Cesaretsiz, Sessiz Mutabakatların Bedeli:
Maaruf Ataoğlu
Kürtler Bir Kez Daha Pazarlık Masasında Kaybetti
Çünkü bugün yaşananlar, hataların toplamı değil; bilinçli tercihlerin zinciridir.
İmralı:
İsrail’i “düşman” ilan eden çizgi ve Türk Genelkurmay aklı
İmralı merkezli söylemin son dönemde aldığı biçim, jeopolitik gerçeklikle değil, Ankara merkezli askerî reflekslerle örtüşmektedir.
İsrail’i “düşman” ilan eden bu dil, ne Kürt halkının güvenliğini öncelemekte ne de sahadaki güç dengelerini doğru okumaktadır. Bu yaklaşım, Türk Genelkurmay aklının bölgesel tasnifini ödünç almış; Kürtleri bir kez daha başkalarının hesaplaşmasının cephesi hâline getirmiştir.
Bu bir ilkesizlik değilse eğer, stratejik körlüktür.
Golan ve Hermon karşılığında dosyada satılan halk:
Kürtler
İsrail, Golan Tepeleri ve Hermon Dağı ekseninde güvenlik kazanımlarını tahkim ederken, Kürt dosyasını sessizce rafa kaldırmıştır.
Bu, yüksek sesle ilan edilmiş bir ihanet değildir; İmralı ve Türk Genelkurmay aklıyla koordineli, Şara ile imzalanmış sessiz bir mutabakattır. Diplomasi masalarında alkış almayan; ama sahada bedeli Kürt çocuklarının canıyla ödenen bir pazarlıktır.
Devletler çıkarlarını gözetir; doğru.
Ama bu durum, çıkar ile ahlâk arasındaki uçurumu göstermektedir. Ortadoğu’da Kürtler söz konusu olduğunda, kazanımlar hep Kürtlerin aleyhine genişler.
Halep: Sayılar soğuk, ama aynı zamanda acı bir gerçektir
Halep’te onlarca insan öldü, yüzlercesi yaralandı; 150 bin insan yerinden göç ettirildi.
Bu bir “çatışma bilançosu” değil, toplumsal bir yıkım tablosudur.
Haritaları değiştirmedi belki; ama yüz binlerin hayatları dağıldı.
Ve bu yıkım, “zorunlu güvenlik tedbirleri” gibi steril kavramların arkasına saklanamayacak kadar çıplaktır.
SDG ve Mazlum Abdi: Beklentinin gerisinde kalan liderlik
Suriye Demokratik Güçleri ve onun sembol ismi Mazlum Abdi, bu kritik eşikte Kürt halkına güven verici bir siyasal-askerî yönetim ortaya koyamamıştır.
Sahada Kürt çocuklarının kanıyla kazanılmış askerî kazanımlar ve deneyim, ikircikli kimi telkinlerle masada stratejik iradeye dönüştürülemediğinden; askerî güç savunmasızlığa evrilmiştir.
Buradaki eleştiri kişisel değildir.
Eleştiri; hesap verilebilirlikten uzak, belirsizlik barındıran; sahayı adım adım terk ederek yapılmış gizli ittifaklara yaslanan bir yönetimsizlik tarzınadır.
60 milyon Kürt halkının:
Hesap sorma zamanı artık
Kürt halkı, evlatlarını bir kez daha toprağa verdi.
Bu acı kader değildir. Bilinçli yönetilen bir siyasetin sonucudur.
“Hesap sormak” bir tehdit değildir; demokratik, ahlâkî ve tarihsel bir haktır.
Bu hesap; silahla değil, hafızayla, iradeyle ve şeffaflık talebiyle sorulmalıdır.
Çünkü artık şu gerçeği yüksek sesle söylemenin zamanıdır:
Kürtler, her defasında başkalarının stratejik sessizliğinin bedelini ödemek zorunda değildir.
Bu kez unutulmamalı.
Bu kez geçiştirilmemeli.
Bu kez bu hafıza kayıtlara geçmelidir.


