Birilerinin bana siyaset ve yazı yerine rençberlik ve çobanlık önermesi üzerine, biraz da duygularımın yoğunlaştığı bir anda siz değerli okurlarımı üzen bir yazı kaleme almış; yaşananları değerlendirmek için bir süre yazılarıma ara vereceğimi söylemiştim.
Fakat insan bazen kendi kararını verirken dostlarının yüreğini hesaba katmayı unutuyor.
Sizlerden gelen yüzlerce dayanışma mesajı, dostça uyarılar, samimi telefonlar ve “Yazmaya devam et” diyen o güçlü duygudaşlık bana bir kez daha gösterdi ki insan yalnızca kendi adına yazmıyor. Bazen söylediğiniz bir söz, hiç tanımadığınız bir insanın zihnindeki soruya; bazen yazdığınız birkaç satır, kilometrelerce uzaktaki bir dostun yüreğine dokunabiliyor.
Bir de ortada olmayan bir “sürecin”, varmış gibi memleketin kavurucu gündemine oturduğu böyle bir dönemde susmayı içime sindiremedim. Söylenecek söz, sorulacak soru, tartışılacak bu kadar mesele varken kalemi bir kenara bırakmak doğrusu bana pek yakışmadı.
Bu arada çobanlık ve rençberlik önerilerini de tamamen yabana atmadım! Biraz araştırdım. Memlekete gidemeyeceğime göre çobanlık şimdilik biraz zor görünüyor. Ama Almanya’da uygun bir tarla bulabilirsem rençberlik meselesini hâlâ değerlendirebilirim. 😊
Yalnız küçük bir şartla:
Tarlayı sürerken de düşünmeye, sorgulamaya ve yazmaya devam edeceğim!
Bu vesileyle, gösterdiğiniz o içten dayanışma, kardeşlik ve dostluk için her birinize yürekten teşekkür ediyorum.
İyi ki varsınız.
Biz büyük bir milletiz. Büyüklüğümüz yalnızca tarihimizden veya sayımızdan değil; birbirimizin sesini duyabilmemizden, acısını hissedebilmemizden ve gerektiğinde birbirimize omuz verebilmemizden geliyor.
Belki de sahip olduğumuz en kıymetli zenginlik tam olarak budur:
Duygudaşlığımız…
Kalem şimdilik masada kalıyor.
Rençberlik ise beklesin. 😊
Hepinize en içten selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. 🌹❤️🙏


