DEM PARTİSİ “HİZBULLAHÇI” HÜDAPAR’IN GERİSİNDE
DEM Parti, İmralı Heyeti aracılığıyla Meclis komisyonuna sunduğu raporda, odağının “Türkiye’nin demokratikleşmesi” olduğunu; Kürtlerin statüsü meselesini ise ele almadığını açıkça beyan etmiştir.
DEM Parti’nin raporunda dil ve eğitim hakkına değinilmektedir; ancak bu konu, Türkiye’nin mevcut demokrasi çerçevesiyle sınırlı, son derece silik ve edilgen bir yaklaşımla ele alınmıştır. Raporda mesele, etnik bir sorun ve Kürt halkının statüsü olarak asla tanımlanmamıştır.
Oysa kamuoyunda “Hizbullahçı” olarak bilinen HÜDA PAR, raporunda çok daha açık ve net bir biçimde Kürtçenin eğitim dili olması ve resmî dil statüsü kazanması gerektiğini ifade etmiştir.
“DEM – İmralı ve Türkiye’nin Rojava politikası yanlıştır.”
Türkiye’nin Suriye-Rojava’da Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) yönelik politikası, Kürt halkı tarafından asla kabul edilemez.
Türkiye’nin Şam merkezli bir yaklaşım benimseyerek DSG’ye karşı pozisyon alması, ileride Türkiye’deki iç barışı ciddi biçimde tehdit edecek büyük riskler barındırmaktadır. Türkiye, DSG’nin “adem-i merkeziyetçilik” olarak sunduğu talebin son derece olumlu olduğunu görmek zorundadır. Bu talep, Suriye’nin bölünmesi anlamına gelmemektedir.
Suriye’de Kürtlerin, Dürzilerin ve Alevilerin güven içinde yaşayabilmesi; ancak adem-i merkeziyetçi ve federal bir sistemle mümkündür. Tek merkezli bir yönetim anlayışıyla Suriye’nin yönetilebilmesi mümkün değildir.
Federalizm, Suriye için en doğru çözümdür.
Suriye; Araplar, Kürtler, Aleviler, Dürziler ve Hristiyanlardan oluşan çok kimlikli bir ülkedir. Baas rejiminin üniter sistemi, yüz binlerce insanın ölümü pahasına dahi bu ülkeyi yönetememiştir. Bunu görmemek için ya “emlakçı bakışıyla” meseleye bakmak ya da ciddi bir idrak sorunu yaşamak gerekir.
Türkiye’nin, “DSG’nin Suriye ordusuna bireysel olarak katılması” yönündeki talebi ise akıldan ve gerçeklikten uzaktır. Kürtler, 2012’den bu yana bölgede fiilî bir statü oluşturmuştur. ABD ve Koalisyon güçlerinin sahadaki çalışma ortağıdırlar.
Madem Türkiye, El-Şara’ya bu denli güvenmektedir; o hâlde neden Efrîn, Tel Abyad (Girê Spî) ve Serêkaniyê’yi, “Suriye Millî Ordusu” olarak adlandırılan silahlı gruplardan arındırarak Suriye’ye teslim etmemektedir?
“Barış havarisi” MHP’de nihayet düğmeye basıldı:
Takke düştü, kel göründü
Bahçeli, Yıldız ve Yalçın; koro hâlinde tehditlerini sıralamaya başlamışlardır. Sürenin dolduğunu, Rojava HTŞ’ye teslim olmazsa Kürtlerin ölüme hazır olması gerektiğini açıkça dile getirmektedirler.
Asıl anlaşılmayan ise şudur:
DEM Partililerden neden tek bir ses çıkmamaktadır?
Bu suskunluk, sükûtun ikrar sayılmasından mı kaynaklanmaktadır?
İmralı Heyeti sessiz sedasız adaya gidip gelmektedir. Kürt halkı, olup bitenlerden haberdar edilmese de Kürtlerin talepleri son derece açıktır:
• Türkiye’de anayasal tanınmışlık statüsü,
• Eğitimde ve devlet işlerinde Kürtçenin ikinci resmî dil olarak kabulü,
• Rojava’da adem-i merkeziyetçi bir idarî yapı ve demokratik federasyonu esas alan katılımcı bir yönetim modeli.
Tüm bunlar, Suriye’de yeniden yazılacak bir anayasa ile mümkündür.
Eğer “çözüm süreci”nin gerçek adı Kürtlere ölümü dayatmak ise; Kürtler bu aşamada vakit kaybetmeden, başta Koalisyon Devletleri ve İsrail olmak üzere alternatif siyasî ve askerî seçenekler geliştirmek zorundadır.


