Devlet Bahçeli’nin açıklamasını birkaç kez okudum. Yanlış anlamış olabilir miyim diye tekrar baktım. Ama hayır, söylediği oldukça açık: Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, egemenlik anlayışı, vatan ve milletin bölünmez bütünlüğü ile “Türk milletinin müşterek tarih ve gelecek tasavvuru” herhangi bir müzakerenin konusu olamaz. Ardından da “laf ebeliğine” ve “siyasi cambazlıklara” gerek olmadığını söylüyor.
Doğrusu Bahçeli’ye kızmak yerine ona teşekkür etmek gerekir. Çünkü devletin nerede durduğunu açıkça ifade ediyor: Müzakere yok.
Üniter yapı tartışılmaz. Egemenlik anlayışı tartışılmaz. Millet tanımı ve devletin temel paradigması asla tartışılmaz.
Peki o zaman çok basit bir soru: Kürdlerle ne konuşuluyor?
Aylardır “tarihi süreç”, “barış”, “kardeşlik”, “demokratik siyaset”, “yeni paradigma” gibi oldukça büyük kavramlar duyuyoruz. Fakat devletin temel siyasal yapısı müzakere konusu değilse, sanırım küçük bir terminoloji sorunumuz var!
Biz yıllardır bunun adına “Kürd meselesi” diyorduk. Meğer konuşulan, Kürd meselesinin siyasal çözümünden ziyade silahlı bir örgütün tasfiyesiymiş.
Bunun kötü olduğunu söylemiyorum. Silahların susması son derece değerlidir. İnsanların artık ölmemesi, cezaevlerinin boşalması ve demokratik siyasetin güçlenmesi hepimizin desteklemesi gereken gelişmelerdir.
Fakat silahlı çatışmanın sona ermesi başka, Kürd meselesinin çözülmesi başka şeydir.
Türkiye belki de siyaset literatürüne yeni bir kavram kazandırıyor: “Müzakeresiz barış!”
Müzakere yok, devletin yapısı tartışılmayacak, millet ve egemenlik anlayışı tartışılmayacak, Kürdlerin kolektif statüsünün ne olacağı konuşulmayacak, Kürdçenin anayasal ve kamusal statüsü diye bir şey olmayacak, yerel yönetimlerin geleceği Edirne’den, Niğde’den, Amasya’dan farklı olmayacak; ama ortada “tarihi bir süreç” var.
İnsan ister istemez soruyor: Taraflardan birinin temel taleplerinin müzakere edilemediği bir sürece ne denir? Barış mı, çözüm mü, uzlaşma mı; yoksa silahlı yapının devlet tarafından belirlenen hukuki ve siyasi çerçevede tasfiye edilmesi mi?
Burada Bahçeli’ye haksızlık etmeyelim. Kendi siyasi çizgisi açısından son derece tutarlı. Yıllardır savunduğu üniter devlet, tek egemenlik, Türk milleti ve bölünmez bütünlük anlayışını bugün de savunuyor. Şaşırtıcı olan Bahçeli değil, “Kürd” taraftaki tercümeler!
Bahçeli: “Müzakere yok.”
Kürd tarafta: “Tarihi fırsat!”
Bahçeli: “Üniter yapı tartışılamaz.”
Kürd tarafta: “Yeni paradigma!”
Bahçeli: “Türk milletinin müşterek tarih ve gelecek tasavvuru müzakere edilemez.”
Kürd tarafta: “Demokratik toplum!”
İnsan ister istemez düşünüyor: Acaba aynı açıklamayı mı okuyoruz? Adam daha ne söylesin? Altına bir de, “Kürd arkadaşlar, yanlış anlamayın; devletin temel paradigmasını sizinle müzakere etmiyoruz” diye dipnot mu düşsün?
Asıl mesele ise geçmişin muhasebesidir.
Kürdlere yıllarca; Kürd meselesinin statü meselesi olduğu söylenmedi mi? Anadilde eğitim, demokratik özerklik, yerinden yönetim, ulusal haklar ve Kürdlerin kendi kaderini tayin hakkı konuşulmadı mı? İnsanlar bunların uğruna dağa çıkmadı mı? Cezaevlerine girmedi mi? Sürgüne gitmedi mi? Köyler boşalmadı mı? Yüz binlerce insan ölmedi mi?
Şimdi kırk yıl sonra devlet, “Benim temel yapım müzakere konusu değildir” diyorsa Kürdlerin şu soruyu sorması neden rahatsızlık yaratıyor:
Biz kırk yıl boyunca neyin mücadelesini verdik?
Bahçeli’nin açıklamasında devletin temel tezlerinden vazgeçtiğine ilişkin bir şey göremiyorum. Üniter yapı devam ediyor, egemenlik anlayışı devam ediyor, Türk milleti merkezli paradigma devam ediyor. Değişen ise silahlı mücadelenin sona ermesi ve örgütsel yapının tasfiyesi.
Elbette ki bunlar Türkiye ve Kürdler açısından küçümsenecek gelişmeler değildir. Fakat devlet kendi temel tezlerini korurken diğer taraf silahından ve örgütsel yapısından gönüllü olarak vazgeçiyorsa şu soruyu sormak da herhalde günah değildir:
Bu süreçte stratejik olarak geri çekilip teslim olan taraf kimdir?
Bu noktada Bahçeli’ye katılıyorum: Gerçekten “laf ebeliğine” gerek yok. O hâlde açık konuşalım:
Kürdlerin anayasal statüsü olacak mı?
Bahçeli hayır diyor.
Kürdçe eğitim dili olabilecek mi?
Bahçeli hayır diyor.
Kürd kimliği kolektif bir gerçeklik olarak anayasal güvenceye kavuşacak mı?
Bahçeli hayır diyor.
Yerel yönetimler gerçek anlamda güçlendirilecek mi?
Bahçeli hayır diyor.
Eşit yurttaşlık temelinde yeni bir anayasal düzen kurulacak mı?
Bahçeli hayır diyor.
Cevap “hayır” ise buna Kürd meselesinin çözümü demeyelim. Kırk yıldır silahlı çatışma yürüten PKK’nin kendisini gönüllü olarak tasfiyesine şekil veren, oldukça da ağır bir yasal düzenleme. Normalleşme veya çatışmasız toplumsal uzlaşıya önemli bir başlangıç diyelim.
Çünkü Kürd meselesinin siyasi çözümünden söz edebilmek için Kürdlerin haklarının da konuşulması gerekir. Oysaki bu çerçeve yasada Kürd kelimesi dahi telaffuz edilmemiş.
Şimdi söz Kürd siyasetindedir. Yıllarca savunulan demokratik özerklik hâlâ hedef midir? Anadilde eğitim talebi devam ediyor mu? Kürdlerin anayasal statüsü hâlâ savunuluyor mu? Yerinden yönetim talebi ne oldu? Bunlar hâlâ siyasi hedefse nerede ve kiminle müzakere edilecek?
Belki biz meseleyi yanlış anlamışızdır. Belki “barış” denildiğinde iki tarafın taleplerinin konuşulacağını düşünmek bizim saflığımızdı. Belki “yeni paradigma” denildiğinde gerçekten yeni bir paradigma diye bir şey aramamalıydık.
Meğer formül oldukça basitmiş:
Devlet eski paradigmasına devam eder, örgüt silah bırakır, sonra hep birlikte buna “yeni paradigma” deriz!
Doğrusu siyaset biliminin bazı kavramlarını yeniden kavramsallaştırarak öğrenmemiz gerekecek.
Silahların susmasını şahsen destekliyorum. Gençlerin artık ölmemesini bütün kalbimle istiyorum. Bir Kürd annesinin dağdaki evladı, bir Türk annesinin askerdeki çocuğu için ağlamadığı bir gelecek hepimizin ortak arzusu olmalıdır.
Fakat Kürdler barış, hakikatten kopmamalıdır.
Bahçeli kendi cephesinden çerçeveyi çizmiştir:
“Müzakere yok.”
Şimdi cevaplanması gereken üç soru kalıyor:
Müzakere yoksa bizim adımıza ne müzakere edildi?
Hiçbir şey müzakere edilmediyse neye razı olundu?
Devletin temel paradigması değişmiyorsa “yeni paradigma” kimin paradigmasıdır ve teslimiyet mi içeriyor?
Çatışmasızlık olsun. Silahlar sonsuza kadar sussun. Yenilmek ayıp değil, ama yenilgiye barış kılıfı uydurmak ayıptır.
Fakat münfesih “PKK-KCK” dışındaki biz Kürdler, barış adına hafızamızı asla susturmayalım.
Çünkü barışa evet demek başka şeydir; haklardan vazgeçmeye evet demek, esareti kabullenmek bambaşka şeydir.
Maaruf Ataoğlu
13 Ağustos 2026


