BU FOTOĞRAF ENTEGRASYON DEĞİL, MİLLİ TALEPLERDEN VAZGEÇİŞİN İTİRAFIDIR
Bu fotoğrafta yer alan metin, sıradan bir siyasi değerlendirme değildir. Kürd milleti bu metni tahlil etmeden süreç diye kendisini kandırmaktadırlar.
Çünkü burada yalnızca bir görüş ifade edilmiyor; yüz yılı aşkın süredir Kürd milletinin uğruna bedel ödediği temel milli talepler açık bir biçimde reddediliyor.
Metinde açıkça şöyle deniliyor:
“Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, günümüzde tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.”
Peki bu ne anlama geliyor?
Bu, Kürd milletinin kendi kaderini tayin hakkının fiilen reddedilmesi anlamına geliyor.
Bu, Güney Kürdistan’daki federal statünün anlamsız ve işlevsiz olarak ilan edilmesi anlamına geliyor.
Bu, Rojava’daki özerk yönetim modelinin eritilerek, hatta yok edilerek değersizleştirilmesi anlamına geliyor.
Bu, Türkiye’de yıllardır dillendirilen yerel demokrasi ve idari özerklik taleplerinin gereksiz görülmesi ve yok edilmesi anlamına geliyor.
Daha da önemlisi, bu yaklaşım Kürd meselesini bir millet meselesi olmaktan çıkarıp, mevcut devlet sistemleri içerisinde eritilmesi gereken bir unsur olarak “entegrasyon sorununa” dönüştürüyor.
Oysa dünyadaki bütün milletler kendi kimliklerini koruyarak var olmuşlardır.
Hiçbir millet, milli haklarından vazgeçerek özgürleşmemiştir.
Hiçbir halk, kendi kaderini tayin hakkını yüz yıllık mücadele sonunda terk ederek kendisine onurlu bir gelecek kuramamıştır.
Bugün Kürdlere söylenen şeyin özeti şudur:
“Devlet istemeyin. Federasyon istemeyin. Özerklik istemeyin. Kendiniz için herhangi bir siyasi statünüzü talep etmeyin. Ana dilde eğitim de gereksizdir. Mevcut sistemlerin içinde entegre olup eriyin.”
Buna yeni bir isim bulunmuş olabilir:
“Demokratik entegrasyon.”
Ancak içeriği değişmemektedir.
Çünkü entegrasyon ile asimilasyon arasındaki çizgi, milli hakların ortadan kaldırıldığı yerde hızla kaybolur.
Bir halkın dili, kültürü ve kimliği kadar siyasi statüsü de çok önemlidir.
Kürd halkı yüz yıldır yalnızca kültürel haklar için mücadele etmedi. Ama kültürel haklar bile bu metinde Kürdlere çok görüldü.
Kendi iradesiyle yönetilebilmek, kendi geleceği üzerinde söz sahibi olabilmek için yüz yıllardır niye mücadele etti.
Bu nedenle bu fotoğraf, birçok insan tarafından bir barış veya çözüm fotoğrafı olarak görülebilir.
Ben ise buna farklı bakıyorum.
Benim gördüğüm şey, ulusal haklar mücadelesinin tamamen geri plana itildiği, milli taleplerin “aşırılık” olarak tanımlandığı ve teslimiyetin “entegrasyon” adı altında meşrulaştırılmaya çalışıldığı bir siyasal çizginin fotoğrafıdır bu.
Tarih boyunca birçok halk işgale uğradı.
Bazıları direndi, bazıları teslim oldu.
Ancak teslimiyetin en tehlikeli biçimi, teslimiyetin bir başarı hikâyesi gibi sunularak halk tarafından kabul görmesi için uğraş verilmesidir.
Bugün tartışılması gereken asıl mesele de budur.
Kürd halkının geleceği; milli haklarından vazgeçerek mi, yoksa, millet olarak kendi kaderini tayin hakkını savunarak mı şekillenecektir?
Bu soru hâlâ bütün ağırlığıyla tüm Kürdlerin omuzlarında bir yük olarak ortada durmaktadır.
Maaruf Ataoğlu
17. Haziran 2026


