Bu Fotoğraf Okunur mu?
Evet, bu fotoğraf okunur.
Çünkü bu bir portre değil; bir tanıklık metnidir.
İlham Ahmed’in bu fotoğrafı, yüzünü değil yükünü gösteriyor. Kameraya bakıyor ama kimseye poz vermiyor. Bakışı; ikna etmeye çalışan bir politikacının bakışı değil, “ben bunu defalarca söyledim, beni dinleyen olmadı” diyen birinin bakışıdır. Yorgun ama bitkin değil. Kırgın ve üzgün; fakat teslim olmuş biri değil.
Bu karede ilk göze çarpan şey sükûnettir. Ancak bu sükûnet bir rahatlık hâli değildir. Uzun süre uğraşmış, bildiği doğruları anlatamamış olmanın; taşınan ağır bir sorumluluğun; defalarca boşa konuşmanın; müttefiklik ilişkilerinde güvenin yitirilmesinin; arkadaşlarına dinletemediği politik öngörülerin ve kağıt üzerinde kalan vaatlerin bıraktığı sessiz bir öfkedir. Dudaklar kapalıdır ama suskun değildir. O suskunluk, bağırmaktan yorulmuş Kürt halkının suskunluğudur.
Fotoğrafın üst başlığı boşuna sorulmuyor:
“Bağlı bulunulan yapı ne kadar güvenilir?”
Bu soru yalnızca ABD’ye ve Koalisyon’a yöneltilmiş bir soru değildir.
Asıl muhatabı Kürtlerdir.
İlham Ahmed’in yüzünde şu cümle okunuyor:
“Dinlemek zorunda bırakıldık; ama düşmana güvenmememiz gerektiğini en iyi biz öğrendik.”
Gözlerindeki ifade; diplomatik nezaketle söylenmiş, fakat arkasında binlerce mezar, göç yolları ve yarım bırakılmış anlaşmalar olan bir gerçeği fısıldıyor:
Ayrıca ABD’nin Kürtlerle ilişkisi ilkesel değil, işlevseldir. Tehdit varken ortak, denge değiştiğinde ise yük oluruz.
Bu fotoğraf bir talep fotoğrafı değildir.
Hem örgüte hem de ABD’ye yöneltilmiş bir uyarı fotoğrafıdır.
“Şam’a karşı tutumunuzu netleştirin” çağrısı, aslında şunu söyler:
“Birine ya bizi özgür bırakacak kadar var olmalısın,
diğerine ise bizi oyalamayacak kadar dürüst olmalısın.”
İlham Ahmed bu karede bir siyasetçi gibi değil, iç dünyasında hesap soran bir tarih tanığı gibi duruyor. Yüzünde ne romantik bir beklenti var ne de ham bir umut. Sadece şu sert gerçek okunuyor:
Kürtler, ulus bilincini öne çıkarmadan; ham hayallerle ve büyük güçlerin vicdanına değil, çıkarlarına emanet edildikçe bedel öderler.
Bu fotoğraf şunu anlatıyor:
Silahlar kadar tehlikeli olan şey ilkesizlik ve belirsizliktir.
Ve müttefiklik kadar yıpratıcı olan şey, yarım bırakılmış sözlerdir.
Ah bir bilebilseniz…
Bu karedeki sessizlik, bazen on binlerce sloganın anlatamadığını anlatır.


