Bir Ev mi Hedef Alındı, Yoksa Bir Mesaj mı Verildi?
Barzani’nin evine yönelik yapılan bir drone saldırısını yalnızca “bir güvenlik olayı” olarak okumak, meseleyi hafife alarak yüzeyde bırakmaktır. Çünkü Ortadoğu’da hiçbir hedef sadece fiziksel değildir. Her hedef aynı zamanda bir siyasi aklın veya amaçlanan stratejinin sembolüdür. Bu saldırıyı da açık ve net bir şekilde şiddetle kınadığımı ifade etmek isterim.
Bu nedenle soruyu doğru koymak gerekir:
Bu saldırı bir kişiye mi, yoksa bir çizgiye mi yöneliktir?
Barzani ismi, sadece bir aileyi ya da bir siyasi aktörü temsil etmez.
O isim;
• Kürtlerin devletleşme iddiasını,
• Bölgesel dengelerde “meşru aktör olma” arayışını,
• Ve aynı zamanda dış güçlerle kurulan, kırılgan da olsa, siyasi ilişkiler ağını temsil eder.
Dolayısıyla böyle bir hedefleme varsa, bu doğrudan bir “ev” meselesi değil,
Kürt siyasetinin yönüne dair geliştirilen bir müdahale girişimidir.
1. Bu bir uyarı mı, yoksa Kürtleri savaşın içine çekmek için yapılmış bir provokasyon mu?
Ortadoğu’da mesajlar çoğu zaman diplomatik dille değil, sahadaki eylemlerle verilir.
Bir eve düşen drone, bazen bir devletin imzasını taşımaz; ancak bazı devletlerin derin yapılarının stratejisinin bir parçası olabilir.
Burada iki ihtimal vardır:
• Uyarı:
“Sınırlarını bil, çizgini aşma” mesajı.
• Provokasyon:
Kürtleri iç gerilimlere ve bölgesel çatışmalara çekme girişimi.
Her iki durumda da hedef aynıdır:
Kürtlerin kendi ajandasını belirleme iradesini zayıflatmak.
2. Kürtlerin kronik açmazı: Tepki mi, akıl mı?
Tarihsel olarak Kürtler, çoğu zaman başkalarının kurduğu oyunun içine “tepki veren aktörler”, hatta fevri aktörler olarak çekildi.
Oysa asıl mesele şudur:
Kürtler artık başkalarının krizine taraf mı olacak, yoksa uluslararası dengeyi doğru okuyarak kendi stratejisini mi oluşturacak?
Eğer her saldırı, her provokasyon duygusal reflekslerle karşılanırsa,
Kürt siyaseti yine başkalarının satranç tahtasında piyon olmaktan kurtulamaz.
3. Asıl soru: Kürtler ne yapmalı?
Benim kanaatim nettir:
1. Duyguyla değil, akılla hareket edilmelidir.
Her saldırı, bir “tepki tuzağı”dır.
Bu tuzağa fevri yaklaşımlarla düşen kaybeder.
2. İç birlik sağlanmadan dış tehdit yönetilemez.
Bugün Kürtlerin en büyük zafiyeti dış düşman değil, kendi içlerindeki parçalanmışlıktır.
3. Kürtler hiçbir bölgesel gücün arka bahçesi olmamalıdır.
Ne İran’ın, ne Türkiye’nin, ne de başka bir gücün…
Kürtler, kendi aklıyla ve oluşturacakları milli mücadele ruhuyla var olmalıdır.
4. Stratejik sabır gösterilmelidir.
Bu tür durumlarda iç birliği sağlayarak, bazen cevap vermemek en güçlü cevaptır.
Sonuç
Barzani’nin evi hedef alınmış olabilir.
Ama asıl hedef, bir ev değil…
Kürtlerin iradesidir.
Ve bu irade ya
• duygusal reflekslerle dağılacak,
ya da
• soğukkanlı akılla Kürtlerin birliği yeniden inşa edilecektir.
Tarih bize şunu öğretti:
Kürtler kaybettiğinde, çoğu zaman savaş meydanında değil; yanlış okumalar yaparak ve fevri davranışlar sergileyerek kaybetti.


