BM’DE GÖZLEMCİ MİLLET İSTİYORSUNUZ, PEKİ KÜRD MİLLETİNİ NEREDE KABUL EDİYORSUNUZ?
Sayın Zeyneb Murad - Ahmet Karamus’a
KNK’nin 24. Genel Kurulu’ndan çıkan kararlardan birini dikkatle okudum.
“Birleşmiş Milletler’de Kürd halkına gözlemci millet statüsü verilmesi amacıyla BM Genel Sekreterliği’ne resmi mektup yazılacak.”
İlk bakışta önemli ve olumlu gibi görünen bu karar, aslında beraberinde çok ciddi bir siyasal çelişkiyi de ortaya koymaktadır.
Çünkü insan ister istemez şu soruyu sormadan edemiyor:
Siz gerçekten Kürd milletinin varlığına inanıyor musunuz?
Eğer inanıyorsanız, kongrenizde Kürdistan ulusal bayrağı yerine kürsüdeki kızıl yıldız niye?
Eğer inanıyorsanız, neden yıllardır Kuzey Kürdistan’da Kürdlerin en temel milli ve kültürel hak taleplerini bile “milliyetçilik”, “ulus-devletçilik”, “gericilik” veya “aşılması gereken eski paradigma” olarak tanımlıyorsunuz?
Bir taraftan Kürdçe’nin eğitim dili olmasını, Kürd milletinin anayasal statü kazanmasını, Kürdistan isminin resmen tanınmasını, Kürdlerin kolektif haklarını savunmayı geri plana itiyorsunuz.
Diğer taraftan Birleşmiş Milletler’e gidip:
“Biz Kürd milletiyiz, bize gözlemci millet statüsü verin.” diyorsunuz.
Peki BM’nin tanımasını istediğiniz millet, sizin kendi siyasal söylemlerinizde nerede duruyor?
Yıllardır “millet” kavramının yerine “halklar”, “toplum”, “demokratik ulus”, “ortak yaşam” gibi muğlak kavramlar koyan sizler değil miydiniz?
Madem Kürdler bir millettir, o hâlde neden Kürd milletinin kendi kaderini tayin hakkını açık ve net biçimde savunmuyorsunuz?
İkinci büyük çelişki ise Rojava meselesidir.
On beş yıl boyunca fiilen oluşmuş bir özerk yönetim deneyimi yaşandı.
Tüm eksikliklerine rağmen dünya kamuoyu önünde Kürdlerin yönettiği bir coğrafya ortaya çıktı.
Ancak T.C.’nin direktifleri doğrultusunda neden adım adım tasfiye ederek o fiili statüyü ortadan kaldırdınız?
Tasfiyenin yanı sıra on binlerce şehit veren YPG-YPJ’yi götürüp HTŞ’ye entegre ettiniz?
Şam ile yapılan görüşmelerde Kürdlerin kolektif siyasal hak taleplerini elinizin tersiyle iterek merkezi sisteme entegre ettiniz?
Yani bir tarafta BM’de millet statüsü talep edilirken, diğer tarafta sahada elde edilmiş fiili kazanımları çatışma süsü vererek adım adım yok ettiniz.
Bu nasıl bir stratejidir?
Sahada özellikle, kasıtlı olarak korumadığınız statüyü diplomasi masasında nasıl kazanacaksınız?
Üçüncü mesele semboller meselesidir.
Dünyadaki bütün ulusal kurtuluş hareketleri kendi ulusal sembollerini yükseltirken, siz yıllardır Kürdistan Bayrağı konusunda bile neden tereddütlü davranıyorsunuz?
Kürdistan Bayrağı’nın göndere çekilmesinden rahatsız olan çevrelerle aynı dili kullanırken, kızıl flamaların, örgütsel sembollerin ve ideolojik işaretlerin bu kongrede bile ön plana çıkarılmasını nasıl açıklayabiliyorsunuz?
Kürd milletinin ortak sembolü yerine ideolojik sembollerin tercih edilmesi, ulusal birlik değil, ulusal parçalanma üretmektedir. Kimi kandırıyorsunuz?
Çünkü bayraklar ideolojilerin değil, milletlerin sembolüdür.
Dördüncü mesele ise siyasi tutarlılık sorunudur.
Birleşmiş Milletler’de millet statüsü talep etmek, aslında Kürdlerin bir millet olduğunu kabul etmektir.
Millet olduğunu kabul ettiğiniz bir topluluğun;
diline,
kimliğine,
kültürüne,
toprağına,
coğrafi sınırlarına,
tarihine ve kolektif haklarına da sahip çıkmak gerekir.
Siz neden kırk yıldır bundan kaçıyorsunuz?
Millet statüsü talep edip milli haklardan kaçmayı hangi ilkeyle açıklıyorsunuz?
Bu ikisini aynı anda nasıl savunabiliyorsunuz?
Bu nedenle bugün Kürd kamuoyunun size sorması gereken temel soru şudur:
Allah aşkına siz kimsiniz?
Amacınız nedir?
Kürd milletini uluslararası alanda tanıtmak mı istiyorsunuz?
Yoksa Kürd milletini “milletsiz bir millet”, “devletsiz bir ulus”, “bayraksız bir halk”, “kimliksiz bir toplum” hâline getirerek belirsiz bir geleceğe mi sürüklemek istiyorsunuz?
Çünkü siyaset niyetlerle değil, ortaya çıkan sonuçlarla değerlendirilir.
Ve ortaya çıkan tablo, maalesef kırk yıllık söylem ile pratik arasındaki derin çelişkilerinizin, sonucunda Kürd milleti nezdindeki inandırıcılığınızı yok ettiğinizi göstermektedir.
Maaruf Ataoğlu
9 Haziran 2026


