Dem demleniyor
Her devrin bir hikâyesi vardır.
Ama bazı hikâyeler vardır ki; ne anlatanı değişir ne de dinleyeni… Sadece kullanılan kelimeler demlenir, sabır uzatılır, umut inceltilir. Ve biz bunu siyaset zannederiz.
“Dem demleniyor” diyorlar…
Ne güzel bir ifade.
İçinde sabır var, süreç var, İmralı heyetinin olgunlaşması var. Ama nedense bu demlenen şey çay değil; halkın sabrı, toplumun hafızası ve siyasetin ciddiyeti.
Her seferinde aynı sahne:
İki cümlelik bir açıklama, ardından günlerce süren yorumlar…
Bir bakmışsınız, kelimelerden hikmet devşirenler yine sıraya girmiş.
Sanki ortada bir irade değil de, gökten düşecek bir lütuf bekleniyor.
Korku, siyasetin en sadık yoldaşıdır.
Ama bu kadarına da pes doğrusu…
Bir haftalık küslük bile lüks sayılıyorsa, orada siyaset değil, bağımlılık vardır.
Çünkü mesele artık “ne doğru?” sorusu değil, “ne kaybederiz?” hesabına dönüşmüştür.
Dokunulmazlıklar, maaşlar, konfor…
Hepsi birer görünmez zincir.
Ve ironinin en acı tarafı şu:
Zinciri taşıyanlar, onu hâlâ “siyasi akıl” diye anlatıyor.
“Demokratikleşme” denilen o uzun hikâye…
Aylar, yıllar, hatta nesiller…
Ama bir türlü kaynamayan bir su, bir türlü içilmeyen bir çay.
Diplomatik heyetler, ziyaretler, görüşmeler…
Adeta sahnesi hazır, oyuncuları belli bir tiyatro.
Perde açılıyor, alkış yok.
Perde kapanıyor, sonuç yok.
Ama oyun devam ediyor.
Bir yanda kapılar ardına kadar açık:
Çaylar, kahveler, nezaket ziyaretleri…
Diğer yanda ise demir ve beton arasında geçen ömürler.
İşte bu çelişkinin adı “süreç”.
Ve her defasında aynı teselli:
“Bu işin fıtratında var.”
Ne büyük cümle…
İçine her şeyi koyabilirsiniz: gecikmeyi, suskunluğu, hatta teslimiyeti.
Asıl mesele şu:
Dem gerçekten demleniyor mu?
Yoksa sadece ateşin üstünde unutulmuş bir su gibi,
zamanla buharlaşıp yok mu olacak ?
Çünkü demlenen şey umutsa, tadı gecikmeyle acılaşır.
Ama demlenen şey alışkanlıksa, o artık bir kader değil; tercih olur.
Son söz:
Demlenmek, olgunlaşmak demektir.
Ama sürekli demlenmek, bir türlü servis edilmemek…
İşte o, artık siyaset değil;
uzatılmış bir bekleyiştir.
Ve bekleyişin en tehlikelisi,
alışkanlığa dönüşenidir.


