BİR FIKRADAN DAHA FAZLASI:
HANGİ ZİHNİYETİN İFŞASI?
Bay Rahmi Koç,
İzmir Amerikan Hastanesi’nin açılışında yaptığınız konuşmada Kürt kadını üzerinden kurduğunuz sözde mizahın ardından ortaya çıkan tartışmaları dikkatle takip ettim.
Öncelikle şunu ifade etmek isterim:
Mesele bir fıkra meselesi değildir, Rahmi Bey.
Mesele, ülkenin kurucu ortağı olmasına rağmen devlet tarafından inkâr edilmiş bir milletin kadınını cehaletin, geri kalmışlığın ve alaya alınabilirliğin sembolü olarak gören zihniyetinizin, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ sizin gibi bazı çevrelerin zihninde yaşamaya devam ediyor olmasıdır.
Çünkü hiçbir fıkra kendiliğinden ortaya çıkmaz.
Her fıkra, her benzetme, her mizah biçimi ait olduğu zihniyet dünyasının ürünüdür.
Bir toplum kimi güçlü görüyorsa onu kahramanlaştırır; kimi aşağıda görüyorsa onu alaya alarak fıkralaştırır.
Türkiye’de onlarca yıl boyunca Kürtler yalnızca siyasi olarak inkâr edilmedi. Aynı zamanda filmlerde, karikatürlerde, gazete köşelerinde ve gündelik dilde “kıro” denilerek alay konusu yapıldı. Kürtçe konuşan insanlar küçümsendi. Kürt köylüsü cehaletin sembolü gibi sunuldu. Kürt kadını ise çoğu zaman bu aşağılayıcı dilin merkezine yerleştirildi.
Bugün sorun tam da budur.
Aradan yüz yıl geçmiş olmasına rağmen sizin gibiler hâlâ Kürtleri eşit yurttaşlar olarak değil, kendileri hakkında rahatlıkla alaycı şakalar yapılabilecek bir topluluk olarak görebilmektedir.
Oysa bu serveti sahibi olduğunuz ülkenin kurucu hamurunda en ağır bedelleri ödeyenlerden biri de Kürt kadınlarıdır.
Kurtuluş Savaşı’na çocuklarını düğüne gönderir gibi gönderen o analar oldu.
Köyleri boşaltıldığında direnen onlar oldu.
Çocuklarını yoksulluk içinde büyüten onlar oldu.
Dilini, kültürünü ve hafızasını, yasaklanmasına rağmen, kuşaktan kuşağa taşıyan yine onlar oldu.
Bugün Kürt halkı bütün baskılara rağmen hâlâ ayaktaysa, bunda en büyük paylardan biri o kadınlara aittir.
Bu nedenle Kürt kadını hakkında yapılan her küçümseyici ifadeyi yalnızca bir kadına değil; bir halkın hafızasına, emeğine ve onuruna yöneltilmiş bir ifade olarak okuyacağız.
Daha da düşündürücü olan ise bunun bir kahvehane sohbetinde değil, bir hastane açılışında ve yarı devlet protokolünün bulunduğu bir ortamda söylenmiş olmasıdır.
Ayrıca hastaneler, insanların etnik kimliğinin değil, insanlığının esas alındığı yerlerdir.
Bir hastanenin kapısından içeri giren kişi Türk, Kürt, Arap, Laz veya Çerkes olarak değil; tedaviye ihtiyaç duyan bir insan olarak girer.
Dolayısıyla sağlık, bilim ve insan onurunun konuşulması gereken bir ortamda, sizin güya şaka yaparak bir halkın kadınını mizah malzemesine dönüştürmeniz yalnızca talihsiz değil; aynı zamanda üzerinde düşünülmesi gereken, zihninizin derinliklerinde bu halka yönelik aşağılayıcı bakışın dışa vurumunun bir göstergesidir.
Burada asıl soru şudur:
Eğer aynı sözler Türkiye’nin başka bir etnik topluluğu hakkında söylenmiş olsaydı, yine aynı rahatlıkla “şakaydı” denilip geçilebilecek miydi?
Yoksa mesele Kürtler olunca mı bazı insanlar kendilerine pervasızca böyle bir hak tanımaktadır?
Benim itirazım tam da buradadır.
Kürtler bu ülkenin misafiri değildir, Rahmi Bey.
Kürt kadınları da geveze kimselerin mizah nesnesi hiç değildir.
Bir halkın diliyle, kimliğiyle ve kadınlarıyla alay ederek mi bu ülkede toplumsal barış kuracaksınız?
Toplumsal barış ancak eşit saygı temelinde kurulabilir.
Bu nedenle mesele bir özür meselesinden çok daha büyüktür.
Mesele, Türkiye’nin bir bölümünün artık Kürtlere yukarıdan bakma alışkanlığını terk edip etmeyeceği meselesidir.
Çünkü gerçek büyüklük ekonomik güçte değil, farklı olana gösterilen saygıda ortaya çıkar.
Ve saygının olmadığı yerde ne demokrasi büyür ne de sizin gibi zihni donuk, dünyayı anlamakta zorlanan insanlarla ortak bir gelecek kurulabilir.
Maaruf Ataoğlu
06.06.2026


