MİNORSKY’NİN MEZARINA ÇİÇEK, ELEŞTİRENE İTHAM: BU MU VEFA?
Kürd Millî Platformu’nun kuruluş ilkeleri, siyasî yönelimi ve eleştiriye tahammülü üzerine kamuoyuna açık değerlendirme
Sayın Engin Yılmaz,
Bana gönderdiğiniz fotoğraflar ve zehir zemberek ithamlarla dolu mektubunuz nedeniyle, Kürdistan kamuoyuna açık bir biçimde size cevap vermem zarureti doğmuştur.
Öncelikle Vladimir Minorsky’nin yıllardır ihmal edilmiş mezarının bulunması, temizlenmesi ve bundan sonraki bakımının güvence altına alınması son derece anlamlı ve kıymetli bir davranıştır.
Bu duyarlılığı gösteren sizi, Şeyh Baha’yı, emeği geçen diğer arkadaşlarımızı ve Moskova’daki dostlarımızı içtenlikle kutluyorum. Kürd tarihini, dilini ve tarihî coğrafyasını bilim dünyasına taşıyan Minorsky’ye gösterilen bu vefa, her türlü takdirin üzerindedir.
Ancak böylesine anlamlı bir ziyaretin, Kürd Millî Platformu içerisinde yaşanan ilkesel sorunları eleştiren insanlara yönelik siyasî göndermelerin ve ağır suçlamaların aracına dönüştürülmesini doğru ve ahlaki bulmadığımı özellikle belirtmek istiyorum.
Minorsky’nin mezarını temizlemek ne kadar kıymetliyse, millî bir kurumun içinde biriken yanlışları, hukuksuzlukları, tüzük ihlallerini ve yetki aşımlarını dile getirmek; Kürdün millî varlığına karşı olan anlayışların önüne geçmek de en az o kadar kıymetlidir.
Çünkü vefa, yalnızca mezarlara çiçek bırakmak değildir.
Vefa; yaşayan Kürd milletinin hukukuna, emeğine, onuruna ve millî iradesine saygı göstermektir. Aynı çatı altında emek veren insanların eleştirilerini dinlemek, sorularına cevap vermek ve yanlış varsa onu düzeltme cesareti gösterebilmektir.
Eleştiri yapan arkadaşları “kişisel hesapların”, “nefsi arzuların”, “yıkıcılığın” ve “parçalayıcılığın” temsilcisi gibi göstermek ise vefa değildir.
Platformdan ayrılmamı ve platform içerisinde yaşanan sorunları açıkça ifade etmemi “ortak evimizin duvarlarını yıkmak” şeklinde değerlendirmek hem haksızlıktır hem de meselenin özünü çarpıtmaktır.
Ben ortak evimizin duvarlarını yıkmadım. Aksine, o duvarlarda oluşan çatlakları ısrarla gösterdim. Sorunları size günlerce, saatlerce anlattım.
Bir yapıya, duvarlarındaki çatlakları gösterenler değil; o çatlakları görmezden gelenler zarar verir. Benzer yöntemlerle daha önce de muhalif arkadaşların uzaklaştırılması, Kürd millî mücadelesini denetim altına alma anlayışının bir sonucudur.
Temelinde hukuk, güven, eşitlik ve ortak irade bulunmayan bir yapıyı, yalnızca “birlik” sözünü sürekli tekrarlayarak millî bir kurum olarak ayakta tutamazsınız.
Benim ayrılma kararım basit bir bahaneye, şahsî bir kırgınlığa veya nefsi bir arzuya dayanmamaktadır. Bu karar; yaşanan tüzük ihlallerinin, yetki aşımlarının, ortak iradenin dikkate alınmamasının, eleştiri kültürünün giderek zayıflamasının ve oluşturduğunuz çekirdek kadro aracılığıyla sizden farklı düşünenlerin çeşitli ithamlarla susturulmaya çalışılmasının sonucudur.
Siyasî Tutum Belgesi’nin ihlal edilmesine yönelik eleştirilerime cevap vermek yerine bunları “yıkıcılık”, “vefasızlık” veya “kişisel hesap” olarak nitelendirmek, sorunları ortadan kaldırmaz. Yalnızca konuşulmalarını erteler ve yapının kalan kısmının dağılma riskini büyütür.
Adında “millî” sözcüğü bulunan bir platform, hiç kimsenin şahsî mülkü değildir.
Bu yapı; bir kişinin, bir grubun veya birbirini koruyan dar bir çevrenin ortaklığı olamaz. Kürd milletinin ortak değerleri adına kurulmuşsa bütün üyelerin söz hakkına, eleştirisine ve ortak iradesine açık olmak zorundadır.
Millîlik, aynı cümleleri tekrarlamak değildir.
Millîlik; farklı düşünceleri aynı masa etrafında, eşit hukuk ve karşılıklı saygı içerisinde buluşturabilmektir. Sizinle aynı düşünmeyeni bölücü, itiraz edeni yıkıcı, ayrılan herkesi vefasız ilan etmek millî birlik oluşturmaz; yalnızca sorgulanmayan yeni bir liderlik kültü ve bağlılık düzeni meydana getirir.
Kaldı ki Minorsky’nin bilimsel mirası da bize körü körüne itaati değil; araştırmayı, sorgulamayı, belgeyi ve hakikatin peşinden gitmeyi öğretmektedir.
Minorsky, önüne konulan hazır anlatıları tekrarladığı için değil, tarihin karanlıkta bırakılmış sayfalarını cesaretle araştırıp ortaya çıkardığı için kıymetlidir. Onun hatırasına gerçekten bağlı kalacaksak, eleştirel düşünceyi ve eleştiri sahiplerini “bölücü” veya “parçalayıcı” olarak nitelendirip susturmak yerine yaşatmalıyız.
Bu nedenle mektubunuzdaki “Bir tarafta vefa, diğer tarafta vefasızlık” şeklindeki karşılaştırmanın iyi niyetli bir yaklaşımın ürünü olduğunu kabul etmiyorum.
Kimin vefalı, kimin vefasız olduğuna; kimin Kürdlüğe hizmet edip kimin etmediğine, kendilerine itaat etmediğimiz için birkaç kişi karar veremez. Kürdlüğün tapusu hiç kimsenin cebinde değildir. Herkesin emeğini, duruşunu ve hizmetini halkımızın sağduyusu ile zaman değerlendirecektir.
Madem mesele vefa ve vefasızlık üzerinden tartışılmaktadır, o hâlde benim de açıkça sormam gerekiyor:
Kürd Millî Platformu’nun kuruluş iradesine ve Siyasî Tutum Belgesi’ne uymadan platforma taşıdığınız; İran’daki Ayetullah Ali Hamaney’i “müçtehit” ve “şehit” olarak gören anlayışı mı vefanın temsilcisi sayıyorsunuz?
Kürd halkına baskı, idam, inkâr ve asimilasyon politikaları uygulayan İran molla rejimini bütün bunlardan bağımsız düşünmek mümkün müdür?
Kürd gençlerini darağaçlarında idam eden, Kürdistan’daki siyasî iradeyi bastıran ve Kürdlerin millî ve demokratik taleplerini bir güvenlik meselesi olarak gören rejime ideolojik ve duygusal yakınlık göstermek mi Kürd milletine vefadır?
“İran molla rejimi, benim ruhumun şekillendiği bir felsefedir.” diyebilen bir anlayışa Kürd Millî Platformu’nun anahtarlarını kendi başınıza teslim etmeyi mi vefa olarak görüyorsunuz?
Bu tercih platformun ortak iradesiyle mi yapıldı? Meclis üyelerine danışıldı mı? Kuruluş belgemiz ve Siyasî Tutum Belgemiz esas alındı mı? Yoksa platformun geleceği birkaç kişinin şahsî takdiriyle mi şekillendirildi?
Bir taraftan Kürd milletinin ortak ve bağımsız siyasî iradesinden söz ederken, diğer taraftan Kürdleri inkâr eden ve Kürdistan’daki mücadeleyi kanla bastıran bir rejimin siyasî ve ideolojik dünyasından beslenen anlayışlara kapıları açmak nasıl açıklanabilir?
Buna mı “millî siyaset” denilmektedir?
Elli yıllık silahlı mücadelenin ve on binlerce insanın ödediği ağır bedellerin ardından, Kürdistan halkına “Kültürel ve bireysel haklar bile bize gerekli değildir.” diyebilecek bir siyasetin savunuculuğunu yapanlara destek vermeyi mi vefa olarak görüyorsunuz?
Kürd halkının kaderini; millî bir statü talep etmeyen, ülke, millet ve kolektif hak anlayışını giderek belirsizleştiren bir siyasete bağlamak mı Kürd milletine vefadır?
Kürd milletinin anayasal statüsünü, ana dilde eğitim hakkını, kendi kendini yönetme iradesini ve ülke gerçeğini tartışma dışına iten bir anlayışı sorgulamak ne zamandan beri “millî ruhu baltalamak” olmuştur?
Kürdlerin bunca ağır bedelin ardından kendi millî taleplerinden vazgeçmesini istemek vefa oluyor da buna itiraz etmek nasıl vefasızlık sayılıyor?
Asıl cevaplanması gereken sorular bunlardır.
Kürd Millî Platformu’nun kuruluş belgesine ve Siyasî Tutum Belgesi’ne bağlı kalmadan, kendi siyasî tercihleriniz doğrultusunda platform içerisinde paralel bir örgütlenmeye girişildiğine dair ciddi kaygıları dile getirenleri suçlamak kolaydır.
Fakat kamuoyunda ve platform içerisinde “Hizbullahçı bir çizgi” olarak değerlendirilen bir anlayışı öne çıkarmak, ona alan açmak ve platformun yönelimini bu doğrultuda değiştirmek, Kürd Millî Platformu’nun adına ve kuruluş amacına vefa mıdır?
Platformumuz, bütün Kürdistanî kesimlerin eşit hukukla temsil edildiği bağımsız bir millî zemin mi olacaktır; yoksa belirli bir ideolojik ve dinî çevrenin etkisine açık, paralel kadrolaşma alanına dönüştürülmüş bir yapı mı olacaktır?
Bu sorulara açık ve dürüst cevaplar verilmeden, eleştiri yapan insanları vefasızlıkla suçlamanın hiçbir ahlaki ve siyasî karşılığı yoktur.
Daha önce Meclis toplantısında da açıkça söylediğim gibi:
Yola çıktığınız insanları, yolda bulduklarınızla sürekli değiştirmeye mi vefa diyorsunuz?
Platformun kuruluşunda yer alan, kuruluş belgesine imza atan, zamanını, emeğini ve imkânlarını ortaya koyan insanların iradesini bir kenara itip daha sonra sürece dâhil edilen kişilere yapının geleceğini teslim etmek mi vefadır?
İnsanların emeğine ihtiyaç duyduğunuzda onları yol arkadaşı sayıp eleştiri getirdiklerinde “yıkıcı”, “parçalayıcı” ve “nefsi arzularının peşinden giden kişiler” olarak göstermek hangi kardeşlik hukukuna sığar?
Size göre yol arkadaşlığı yalnızca her söyleneni tasdik etmek midir? Yoksa yanlış gördüğünde samimiyetle uyarmak, gerektiğinde itiraz etmek ve kuruluş ilkelerini savunmak da yol arkadaşlığının bir gereği değil midir?
Ben platformun kuruluş ilkelerine, bağımsız millî siyasete ve ortak iradeye bağlı kalınmasını savundum. Eğer bunları savunmak vefasızlık ise önce “vefa” kelimesinin anlamını yeniden konuşmamız gerekir.
İsim vermeden, fakat kimi kastettiği anlaşılacak biçimde insanları “nefsi arzularla hareket etmek”, “kişisel hesap peşinde koşmak”, “millî ruhu baltalamak” ve “ortak evi yıkmakla” itham etmek doğru bir tartışma yöntemi olmadığı gibi; insani, siyasî ve ahlaki açıdan da sorunludur.
Ortada somut bir yanlış varsa açıkça söylenir. Belge varsa ortaya konulur. Eleştiri varsa Mecliste muhatabına yöneltilir.
İma yoluyla insanların niyetini sorgulamak ise siyasî bir cevap değil, ağır bir ithamdır.
Ben bugüne kadar platform içindeki hiçbir arkadaşımın şahsını hedef almadım. Kişilerin geçmişleriyle değil, bugün ortaya koydukları fikrî ve siyasî tutumlarla ilgilendim. Yanlış gördüğüm kararları, uygulamaları ve anlayışları eleştirmekten de geri durmadım.
Çünkü susmak ve bir kişiye itaat etmek vefa değildir.
Yanlışa ortak olmak kardeşlik değildir.
İtiraz edenleri susturmak birlik değildir.
Birlik, sorunların üzerini örtmekle değil; onlarla açıkça ve dürüstçe yüzleşmekle kurulur. Kardeşlik ise yalnızca aynı düşünceyi paylaşanlar arasında değil, farklı düşünenlerin hukukunu koruyabildiğimiz zaman anlam kazanır.
Ben Kürd Millî Platformu Meclisi üyeliğinden ayrıldım; fakat Kürd milletine, Kürdistan davasına ve halkımızın ortak geleceğine olan bağlılığımdan ayrılmadım.
Bir kurumdan ayrılmak, milletten ayrılmak değildir. Bir yönetim anlayışını eleştirmek Kürdlüğe düşmanlık, bir yapının yanlışlarını dile getirmek ve düzeltilmediğinde oradan ayrılmak da onu parçalamak değildir.
Tam tersine; millî bir yapının yanlışlarını görüp söylemek, halka, ortak emeğe ve hakikate karşı duyulan sorumluluğun gereğidir.
Kimse Kürdlerin birlik özlemini, kendi yönetim anlayışına kayıtsız şartsız bağlılık olarak yorumlamamalıdır. Bizim ihtiyacımız kişilere bağlı bir müritlik birliği değil; ilkelere, hukuka, ortak akla ve karşılıklı saygıya dayanan millî bir birliktir.
Minorsky’nin mezarına bırakılan çiçek elbette değerlidir. Fakat yaşayan insanların kalbini kırarak, yıllarca verdikleri emeği yok sayarak, haklı eleştirilerini vefasızlıkla suçlayarak ve köprüleri yıkarak geçmişe vefa gösterilemez.
Mezarların üzerindeki çalıları temizlemek önemlidir; ancak kurumlarımızın üzerini kaplayan tahammülsüzlüğü, şahsîliği, hukuksuzluğu, ideolojik vesayeti ve dar grup anlayışını temizlemek çok daha büyük bir millî sorumluluktur.
“Herkes kendine yakışanı yapar.” deniliyor.
Evet, herkes kendine yakışanı yapar.
Kimi susmayı tercih eder, kimi yapılan her şeyi alkışlar, kimi yola çıktıklarını yolda bulduklarıyla değiştirir. Kimi de yanlış gördüğünde, bedeli ne olursa olsun hakikati dile getirir.
Ben itaat ederek sustuğum için değil, konuştuğum için eleştirildim. Bundan sonra da kimseyi memnun etmek için hiç kimseye itaat etmeyecek, hakikati eğip bükmeyeceğim.
Kişiler, makamlar ve platformlar gelip geçicidir.
Kalıcı olan halkımız, ilkelerimiz, onurumuz ve hakikat karşısındaki duruşumuzdur.
Minorsky’yi saygı ve minnetle anıyorum. Mezarına gösterilen vefanın; yaşayan Kürd aydınlarına, emekçilerine, yol arkadaşlarına ve farklı düşünen insanlara da gösterilmesini diliyorum.
Çünkü gerçek vefa yalnızca ölülere çiçek bırakmak değil; yaşayanların söz söyleme hakkına tahammül etmek, kuruluş ilkelerine sadık kalmak ve yola çıktıklarını yolun ortasında terk etmemektir.
Saygıyla,
Maaruf Ataoğlu
15 Eylül 2026



