BİR TABLONUN KARŞISINDA -SUSMAYANLARIN DESTANI
Bu bir metin değildir…
Bu, bir halkın vicdanına çarpan bir çığlıktır.
Bu, bir kızın adıyla insanlığın imtihanıdır:
Xezal…
Serdar Qadir’in kalemiyle çizilen o tablo,
yalnızca bir hastanenin kapısında sönen bir nefesi anlatmıyor;
bir çağın çürüyen ahlakını,
bir sistemin çöken vicdanını,
ve en önemlisi,
insanın insana yabancılaşmasının en çıplak hâlini yüzümüze vuruyor.
Çünkü mesele bir doktor değildir…
Mesele, hekimin yeminini pazara çıkaran düzendir.
Mesele, kapıları kimliğe göre açan,
insanı değil “tarafı” tedavi eden kirli akıldır.
Bugün o kapının önünde can veren yalnızca Xezal değildir.
Bugün o kapının önünde
adalet ölmüştür,
merhamet ölmüştür,
insanlık ölmüştür.
Ve biz,
eğer hâlâ bu tabloya bakıp sadece üzülüyorsak,
henüz anlamamışız demektir.
Çünkü bu bir trajedi değil;
bu, örgütlü bir çürümenin sonucudur.
Xezal…
Sen yalnızca bir isim değilsin.
Sen, özgürlük için bedel ödeyen bir neslin simgesisin.
Sen, kimliğin sorgulanırken
insanlığın nasıl inkâr edildiğinin canlı şahidisin.
Ve senin son nefesin,
bu coğrafyanın kirli duvarlarına kazınmış bir gerçektir:
“Bir halk, kendi evlatlarını koruyamadığı gün,
aslında kendi geleceğini de kaybeder.”
Ey Hero’nun çocukları,
Ey bu düzeni kuranlar…
Ey susarak ortak olanlar…
Ve ey bu çürümeyi normalleştirenler…
Şunu iyi bilin:
Tarih, sadece zalimleri değil,
sessiz kalanları da yazar.
Bugün o kapıyı kapatan zihniyet,
yarın kendi kapısının önünde aynı kaderle yüzleşecektir.
Çünkü adalet gecikir…
ama asla kaybolmaz.
Ve biz…
Biz bu hikâyeyi unutmayacağız.
Xezal’ın adı,
bir raporun soğuk satırlarında değil,
bir halkın hafızasında yaşayacak.
Onun adı,
bir ölümün değil,
bir uyanışın adı olacak.
Bu yüzden bugün
bir kez daha haykırıyoruz:
Bu tablo ters çevrilecek!
O duvarlardaki sahte yazılar silinecek!
Ve kanla yazılan o gerçek,
herkesin yüzüne çarpacak:
“Burada sadece bir insan ölmedi…
Burada insanlık sınavı kaybetti.”


