CHP’nin Kürt Sorununda Tarihsel Sorumluluğu ve Güncel Politik Konumlanışı
Maaruf Ataoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi, yüz yıllık siyasi hafızanın hem merkezinde hem de yükümlülük alanındadır. Ancak bugün gelinen noktada CHP’nin Kürt sorunu ve demokratik çözüm süreci bağlamındaki tutumu; muğlak, çekingen ve tarihsel sorumluluğuyla bağdaşmayan bir görüntü vermektedir.
CHP’nin İmralı’ya ya da Abdullah Öcalan’a gitmemesi anlaşılabilir bir politik tercih olabilir; fakat bunun “kör, sağır ve dilsiz” bir suskunluğa dönüşmesi Türkiye’nin geleceği adına hayra alamet değildir.
Zira siyaset, özellikle savaş ve barış konularında, “hiçbir şey söylememekle” tarafsız kalınamaz. Suskunluk, fiilen mevcut statükonun yanında konumlanmak anlamına gelir.
1. İç Barış ve Demokratik Çözüm: CHP’nin Tarihsel Yükümlülüğüdür.
Türkiye’de iç barışın tesisi, ertelenmiş bir görev olarak 100 yıldır masadadır. 1920’lerde yapılan tarihsel tercihler, tekçi ulus inşası, merkeziyetçi yönetim, kültür-inkâr politikaları, bugün hâlâ toplumu kesen fay hatlarının temel nedenidir.
CHP, Cumhuriyet’in kurucu partisi olmanın sorumluluğuyla ülkeyi düşürdüğü bu enkaz durumunu görmezden gelemez. Aksine, çözüm sürecinin doğal sahibi ve garantörü olması gerekir.
Ancak gelinen noktada parti, “iktidarın baskısı”, “milliyetçi oy kaygısı” veya “seçim dengeleri” gibi gerekçelerin arkasına sığınarak tarihsel bir görevden kaçmak suretiyle geri durmaktadır.
Bu geri duruş, günümüzün Türkiye’sinde Kürt toplumunda büyük bir güvensizliğe yol açtığı gibi, Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacını da geciktirmektedir. Bu antidemokratik uygulamalardan artık CHP ‘lilerde nasibini almaktadırlar.
2. Rojava Politikası: CHP’nin Stratejik Sessizliği
Ortadoğu’da Kürt halkının dört parçada elde ettiği siyasal kazanımlar, Türkiye’nin güvenlik perspektifi üzerinden kriminalize edilmesine göz yummamalı; CHP bu konuda kendi tezlerini açık ve cesur bir şekilde ortaya koyarak Kürt halkına yüzünü tekrar dönmemeli.
Oysa Rojava meselesi sadece “Suriye politikası” değildir.
Bu konu, Türkiye’de yaşayan milyonlarca Kürdün kimlik ve gelecek algısıyla doğrudan bağlantılıdır.
CHP’nin, uluslararası hukuka, yerel demokrasiye ve halk iradesine saygıyı esas alan bir politikayı açık ve net bir şekilde savunması gerekirken; kaygan, temkinli ve belirsiz bir söylem üretmesi siyasi cesaret eksikliğidir.
3. Türkçülük üzerinden Irkçı Popülizmle Aynı Hizada Durma Sorunu Var
Bugün Türkiye’de Devşirme kökenli olmalarına rağmen kendini “ırki Türkçülük” üzerinden konumlandıran, hiç bir sorumluluk almayan ama milliyetçilikten yüksek rant devşiren bir kesim var:
• Müsavat Dervişoğlu
• Ümit Özdağ
• Turan Çömez v.b gibileri
Bu aktörler “ırksal Türklük” söylemi üzerinden toplumu kutuplaştırırken, CHP’nin bu hattın yakınında konumlanması tarihindeki ikinci büyük bir stratejik hatadır.
Sosyal demokrat bir parti, ırkçı-popülist paradigmalarla aynı çizgiye düşmemeli; toplumun en geniş kesimlerini kapsayan demokratik bir vatandaşlık modelini savunmalıdır.
4. CHP Sosyal Demokrat mı, Yoksa Devletçi-Statükocu Bir Yapı mı?
CHP’nin hâlen Sosyalist Enternasyonal üyesi olması, partinin asgari olarak şu ilkeleri savunması gerektiğini göstermez mi?
• Etnik kimliklerin tanınması ve kabulu,
• Anayasal güvenceye alınması,
• Yerel demokratik yönetimin güçlenmesi,
• Dil ve kültür haklarının güvencesi,
• Halkların kendi kimliğiyle eşit yurttaşlık,
Ancak CHP’nin bugünkü politik dili, bu ilkelerden kaygıyla kaçınan, statükoya yaklaşan, “devletin refleksleriyle konuşan” bir noktaya sıkışmıştır.
Türkiye’nin Kürt meselesinde kalıcı bir çözüme ulaşabilmesi için anayasal güvence, kimlik tanınması, yerel özerklik modellerinin tartışılması ve Kürt halkının kolektif haklarının kabulü zorunludur.
CHP’nin buna öncülük etmemesi, tarihsel bir fırsatın kaçması anlamına gelecektir.
5. CHP İçin Stratejik Yol Haritası: Cesur ve Reformist Bir Duruş
Eğer CHP gerçekten Türkiye’nin demokratik dönüşümüne liderlik etmek istiyorsa aşağıdaki adımlar kaçınılmazdır:
a. Kürt Sorununu Resmen Tanımlamalı
“Kürt sorunu yoktur” çizgisi terk edilmeli, mesele siyasal ve tarihsel boyutlarıyla kabul edilmeli ve Anayasal güvenceye kavuşmalıdır.
b. Çözüm Süreci Açıklaması Derhal Yapmalıdır.
Yeni bir çözüm yol haritası için CHP kendi ilkelerini gecikmeksizin açıklamalıdır.
Bu, aslında kimseye biat değil; Türkiye’nin geleceğine sahip çıkmaktır.
c. Rojava Konusunda Şeffaf Politika Sunmalıdır.
CHP, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını güvenlik eksenine hapsetmeden, bölgesel Kürt aktörleriyle barışçı ve demokratik ilişkilerin zeminin kurmalıdır.
d. Kutuplaştırıcı Türkçülükle Arasına Net Bir Mesafe Koymalı
Partisini, Ümit Özdağ çizgisinin ırkçı ve tepeden inmeci söylemlerinden ayrıştırmalıdır.
e. Anayasal Demokrasi İçin Yol Haritası Sunmalı
• Anadilde eğitim
• Kültürel haklar
• Yerel yönetimlerde güçlendirilmiş model
• Eşit yurttaşlık
• Antidemokratik yasaların kaldırılması
Bu başlıklar, modern bir sosyal demokrat partinin zaten olmazsa olmaz doğal talepleridir.
6. CHP’nin Tarihle Yüzleşmesi: Kaçınılmaz Bir Zorunluluk
Cumhuriyet’in kuruluşunda yapılan hatalar, bugünkü çatışmanın, inkârın ve kutuplaşmanın temelidir.
Eğer CHP yüz yıl önce başaramadığı barışı şimdi de öncülük etmeyerek kaçırırsa, bu sadece politik bir hata değil, Türkiye için tarihsel bir kopuştur.
Kürtler, Cumhuriyetin kurucu unsurlarından biridir; buna rağmen dışlanmış, inkâr edilmiş ve kriminalize edilmiştir.
Bugün CHP’nin görevi, bu tarihsel kırılmayı onarmaktır.
Bu; sadece bir seçim stratejisi değil, demokratik Cumhuriyet vizyonunun yeniden inşasıdır.
7. Sonuç: Barışın Maliyeti Cesaret, Suskunluğun Maliyeti Tarihsel Yenilgidir
Türkiye’de Türk-Kürt barışı bir lütuf değil, zorunluluktur.
CHP’nin bu süreçte “taşın altına elini” değil, gövdesini koyması gerekir.
Aksi halde parti:
• demokratik dönüşüme öncülük etme şansını kaçıracak,
• tarihsel sorumlulukla yüzleşecektir,
• Kürt toplumunun güvenini kalıcı biçimde kaybedecektir.
Barış cesaret ister.
Bu cesaret, bugün CHP’nin yeni kadrolarının omuzlarındadır.
Türkiye’nin geleceği; inkârın, suskunluğun ve statükonun değil, eşit yurttaşlık temelinde Türk-Kürt barışının ve Kardeşliğinin inşasına katkı vererek içerisinde yer almaktır.


