DEM PARTİ ÜZERİNE SOSYOLOJİK VE SİYASİ BİR DEĞERLENDİRME
Maaruf Ataoğlu
Sn. Hasan Bildirici’nin dünkü paylaşımında çerçeve olarak belirlediği analizleri Kürt kamuoyunun derin bir hissiyatını yansıtmaktadır. Bu hissiyat, basit bir “öfke” ya da “hayal kırıklığı” değil; tarihsel bir birikimin özetidir adeta.
Ben bu birikimin üzerine; bazı sorular sorarak, bazı cevaplar arayarak, bazı acı gerçekleri işaret ederek kendisine katkı sunmak istiyorum.
1) ÇÖZÜM SÜRECİNDE
“KİMLER” VARDI?
Bugün DEM Partisi’nin düştüğü durumun kökenine inmek istiyorsak; Çözüm Sürecinde masaya kimlerin oturduğunu sorgulamak zorundayız:
• Sırrı Süreyya Önder
• Pervin Buldan
• Arabulucu çevre avukatları
Soru basittir:
Bu insanlar Kürt hareketinin iç sosyolojisinde hangi karşılığı temsil ediyordu?
Sırrı Süreyya, Kürt halkı içinde sosyolojik olarak nerede kök salmıştı?
Buldan’ın Kürt kimliğine dair “temsil yetkisi” hangi toplumsal tabanın ürünüdür?
Bu isimler tabandan mı geldi?
Yoksa tavandan mı indirildi?
Kürt hareketi, siyasal temsil yetkisini 80 - 100 yıllık mücadele içinden doğan kadrolara mı emanet etti,
yoksa “paraşütle gelen” figürlere mi?
2) SIRRI’NIN ÖLÜMÜNDEN SONRA “MİTHAT SANCAR” KARARINI KİM VERDİ?
Kürt halkının siyasi kaderi birkaç kişinin “kişisel tercihine” bırakılabilir mi?
Bu kararı kim verdi?
• Kandil’in mi?
• Ankara’nın mı?
• Bir hukuk bürosunun ofisi mi?
• Konjonktür mü?
Kürt toplumunun sorması gereken soru şudur:
“Sancar’ın seçilmesi toplumsal bir ihtiyaç mıydı, yoksa dışsal bir mühendislik miydi?”
3) AVUKAT FAİK ÖZGÜR KİMDİR?
Kürt halkının 100 yıllık mücadelesi, tarihsel aklı ve birikimi, sosyolojisi, bedeli, şehitleri, ağıtlarını yalamış; bütün bunları bilen Avukatlar varken…
Böylesine kritik bir temsil görevine nereden geldiği belli olmayan, yaşamı boyunca Kürtlerde hiç karşılığı bulunmayan bir avukat nasıl oturtuldu?
Soru çok yalındır:
Kürt halkı bu kadar millat mı ki kendi içinden yetişmiş onlarca Kürt hukukçu varken gidip bir yerlerden parayla bulunmuş, mücadelenin sosyolojisiyle hiç bağdaşmayan bir isimi öne çıkarsın?
Bu, “nitelik” değil “niyet” sorusudur.
4) TUNCER BAKIRHAN – YETKİNLİK SORUSU
Kürt siyasetinin kırılma noktalarında görev alan isimler tabanda sosyolojik karşılık taşımak zorundadır.
Tuncer Bakırhan kimdir?
Kürt toplumunu ne kadar tanır?
Hangi tarihsel örgü, hangi toplumsal hafıza üzerinden gelmiştir?
Bu süreçleri yönetecek yetkinliği nedir?
Kürt halkı artık bu soruyu da sormak zorundadır:
“Türkiye’nin kaderini etkileyecek masa, halkın bağrından çıkan kadrolar mı kuruldu, yoksa Ankara’da şekillenen müdahaleler mi?”
5) TÜLAY HATİPOĞLU – KÜRT SOSYOLOJİSİ İLE NE KADAR İLİŞKİLİDİR?
Eş başkan olan Tülay Hatipoğlu kimdir?
Kürt sosyolojisini, Kürt kültürel hafızasını, aşiret yapısını, toplumsal tabanları, modernleşme süreçlerini, şehirleşme gerçeklerini ne kadar bilir?
Kürt hareketinin en temel sorunu işte buradadır:
Temsil kadroları Kürt halkının bağrından doğmuyor.
Dışardan zerk ediliyor, “rol” oynatılıyor.
6) DEM PARTİ’NİN GERÇEK KRİZİ
DEM Parti bugün:
• edilgen
• tepkisiz
• stratejisiz
• pozisyon alamayan
• dışarıdan yönlendirilen
• kendi sosyolojisinden kopuk
• Ankara’nın gerginliğini Kürt toplumuna taşıyan
• Suriye’deki Kürtlerle kefen bağı kuran bir görüntü vermektedir.
Bu görüntü kürt halkını mutlu etmiyor, güven vermiyor.
7) RUS, AMERİKAN VE TÜRK MÜHENDİSLİĞİ ARASINDA BOCALAMA
Bildircinin de belirttiği gibi;
Türk devletinin oluşturduğu komisyon“Kürt sorununu çözme komisyonu” değil, “Suriye Kürtlerini yok etme komisyonu” olarak yürütülüyor. DEM Parti ise bu oyunun aracı halinde rolünü oynuyor.
Bir siyasal üst akıl kendilerince kusursuz işliyor:
• Ankara DEM Parti’yi oyalıyor
• DEM Parti Öcalan’ı oyalıyor
• Öcalan Kürt halkının zamanını tüketiyor
Bu tabloya itiraz etmek; Başta Dem partinin tabanı olmak üzere tüm Kürt halkının ahlaki görevidir.
8) SOMUT ÇÖZÜM:
İMRALI VE SÜRİYE KARIŞTIRILMAMALIDIR
DEM Parti, İmralı üzerinden Suriye politikasına malzeme taşımayı kessinlikle reddetmelidir. Bu, belirsizlik Kürt toplumunun çıkarına aykırıdır. İmralı’daki her mesajın, Kürtlerin geleceğiyle değil, Türkiye’nin Suriye mühendisliğiyle ilişkili hale gelmesi kabul edilemez.
Her “görüşme” bir umut değil, Kürtler için çok büyük zaman kaybıdır.
9) SİYASET ANKARA’DA DEĞİL, HALKIN ORTASINDA YAPILMALIDIR
Kürt halkının geleceği:
• rant masalarında,
• özel görüşmelerde,
• dış müdahalelerde,
• mühendislik operasyonlarında belirlenemez.
Sayın Bildirici’nin söylediği gibi;
DEM Parti yaylalara çıkmalıdır. Barış, şenlikleri kurmalıdır. Kürtler silahtan arındırılmış dağlarıyla, tarlalarıyla, kadim belleğiyle yeniden buluşmadıkça DEM’in siyaseti hiç inandırıcı olamaz.
10) SONUÇ VE ÇAĞRI
DEM Parti’nin karşı karşıya olduğu mesele “ devlet büyükleriyle ilişkiler” içinde olmak değil;
kendi halkıyla bağını yeniden kurma ve halkı barışa katarak katkı sunma meselesidir.
Bugünkü sorumluluk:
• Ankara korkusuna teslim olmadan
• öz güvenle
• sosyolojik gerçekliğe dayanarak
• tabanla buluşarak
• dış müdahaleye kapıyı kapatarak hareket etmektir.
Kürt hareketinin görmesi gereken gerçek şudur:
Kürtler artık “paraşütle gelen liderler” değil, kendi bağrından çıkan kadrolarla yürümek istiyor.


