz İbrahim Ahmed’in yaptıkları YNK olan siyasal güveni aşındırmaktadır.
Burada mesele, yalnızca ekonomik değil;
aynı zamanda ahlaki ve siyasal bir sorumluluk meselesidir.
Daha da önemlisi:
Bir Kürt Peşmerge’nin tedavi edilmemesi, cenaze sürecinde yaşanan aksaklıklar ve toplumsal vicdanı yaralayan uygulamalar bireysel ihmallerle açıklanamaz derecede ciddi ve endişe vericidir. Bu tür olaylar, bir şehirde oluşan korku, edilgenlik ve irade kaybı atmosferinin göstergesi olarak değerlendirilmek zorundadır.
Bu noktada sorulması gereken soru şudur:
Süleymaniye gibi direnişin ve özgürlüğün sembolü olmuş bir şehirde,
toplum neden kendi değerlerine uzaklaştırılmış ve sahip çıkmakta zorlanmaktadır?
Bu sorunun cevabı, halkta değil;
yönetim biçiminde aranmalıdır.
YNK’nin kurucu lideri Celal Talabani, siyaseti ailevi bir miras değil; o bu mücadeleyi kolektif bir mücadele olarak inşa etmiştir. Bugün gelinen noktada ise, siyasal gücün dar bir aile kadrosunun etrafında yoğunlaşması, bu mirasla açık bir çelişki oluşturmaktadır.
Bu nedenle Sayın Galali,
Süleymaniye’yi savunmak ile mevcut yönetim pratiğini sorgulamak arasında hiç bir çelişki yoktur. Aksine siz Süleymaniye’yi savunurken bu yönetim anlayışını sorgulamaktan, bir korku refleksiyle imtina etmişsiniz.
Aksine, gerçek savunma; eleştiriyle, yüzleşmeyle ve hesap sorma cesaretiyle mümkündür.
YNK Parti Meclisi derhal toplanmalı,
kurumsal işleyiş yeniden tesis edilmeli, hesap verebilirlik mekanizmaları işletilmeli
ve halkın güvenini zedeleyen tüm uygulamalar şeffaf biçimde sorgulanmalıdır. Bu iki kardeşin ve ekibinin YNK den ihraç edilmek suretiyle, Süleymaniye halkının ve YNK nin tarihi misyonlarına sahip çıkılmalıdır.
Çünkü mesele, kişisel polemiklerin çok ötesindedir.
Mesele,
bir şehrin tarihsel ruhu ile onu yöneten siyasal akıl arasındaki mesafenin kapanmasıdır.
Son söz olarak:
Süleymaniye hiçbir zaman teslim alınmış bir şehir olmadı.
Bugün de mesele, bu şehri savunmak değil;
onu yöneten kifayetsiz iradenin, uzaklaştırılması sonucunda o şehrin tarihine ve halkına yakışır hale getirilmesidir.
Ve bu irade,
hiçbir kişi ya da dar kadronun tekelinde olamaz.
Bu irade,
Süleymaniye halkınındır.
Saygıyla



