DEM “MERAL” ile Yeniden DEM’leniyor
Emperyalizme Karşı İran, Irak, Rusya ve Mehmet Uçum’la Ortak Mücadele:
Emperyalizme karşı ortak mücadele çağrısı…
Kulağa ne kadar tanıdık, ne kadar “yüksek ahlaklı” geliyor değil mi?
Ama çağrının kurulduğu zemine bakınca, kelimelerin içi hızla boşalıyor; geriye yalnızca ideolojik bir sis, tarihsel bir çarpıtma ve sosyolojik bir inkâr kalıyor.
Bugün DEM, “anti-emperyalizm” kisvesi altında İran, Irak, Rusya, Türk solu ve Mehmet Uçum ile aynı fotoğraf karesine girmeyi bir tür tarihsel bilinç, hatta ahlaki bir üstünlük olarak sunuyor.
Oysa bu kareye biraz yakından baktığımızda gördüğümüz şey bir direniş hattı değil; ezilenlerin değil, ezenlerin iktidarlarında buluşma dayanışmasıdır.
Anti-Emperyalizm mi, Anti-Halkçılık mı?
İran’da kadınlar saçları göründüğü için coplanırken,
Irak’ta mezhepçilik devlet aygıtı hâline gelmişken,
Rusya’da muhalefet ya sürgünde ya mezardayken,
Türkiye’de Kürt halkının varlığı resmî olarak inkâr edilmişken ve hukuk, yürütmenin noteri seviyesine indirgenmişken…
Soruyu sormak kaçınılmazdır:
Bu “ortak mücadele” kimin adına, kime karşı ve niçin yürütülmektedir?
Cevap nettir ama rahatsız edicidir:
Halklar adına değil, halklara rağmen DEM’lenenler adına yürütülmektedir.
DEM’in burada yaptığı şey, emperyalizme karşı bir duruş almak değildir;
emperyalizmi yalnızca Batı’ya özgü bir günah gibi gösterip,
Doğu’nun kendi iç sömürüsünü, adına mücadele vermek için meclise girdiği halka baskı uygulayan rejimleri ve kendi kutsal varlığını temize çekmektir.
Bu, ideolojik bir saflık değil;
bilinçli bir sosyolojik körlüktür.
DEM’lenmek: Bir Siyasetin Kimyasal Bozunumu
“DEM yeniden DEM’leniyor” derken kastettiğim tam da budur:
Bir hareketin temsil iddiasını yavaş yavaş kaybedip,
devlet aklının, jeopolitik ezberlerin ve “büyük resim” masallarının içinde çözünmesi…
Bir zamanlar “ezilenlerin sesi” olduğunu iddia eden dil,
bugün “büyük güçlerin denge politikası”na tercümanlık yapmaktadır.
İroni şuradadır:
Anti-emperyalizm adına kurulan bu yeni cephede
Kürt yok, işçi yok, kadın yok, Alevi yok, Zaza yok.
Ama devlet var, iktidar var, örgüt var ve jeopolitik çıkar var.
Bu hâliyle DEM, sisteme muhalefet eden bir özne olmaktan çıkmış,
sistemin ahlaki makyaj ekibine dönüşmüştür.
Sonuç: Kime Karşı, Kiminle?
Emperyalizme karşı olmak,
her “ABD karşıtı” söylemi otomatik olarak devrimci sanmak değildir.
Gerçek anti-emperyalizm,
Washington’a laf söylerken
Tahran’ın, Moskova’nın, Bağdat’ın ve Ankara’nın
kendi halklarına yaptıklarını görmezden gelmemektir.
Aksi hâlde ortaya çıkan şey şudur:
Sol retorikle süslenmiş bir iktidar muhafızlığı.
Ve tarih şunu defalarca göstermiştir:
Halktan kopan her “kutsal mücadele”,
eninde sonunda kutsal bir tahakküme dönüşür.
DEM “MERAL” ile yeniden DEM’leniyor.
Ama bu kez adını koymak gerekir:
Bu bir uyanış değil,
ideolojik bir geri çözülmedir.


