Ama artık yalnızca saldırganı kınamak yetmez; Kürdler, kendi evlerinin neden bu kadar savunmasız bırakıldığının da muhasebesini yapmak zorundadır.
Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani’nin çalışma ofisinin ve Kürdistan Bölgesi’nin üst düzey güvenlik-istihbarat yapısının hedef alınmasını büyük bir üzüntü, öfke ve endişeyle karşılıyorum.
Bu saldırıyı en sert biçimde kınıyor ve lanetliyorum.
17 Ağustos’ta gerçekleşen saldırıya ilişkin mevcut bilgiler, patlayıcı yüklü iki insansız hava aracının Başbakan Mesrur Barzani’nin ofisini ve Kürdistan Bölgesi’nin üst düzey güvenlik yetkilisinin konutunu hedef aldığını; can kaybı yaşanmadığını gösteriyor. Kürdistan Bölgesi’nin terörle mücadele makamları saldırıların İran topraklarından gerçekleştirildiğini açıklarken, Mesrur Barzani de saldırıları Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik ve istikrarına yönelik doğrudan bir tehdit olarak nitelendirdi. (Reuters)
Dolayısıyla burada söz konusu olan, gökyüzünden gönderilmiş iki İHA’dan ibaret değildir.
Hedef alınan birkaç bina değil; Kürdistan Bölgesi’nin siyasal otoritesi, güvenlik iradesi ve kendi toprakları üzerinde kendi geleceğini belirleyebilme iddiasıdır.
Bir ülkenin başbakanının çalışma merkezini hedef alıyorsanız, siyasi iradesine mesaj veriyorsunuz.
Güvenlik ve istihbarat yapısını hedef alıyorsanız, o ülkenin kendisini koruma kapasitesine resmen meydan okuyorsunuz.
Bunu Kürdistan Bölgesi’nde yapıyorsanız, verilmek istenen mesaj daha da ağırdır:
“Sizin sınırlarınız bizim için sınır değildir; yöneticileriniz dokunulmaz değildir ve istediğimiz zaman sizin güvenlik alanınıza müdahale edebiliriz.”
İşte kabul edilmesi mümkün olmayan asıl mesele budur.
FAKAT BİZ KÜRDLERİN DE KENDİMİZE SORMAMIZ GEREKEN PEK ÇOK SORU VAR
Saldırının faili kim olursa olsun, hiçbir gerekçe bu saldırıyı meşru kılamaz.
Ancak yalnızca saldırganı suçlayıp ertesi gün kendi iç kavgalarımıza kaldığımız yerden devam edersek, yaşananlardan hiçbir şey öğrenmemiş oluruz.
Çünkü bugün Kürdistan Bölgesi’ne yönelen tehditleri değerlendirirken, acı da olsa kendi siyasal gerçekliğimizle yüzleşmek zorundayız.
Otuz yılı aşkın bir süredir elimizde bulunan tarihî imkânı ne ölçüde güçlü bir devlet kurumuna dönüştürebildik?
Kürdistan Bölgesi, 1990’ların başından itibaren fiilî bir yönetim alanı oluşturdu. 2005 Irak Anayasası ile de federal statüsü anayasal zemine kavuştu.
Aradan onlarca yıl geçti.
Ama bugün hâlâ sormak zorundayız:
Neden hâlâ Kürdistan’ın siyasi iradesi tam anlamıyla ortaklaştırılamadı?
Neden Peşmerge hâlâ bütünüyle tek ve kurumsal bir komuta zinciri altında birleştirilemedi?
Neden güvenlik kurumları üzerinde parti aidiyetlerinin gölgesi hâlâ eskisinden daha çok hissediliyor?
Neden Erbil ile Süleymaniye arasındaki siyasi rekabet, zaman zaman sıradan bir demokratik rekabet olmaktan çıkıp Kürdistan’ın stratejik meselelerine kadar uzanabiliyor?
Neden yüz yılın sonunda vali istifa ettirilip Kürdistan’ın KUDÜS’Ü olan Kerkük Türkmenlere peşkeş çekiliyor?
Ve neden Kürdistan’ın düşmanları, Kürdler arasındaki her çatlağı kendileri için bir giriş kapısına dönüştürebiliyor?
İşte bugün konuşmamız gereken esas meselelerden biri budur.
OTUZ YILLIK AİLE VE PARTİ ÇEKİŞMELERİNİN BEDELİYLE KÜRDİSTAN’IN VARLIĞI SINANIYOR
Artık bazı gerçekleri, birbirimizi incitmekten korkmadan konuşmak zorundayız.
KDP ile YNK arasındaki tarihsel rekabet yalnızca iki siyasi partinin rekabeti olarak kalmadı.
Zaman içerisinde iki ayrı siyasi merkez, iki ayrı güvenlik anlayışı ve iki ayrı nüfuz alanının oluşmasına yol açtı.
Bunun bedelini de yalnızca bu partiler değil, bütün Kürdistan ödedi.
Bir devlet iki ayrı güvenlik aklıyla yaşayamaz.
Bir devlet iki ayrı dış politika refleksiyle yaşayamaz.
Bir devletin silahlı kuvvetleri parti sadakatine göre parçalanmış hâlde kalamaz.
Bir millet, kaderini aileler ve partiler arasındaki bitmeyen iktidar mücadelesine teslim edemez.
Çünkü federal bir devlet olmak, yalnızca parlamentoya, bayrağa, başbakana veya bakanlıklara sahip olmak değildir.
Devlet olmak; ortak egemenlik iradesi yaratmaktır.
Devlet olmak; dışarıdan gelebilecek saldırıları önceden öngörerek Erbil’i, Duhok’u, Kerkük’ü, Süleymaniye’yi parçalamak değil, birleştirmektir.
Devlet olmak; saldırıya uğrayan kişinin hangi partiden olduğuna bakmadan, “Kürdistan saldırıya uğramıştır” diyebilmektir.
PEŞMERGE NEDEN HÂLÂ TEK ORDU DEĞİL?
Belki de bugün sorulması gereken en ağır sorulardan biri budur.
Peşmerge, Kürd halkının tarihsel hafızasında herhangi bir silahlı güç değildir.
Peşmerge, “ÖLÜMÜN ÖNCÜSÜ” bir mücadele geleneğinin adıdır.
Ama devletleşme aşamasında tarihsel semboller kurumsal yapılara dönüşmek zorundadır.
Bir devletin iki ordusu olmaz.
Peşmerge gerçekten Federal Kürdistan’ın ordusu olacaksa, KDP’nin de YNK’nin de üzerinde bulunmalıdır.
Komutanı parti değil, devlet olmalıdır.
Maaşını parti değil, devlet vermelidir.
Emir-komuta zinciri parti merkezlerine değil, anayasal kurumlara bağlanmalıdır.
Çünkü dışarıdan gelecek bir saldırı İHA’ya “KDP bölgesine mi gidiyorsun, YNK bölgesine mi?” diye sormuyor.
Füzenin parti kimliği yoktur.
Düşmanın hedefinde de çoğu zaman parti değil, Kürdistan vardır.
2026 yılı içerisinde Kürdistan Bölgesi’nin hükümet, güvenlik ve Peşmerge tesislerinin defalarca füze ve İHA saldırılarına hedef olduğu uluslararası raporlara da yansımış durumda. Mart ayında bir Peşmerge üssüne yönelik saldırıda altı Peşmerge hayatını kaybetmişti. (USAID OIG)
Buna rağmen hâlâ ortak savunma mimarisini tamamlayamamışsak, bunu yalnızca dış güçlerin komplolarıyla açıklayamayız.
BAĞDAT DA SORUMLULUKTAN KAÇAMAZ
Meselenin diğer tarafında Irak Merkezi Hükümeti bulunmaktadır.
Kürdistan Bölgesi, Irak’ın anayasal federal yapısının bir parçasıdır.
Dolayısıyla Erbil’e yönelik dışarıdan gerçekleştirilen bir saldırı yalnızca Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik meselesi değildir.
Irak’ın egemenlik meselesidir.
Eğer başka bir ülkenin İHA’ları Irak hava sahasına giriyor, Kürdistan Bölgesi’nin başbakanının çalışma merkezini ve güvenlik yapılanmasını hedef alabiliyorsa, Bağdat’ın yalnızca açıklama yapmakla yetinmesi kabul edilemez.
Bağdat’ın görevi, Kürdistan Bölgesi’ne “kendi güvenliğinizi kendiniz sağlayın” demek değildir.
Irak’ın uluslararası sınırlarını ve hava sahasını korumak, Merkezi Federal Hükümetin de sorumluluğudur.
Bugün Erbil üzerinde gerçekleşen egemenlik ihlaline sessiz kalınırsa, yarın aynı egemenlik ihlalinin Bağdat üzerinde gerçekleşmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur.
ASIL HEDEF: KÜRDİSTAN’I İSTİKRARSIZLAŞTIRMAK
Ben bu saldırıyı münferit bir güvenlik olayı olarak görmüyorum.
Kürdistan Bölgesi uzun yıllardır son derece kırılgan bir jeopolitik coğrafyada ayakta durmaya çalışıyor.
İran, Türkiye, Irak merkezi siyaseti, bölgesel silahlı yapılar, enerji rekabeti ve uluslararası güçlerin Ortadoğu politikaları arasında küçük fakat stratejik bir alan söz konusu.
Böyle bir coğrafyada içeride parçalanmış olmak yalnızca siyasi bir problem değildir.
Ulusal güvenlik problemidir.
Kürdistan’ı dışarıdan zayıflatmak isteyenlerin en büyük yardımcısı, Kürdlerin kendi aralarındaki iç güvensizliktir.
Erbil ile Süleymaniye birbirine güvenmezse, başkaları ikisine de nüfuz eder.
KDP ile YNK birbirini stratejik rakip değil, adeta varoluşsal rakip olarak görürse, bölgesel güçler bu rekabeti kullanır.
Peşmerge birleşmezse, başkaları Kürdistan’ın savunma boşluklarını değerlendirir.
Kürdistan ortak dış politika geliştiremezse, her komşu devlet kendisine yakın bir Kürd siyasi merkezi yaratmaya çalışır.
Bunun adı kader değildir.
Bunun adı siyasi zaafiyettir.
ARTIK KÜRDİSTAN’I PARTİLERDEN DAHA BÜYÜK GÖRMEK ZORUNDAYIZ
KDP önemlidir.
YNK önemlidir.
Goran önemlidir.
Diğer bütün Kürdistani siyasi yapılar önemlidir.
Barzani ailesi Kürd tarihinin önemli bir parçasıdır.
Talabani ailesi de Kürd siyasal tarihinin önemli bir parçasıdır.
Ama bunların hiçbirisi Kürdistan’dan daha büyük değildir.
İşte otuz yıldır öğrenmemiz gereken fakat bir türlü tam anlamıyla öğrenemediğimiz gerçek budur.
Devlet kurmak istiyorsanız, bir gün partinizi devletin gerisine çekmek zorundasınız.
Ailenizi devletin gerisine çekmek zorundasınız.
Kişisel iktidarınızı devletin gerisine çekmek zorundasınız.
Çünkü kurumlaşmayan kazanımlar, güçlü liderlerle bir süre yaşayabilir; fakat güçlü devletlere dönüşemez.
BUGÜNKÜ SALDIRI BİR UYARIDIR
Mesrur Barzani’ye yönelik bu saldırıya yalnızca “geçmiş olsun” demek yetmez.
Elbette Sayın Mesrur Barzani’ye, ailesine, Kürdistan Bölgesel Yönetimi mensuplarına ve bütün Kürdistan halkına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Fakat bunun ardından Kürd siyasetinin bütün taraflarına da seslenmek gerekiyor:
Daha neyi bekliyorsunuz?
Kürdistan’ın başbakanının çalışma merkezinin vurulması mı gerekiyor?
İstihbarat ve güvenlik yöneticilerinin hedef alınması mı gerekiyor?
Peşmergenin ölmesi mi gerekiyor?
Enerji tesislerinin vurulması mı gerekiyor?
Daha hangi saldırının ardından Kürdistan’ın güvenliğinin parti güvenliğinden büyük olduğunu anlayacağız?
TARİH BİZE SONSUZ FIRSAT VERMEYECEKTİR
Federal Kürdistan, bütün eksikliklerine rağmen son yüzyıllık Kürd tarihinin en önemli siyasi kazanımlarından biridir.
Bu kazanım yalnızca KDP’nin değildir.
YNK’nin değildir.
Barzanilerin değildir.
Talabanilerin değildir.
Bu kazanım Kürd halkınındır.
Dolayısıyla onu koruma sorumluluğu da bütün Kürdlerindir.
Bugünkü saldırıyı gerçekleştirenleri en sert biçimde kınıyorum.
Ancak aynı açıklıkla Kürdistan’ın yöneticilerine de sesleniyorum:
Düşmanın işini kolaylaştırmayın.
Otuz yıldır süren aile çekişmelerini, parti hesaplarını, iki başlı güvenlik sistemini ve parçalanmış Peşmerge yapısını artık tarihe gömün.
Ortak bir Kürdistan Güvenlik Konseyi oluşturun.
Peşmergeyi gerçek anlamda tek ordu hâline getirin.
İstihbarat kurumlarını partilerden bağımsızlaştırın.
Erbil ile Süleymaniye arasındaki duvarları kaldırın.
Ve bütün dünyaya tek bir iradeyle şunu söyleyin:
Erbil’e yapılan saldırı Süleymaniye’ye yapılmıştır.
Süleymaniye’ye yapılan saldırı Duhok’a yapılmıştır.
Duhok’a yapılan saldırı Hewlêr’e yapılmıştır.
Çünkü hedef nihayetinde bir bina, bir aile veya bir siyasi parti değildir.
Hedef, Kürdistan’ın iradesidir.
Bugün birbirimize sarılmazsak, yarın ayrı ayrı savunmak zorunda kalacağımız çok daha az şeyimiz kalabilir.
Düşmanlarımızın bizi bölmesine kızmakta haklıyız.
Ama artık şu soruyu da kendimize sormanın zamanıdır:
Biz neden hâlâ bölünebilir durumdayız?
Kürdistan’ın geleceği, bu soruya vereceğimiz cevapta saklıdır.
Geçmiş olsun Sayın Mesrur Barzani.
Geçmiş olsun Hewlêr.
Geçmiş olsun Kürdistan.
Bu saldırıyı bütün kalbimle ve en sert ifadelerle kınıyorum.
Fakat bundan sonra yalnızca kınamak değil, Kürdistan’ı savunabilecek gerçek bir ulusal birlik inşa etmek zorundayız.
Çünkü bugün vurulan bir karargâhtır.
Yarın hedef alınabilecek şey, Federal Kürdistan’ın bizzat kendisi olacaktır.
Maaruf Ataoğlu
17 Ağustos 2026BU SALDIRI YALNIZCA ERBİL’E DEĞİL, KÜRDİSTAN’IN VARLIĞINA YÖNELİKTİR
Ama artık yalnızca saldırganı kınamak yetmez; Kürdler, kendi evlerinin neden bu kadar savunmasız bırakıldığının da muhasebesini yapmak zorundadır.
Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani’nin çalışma ofisinin ve Kürdistan Bölgesi’nin üst düzey güvenlik-istihbarat yapısının hedef alınmasını büyük bir üzüntü, öfke ve endişeyle karşılıyorum.
Bu saldırıyı en sert biçimde kınıyor ve lanetliyorum.
17 Ağustos’ta gerçekleşen saldırıya ilişkin mevcut bilgiler, patlayıcı yüklü iki insansız hava aracının Başbakan Mesrur Barzani’nin ofisini ve Kürdistan Bölgesi’nin üst düzey güvenlik yetkilisinin konutunu hedef aldığını; can kaybı yaşanmadığını gösteriyor. Kürdistan Bölgesi’nin terörle mücadele makamları saldırıların İran topraklarından gerçekleştirildiğini açıklarken, Mesrur Barzani de saldırıları Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik ve istikrarına yönelik doğrudan bir tehdit olarak nitelendirdi. (Reuters)
Dolayısıyla burada söz konusu olan, gökyüzünden gönderilmiş iki İHA’dan ibaret değildir.
Hedef alınan birkaç bina değil; Kürdistan Bölgesi’nin siyasal otoritesi, güvenlik iradesi ve kendi toprakları üzerinde kendi geleceğini belirleyebilme iddiasıdır.
Bir ülkenin başbakanının çalışma merkezini hedef alıyorsanız, siyasi iradesine mesaj veriyorsunuz.
Güvenlik ve istihbarat yapısını hedef alıyorsanız, o ülkenin kendisini koruma kapasitesine resmen meydan okuyorsunuz.
Bunu Kürdistan Bölgesi’nde yapıyorsanız, verilmek istenen mesaj daha da ağırdır:
“Sizin sınırlarınız bizim için sınır değildir; yöneticileriniz dokunulmaz değildir ve istediğimiz zaman sizin güvenlik alanınıza müdahale edebiliriz.”
İşte kabul edilmesi mümkün olmayan asıl mesele budur.
FAKAT BİZ KÜRDLERİN DE KENDİMİZE SORMAMIZ GEREKEN PEK ÇOK SORU VAR
Saldırının faili kim olursa olsun, hiçbir gerekçe bu saldırıyı meşru kılamaz.
Ancak yalnızca saldırganı suçlayıp ertesi gün kendi iç kavgalarımıza kaldığımız yerden devam edersek, yaşananlardan hiçbir şey öğrenmemiş oluruz.
Çünkü bugün Kürdistan Bölgesi’ne yönelen tehditleri değerlendirirken, acı da olsa kendi siyasal gerçekliğimizle yüzleşmek zorundayız.
Otuz yılı aşkın bir süredir elimizde bulunan tarihî imkânı ne ölçüde güçlü bir devlet kurumuna dönüştürebildik?
Kürdistan Bölgesi, 1990’ların başından itibaren fiilî bir yönetim alanı oluşturdu. 2005 Irak Anayasası ile de federal statüsü anayasal zemine kavuştu.
Aradan onlarca yıl geçti.
Ama bugün hâlâ sormak zorundayız:
Neden hâlâ Kürdistan’ın siyasi iradesi tam anlamıyla ortaklaştırılamadı?
Neden Peşmerge hâlâ bütünüyle tek ve kurumsal bir komuta zinciri altında birleştirilemedi?
Neden güvenlik kurumları üzerinde parti aidiyetlerinin gölgesi hâlâ eskisinden daha çok hissediliyor?
Neden Erbil ile Süleymaniye arasındaki siyasi rekabet, zaman zaman sıradan bir demokratik rekabet olmaktan çıkıp Kürdistan’ın stratejik meselelerine kadar uzanabiliyor?
Neden yüz yılın sonunda vali istifa ettirilip Kürdistan’ın KUDÜS’Ü olan Kerkük Türkmenlere peşkeş çekiliyor?
Ve neden Kürdistan’ın düşmanları, Kürdler arasındaki her çatlağı kendileri için bir giriş kapısına dönüştürebiliyor?
İşte bugün konuşmamız gereken esas meselelerden biri budur.
OTUZ YILLIK AİLE VE PARTİ ÇEKİŞMELERİNİN BEDELİYLE KÜRDİSTAN’IN VARLIĞI SINANIYOR
Artık bazı gerçekleri, birbirimizi incitmekten korkmadan konuşmak zorundayız.
KDP ile YNK arasındaki tarihsel rekabet yalnızca iki siyasi partinin rekabeti olarak kalmadı.
Zaman içerisinde iki ayrı siyasi merkez, iki ayrı güvenlik anlayışı ve iki ayrı nüfuz alanının oluşmasına yol açtı.
Bunun bedelini de yalnızca bu partiler değil, bütün Kürdistan ödedi.
Bir devlet iki ayrı güvenlik aklıyla yaşayamaz.
Bir devlet iki ayrı dış politika refleksiyle yaşayamaz.
Bir devletin silahlı kuvvetleri parti sadakatine göre parçalanmış hâlde kalamaz.
Bir millet, kaderini aileler ve partiler arasındaki bitmeyen iktidar mücadelesine teslim edemez.
Çünkü federal bir devlet olmak, yalnızca parlamentoya, bayrağa, başbakana veya bakanlıklara sahip olmak değildir.
Devlet olmak; ortak egemenlik iradesi yaratmaktır.
Devlet olmak; dışarıdan gelebilecek saldırıları önceden öngörerek Erbil’i, Duhok’u, Kerkük’ü, Süleymaniye’yi parçalamak değil, birleştirmektir.
Devlet olmak; saldırıya uğrayan kişinin hangi partiden olduğuna bakmadan, “Kürdistan saldırıya uğramıştır” diyebilmektir.
PEŞMERGE NEDEN HÂLÂ TEK ORDU DEĞİL?
Belki de bugün sorulması gereken en ağır sorulardan biri budur.
Peşmerge, Kürd halkının tarihsel hafızasında herhangi bir silahlı güç değildir.
Peşmerge, “ÖLÜMÜN ÖNCÜSÜ” bir mücadele geleneğinin adıdır.
Ama devletleşme aşamasında tarihsel semboller kurumsal yapılara dönüşmek zorundadır.
Bir devletin iki ordusu olmaz.
Peşmerge gerçekten Federal Kürdistan’ın ordusu olacaksa, KDP’nin de YNK’nin de üzerinde bulunmalıdır.
Komutanı parti değil, devlet olmalıdır.
Maaşını parti değil, devlet vermelidir.
Emir-komuta zinciri parti merkezlerine değil, anayasal kurumlara bağlanmalıdır.
Çünkü dışarıdan gelecek bir saldırı İHA’ya “KDP bölgesine mi gidiyorsun, YNK bölgesine mi?” diye sormuyor.
Füzenin parti kimliği yoktur.
Düşmanın hedefinde de çoğu zaman parti değil, Kürdistan vardır.
2026 yılı içerisinde Kürdistan Bölgesi’nin hükümet, güvenlik ve Peşmerge tesislerinin defalarca füze ve İHA saldırılarına hedef olduğu uluslararası raporlara da yansımış durumda. Mart ayında bir Peşmerge üssüne yönelik saldırıda altı Peşmerge hayatını kaybetmişti. (USAID OIG)
Buna rağmen hâlâ ortak savunma mimarisini tamamlayamamışsak, bunu yalnızca dış güçlerin komplolarıyla açıklayamayız.
BAĞDAT DA SORUMLULUKTAN KAÇAMAZ
Meselenin diğer tarafında Irak Merkezi Hükümeti bulunmaktadır.
Kürdistan Bölgesi, Irak’ın anayasal federal yapısının bir parçasıdır.
Dolayısıyla Erbil’e yönelik dışarıdan gerçekleştirilen bir saldırı yalnızca Kürdistan Bölgesi’nin güvenlik meselesi değildir.
Irak’ın egemenlik meselesidir.
Eğer başka bir ülkenin İHA’ları Irak hava sahasına giriyor, Kürdistan Bölgesi’nin başbakanının çalışma merkezini ve güvenlik yapılanmasını hedef alabiliyorsa, Bağdat’ın yalnızca açıklama yapmakla yetinmesi kabul edilemez.
Bağdat’ın görevi, Kürdistan Bölgesi’ne “kendi güvenliğinizi kendiniz sağlayın” demek değildir.
Irak’ın uluslararası sınırlarını ve hava sahasını korumak, Merkezi Federal Hükümetin de sorumluluğudur.
Bugün Erbil üzerinde gerçekleşen egemenlik ihlaline sessiz kalınırsa, yarın aynı egemenlik ihlalinin Bağdat üzerinde gerçekleşmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur.
ASIL HEDEF: KÜRDİSTAN’I İSTİKRARSIZLAŞTIRMAK
Ben bu saldırıyı münferit bir güvenlik olayı olarak görmüyorum.
Kürdistan Bölgesi uzun yıllardır son derece kırılgan bir jeopolitik coğrafyada ayakta durmaya çalışıyor.
İran, Türkiye, Irak merkezi siyaseti, bölgesel silahlı yapılar, enerji rekabeti ve uluslararası güçlerin Ortadoğu politikaları arasında küçük fakat stratejik bir alan söz konusu.
Böyle bir coğrafyada içeride parçalanmış olmak yalnızca siyasi bir problem değildir.
Ulusal güvenlik problemidir.
Kürdistan’ı dışarıdan zayıflatmak isteyenlerin en büyük yardımcısı, Kürdlerin kendi aralarındaki iç güvensizliktir.
Erbil ile Süleymaniye birbirine güvenmezse, başkaları ikisine de nüfuz eder.
KDP ile YNK birbirini stratejik rakip değil, adeta varoluşsal rakip olarak görürse, bölgesel güçler bu rekabeti kullanır.
Peşmerge birleşmezse, başkaları Kürdistan’ın savunma boşluklarını değerlendirir.
Kürdistan ortak dış politika geliştiremezse, her komşu devlet kendisine yakın bir Kürd siyasi merkezi yaratmaya çalışır.
Bunun adı kader değildir.
Bunun adı siyasi zaafiyettir.
ARTIK KÜRDİSTAN’I PARTİLERDEN DAHA BÜYÜK GÖRMEK ZORUNDAYIZ
KDP önemlidir.
YNK önemlidir.
Goran önemlidir.
Diğer bütün Kürdistani siyasi yapılar önemlidir.
Barzani ailesi Kürd tarihinin önemli bir parçasıdır.
Talabani ailesi de Kürd siyasal tarihinin önemli bir parçasıdır.
Ama bunların hiçbirisi Kürdistan’dan daha büyük değildir.
İşte otuz yıldır öğrenmemiz gereken fakat bir türlü tam anlamıyla öğrenemediğimiz gerçek budur.
Devlet kurmak istiyorsanız, bir gün partinizi devletin gerisine çekmek zorundasınız.
Ailenizi devletin gerisine çekmek zorundasınız.
Kişisel iktidarınızı devletin gerisine çekmek zorundasınız.
Çünkü kurumlaşmayan kazanımlar, güçlü liderlerle bir süre yaşayabilir; fakat güçlü devletlere dönüşemez.
BUGÜNKÜ SALDIRI BİR UYARIDIR
Mesrur Barzani’ye yönelik bu saldırıya yalnızca “geçmiş olsun” demek yetmez.
Elbette Sayın Mesrur Barzani’ye, ailesine, Kürdistan Bölgesel Yönetimi mensuplarına ve bütün Kürdistan halkına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Fakat bunun ardından Kürd siyasetinin bütün taraflarına da seslenmek gerekiyor:
Daha neyi bekliyorsunuz?
Kürdistan’ın başbakanının çalışma merkezinin vurulması mı gerekiyor?
İstihbarat ve güvenlik yöneticilerinin hedef alınması mı gerekiyor?
Peşmergenin ölmesi mi gerekiyor?
Enerji tesislerinin vurulması mı gerekiyor?
Daha hangi saldırının ardından Kürdistan’ın güvenliğinin parti güvenliğinden büyük olduğunu anlayacağız?
TARİH BİZE SONSUZ FIRSAT VERMEYECEKTİR
Federal Kürdistan, bütün eksikliklerine rağmen son yüzyıllık Kürd tarihinin en önemli siyasi kazanımlarından biridir.
Bu kazanım yalnızca KDP’nin değildir.
YNK’nin değildir.
Barzanilerin değildir.
Talabanilerin değildir.
Bu kazanım Kürd halkınındır.
Dolayısıyla onu koruma sorumluluğu da bütün Kürdlerindir.
Bugünkü saldırıyı gerçekleştirenleri en sert biçimde kınıyorum.
Ancak aynı açıklıkla Kürdistan’ın yöneticilerine de sesleniyorum:
Düşmanın işini kolaylaştırmayın.
Otuz yıldır süren aile çekişmelerini, parti hesaplarını, iki başlı güvenlik sistemini ve parçalanmış Peşmerge yapısını artık tarihe gömün.
Ortak bir Kürdistan Güvenlik Konseyi oluşturun.
Peşmergeyi gerçek anlamda tek ordu hâline getirin.
İstihbarat kurumlarını partilerden bağımsızlaştırın.
Erbil ile Süleymaniye arasındaki duvarları kaldırın.
Ve bütün dünyaya tek bir iradeyle şunu söyleyin:
Erbil’e yapılan saldırı Süleymaniye’ye yapılmıştır.
Süleymaniye’ye yapılan saldırı Duhok’a yapılmıştır.
Duhok’a yapılan saldırı Hewlêr’e yapılmıştır.
Çünkü hedef nihayetinde bir bina, bir aile veya bir siyasi parti değildir.
Hedef, Kürdistan’ın iradesidir.
Bugün birbirimize sarılmazsak, yarın ayrı ayrı savunmak zorunda kalacağımız çok daha az şeyimiz kalabilir.
Düşmanlarımızın bizi bölmesine kızmakta haklıyız.
Ama artık şu soruyu da kendimize sormanın zamanıdır:
Biz neden hâlâ bölünebilir durumdayız?
Kürdistan’ın geleceği, bu soruya vereceğimiz cevapta saklıdır.
Geçmiş olsun Sayın Mesrur Barzani.
Geçmiş olsun Hewlêr.
Geçmiş olsun Kürdistan.
Bu saldırıyı bütün kalbimle ve en sert ifadelerle kınıyorum.
Fakat bundan sonra yalnızca kınamak değil, Kürdistan’ı savunabilecek gerçek bir ulusal birlik inşa etmek zorundayız.
Çünkü bugün vurulan bir karargâhtır.
Yarın hedef alınabilecek şey, Federal Kürdistan’ın bizzat kendisi olacaktır.
Maaruf Ataoğlu
17 Ağustos 2026


