Bir Kişiye Statü, Bir Halka Sessizlik
Son zamanlarda Türkiye siyasetinde kurulan dil dikkatle incelendiğinde açık bir tablo ortaya çıkıyor: Kürt meselesi bir Ulusun hakları meselesi olmaktan çıkarılıp, bir kişinin statüsü meselesine indirgenmek isteniyor. Bu, tesadüf değildir. Bu, bilinçli kurulmuş bir siyasetin ürünüdür.
Devlet Bahçeli’nin son yıllarda kurduğu siyasal çerçeve, ilk bakışta “yumuşama” gibi görünse de özünde Kürtleri siyasi özne olmaktan çıkarma projesidir. Çünkü Bahçeli’nin dili haklardan değil, statülerden söz eder. Halktan değil, kişilerden söz eder. Gelecekten değil, Kürtleri kontrol altına alabileceği mekanizmalarından söz eder.
Bu yaklaşımın özü şudur:
Bir halkın Ulusal taleplerini tanımak yerine, bir lider üzerinden mesele kapatılmak istenmektedir.
Bu siyaset yeni değildir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar devlet aklı, Kürt meselesini çoğu zaman halkla değil, aracılarla çözmeye çalışmıştır.
Beylerle, aşiret reisleriyle, şeyhlerle…
Bugün ise aynı yöntem modern bir biçimde Kurucu Önderlik tanımlama payesiyle yeniden sahneye konulmuştur.
Fakat unutulan bir gerçek vardır:
Kürt meselesi hiçbir zaman bir kişiye verilecek imtiyazlarla çözülebilmiş—çözülebilecek bir mese olmadı, olamazda.
Ne bir liderle başladı,
nede Kurucu Önder sıfatıyla tanımlanacak bir liderle de bitecek.
Statü Tuzağı
Bugün Kürtlerin önüne konulan tablo şudur:
Bir tarafta ipe takılmış bir mavi boncuk “umut hakkı”,
öte tarafta susturulması ve sessiz kalması beklenen bir halk.
Bu teklifin özeti şudur:
“Ulusal Haklardan vazgeçin, karşılığında size bir sembol verelim.”
Bu teklif siyasî - ahlaki değil, psikolojiktir.
Bu teklif çözüm değil, oyalamadır.
Bu teklif barış değil, tasfiye bir planıdır.
Çünkü bir halkın hakları yerine bir kişinin statüsünü koyarsanız:
• Dil meselesi önümüzdeki “yüz yılda” ortadan kalkar
• Kimlik meselesi ortadan kalkar
• Yerel yönetim meselesi ortadan kalkar
• Kültürel haklar ortadan kalkar
Geriye sadece bir hikâye kalır.
Devletlerin en eski yöntemlerinden biri budur:
Sorunu çözmeden, çözülmüş gibi göstermek. Ekmeği gösterim kırıntılarlarla oyalamak.
Tasfiye Siyasetinin İncelmiş Hali
Dün Kürt meselesi güvenlik politikalarıyla bastırılıyordu. Bunda başarılı olamayınca şimdi şirin hikayelerle sonuca gidiliyor.
Kürtleri tek bir siyasi hatta sıkıştırmak. Ya kurucu Önderliğin hattında olacaksın,
ya da “hain” ilan edileceksin.
Bu siyaset Kürt toplumunu ikiye bölmek üzerine kuruludur:
• Bir kısmı “lider bağlılığı” üzerinden tutulacak,
• Diğer kısmı kendi içerisinde yalnızlaştırılacak.
Sonuçta ortaya örgütsüz, yönsüz ve temsil gücü zayıflamış, kendi içerisinde dağılmış bir toplum çıkarmaktır.
İşte asıl tehlike budur.
Bir halkın tasfiyesi çoğunlukla silahla yapılamaz.
Bu tasfiye bazen sembollerle yapılır.
Kürtlere Uyarı
Kürtlerin en büyük hatası, Kürdistan tarihi boyunca meseleyi şahıslar üzerinden okumak olmuştur.
Şahıslar gelir geçer.
Halk kalır.
Bugün yapılması gereken şey şudur: Hiç kimsenin özgürlüğüne karşı çıkmadan,
hiç kimsenin statüsüne itiraz etmeden,
ama şunu açıkça ve gür sesle söylemek gerekir:
Bir kişinin statüsü Kürt halkının statüsünün yerine geçemez. Ve üstünü örtmeye yetmez.
Bir kişinin umut hakkına bağlanmış özgürlüğü,
bir halkın özgürlüğü değildir.
Bir kişinin itibarı,
bir Ulusun hakları değildir.
Asıl Soru
Bugün Kürtlerin kendilerine sorması gereken soru şudur:
Elli yıllık mücadele gerçekten bir kişinin statüsü için miydi?
Eğer cevap hayırsa,
o zaman Kürtlerin çok çok dikkatli olması gerekir.
Çünkü tarih bize şunu öğretmiştir:
Bir halkı yok saymanın en kolay yolu, onu bir kişiye indirgemektir.
Ve bir halkın kaybetmesinin en kolay yolu da şudur:
Haklarını kimi sevimli sembollerle değiştirmektir.
⚠️ Uyarı açıktır:
Bir gün Kürtler geriye dönüp baktıklarında şunu görmemelidir:
Bir halkın geleceği, bir kişiye verilecek statüye feda edilmemelidir.


