BİAT KÜLTÜRÜNÜN SON SIĞINAĞI: “AJAN” DAMGASI
Sevgili Arkadaşlar;
Ajan” kelimesi, özellikle geri kalmış, travmalar yaşamış ve sürekli baskı altında tutulmuş toplumlarda çoğu zaman gerçek anlamından koparılarak kullanılan bir suçlama aracına dönüşür. Oysa meseleyi sloganlarla değil, akıl ve siyasal sosyoloji üzerinden değerlendirmek gerekir.
Gerçek anlamıyla ajan; bir devletin, istihbarat örgütünün ya da güç merkezinin çıkarları doğrultusunda çalışan, bilgi taşıyan, yönlendirme yapan veya manipülasyon üreten, bu yaptığının karşılığında direkt veya endirekt maddi kazanç kazanç sağlayan kişidir.
Yani ajanlık; ciddi, somut, örgütsel ve stratejik bir faaliyettir. Her eleştiren insan, her farklı düşünen bireylerden istesenizde ajan olmaz.
Fakat özellikle Kürdler gibi uzun yıllar inkâr, parçalanmışlık, travma ve lider merkezli siyaset içerisinde yaşamış toplumlarda “ajan” kavramı zamanla siyasî bir silaha dönüştürülmüştür.
Çünkü geri kalmış toplumlarda fikirler çoğu zaman tartışılmaz; kişiler kutsallaştırılır. Eleştiri kültürü gelişmediği için, farklı bir düşünce ortaya çıktığında insanlar önce fikre değil, kişinin “niyetine” saldırır. Böylece:
“Sen neden böyle düşünüyorsun?” yerine,
“Seni kim gönderdi?” sen kimin ajanısın sorusu öne çıkar.
İşte zihinsel çürüme tam da burada başlar.
Çünkü sağlıklı toplumlarda eleştiri; aynı zamanda gelişmenin, sorgulamanın ve düşünsel ilerlemenin somut parçasıdır.
Hasta toplumlarda ise eleştiri; ihanet, fitne, işbirliği veya ajanlık olarak tanımlanır. Burada hedeflenen amaç kollektif aklı susturmak, lideri putlaştırarak sorgulanamaz hale getirmektir.
Özellikle Kürd siyasetinde bu refleks çok daha ağır yaşanmaktadır.
Neden?
Çünkü Kürd halkı uzun yıllar boyunca hem devlet baskısı hem örgütsel vesayet hem de duygusal propaganda arasında sıkıştırılmış bir toplumdur.
Bu nedenle insanlara uzun yıllar şu öğretilmiştir:
“Lidere dokunma, yapıyı eleştirme, düşünceyi sorgulama, yalnızca itaat et … yoksa ajan ilan edilirsin.”
Böyle toplumlarda eleştiri kültürü yerine biat kültürü gelişir. Biat kültüründe ise akıl değil her zaman sadakat önemlidir.
Oysa bir halkın geleceğini kurtaracak ve onu özgür kılacak olan şey;
suskunluk değil düşünce geliştirmek, korku değil sorgulama yapmak, körü körüne bağlılık değil hakikati arama cesareti göstermektir.
Maalesef gelinen noktada hala Kürdler içerisinde en küçük bir itirazın bile “ajanlık” diye suçlanmasının da temel sebebi şudur:
Çünkü; çoğunlukla Kürd siyasi yapıları, fikirle mücadele etmeyi bilmezler. Fikir üretemeyenler ya hakarete sarılır ya da karşısındakini “ajan” damgasıyla suçlayarak susturur.
Halbuki bir insanın ajan olup olmadığını sloganlarla değil;
kimden güç aldığıyla,
kime hizmet ettiğiyle,
hangi sonuca varmaya çalıştığıyla, hangi merkezlerle organik ilişki kurduğuyla belirlenir.
Örneğin; benim gibi bir halkın evladı çıkıp:
“Bu çözüm politikası yanlış.”
“Bu strateji halkımızın iradesini tasfiye ediyor.”
“Bu anlayış Kürdleri Kuzey batı Kürdistan, Kuzey Kürdistan ve Doğu Kürdistan halkını iradesizleştiriyor.” bundan uzak durulmalı diyorsa; buna cevap karşı fikirle verilmelidir.
Eğer karşı fikirle cevap veremiyorsanız, hemen “ajan” demek aslında bu yapının düşünsel iflasın ilanıdır.
En acı tarafı da şudur:
Kendi halkının düşünen evlatlarını sürekli “ajan” diye düşman diye susturan toplumlar, gerçek ajanları çoğu zaman fark edebilecek yeteneğe ve kabiliyete bile sahip değiller.
Çünkü gerçek ajanlar hiç bir zaman bağırmazlar.
Onlar çoğu zaman en yüksek sloganların, en büyük hamasetlerin ve en kutsal görünen cümlelerin arkasına saklanırlar.
Bu yüzden tüm Kürdistani siyasi hareketlere sesleniyorum. Biz fikir üreterek farklı düşünenleri tehdit görmeyin ve bizi tehditde etmeyin bizim sizden farklı olan fikirlerimizi değerlendirin eğer içerisinde kafanıza yatan doğrular varsa onlar sizin fikirlerinizmiş gibi faydalanın.
İnanın ki bir halkın kurtuluşu;
insanları susturmakta değil,
konuşturabilmekte,
korkutmamakta,
eleştirilerini dinlemekle,
düşmanlık yapılarak değil,
dost temeli yaklaşım ile kucaklaşmaktan geçer.
Maaruf Ataoğlu
23.05.2026


