DEVLETSİZ SOSYALİZM MASALI
Kürd Halkını Yok Etmenin Farklı Bir Versiyonudur.
(Yeni Yaşam)
Rojger Botan,
Sizin tanımlamanızla Önder Öcalan’ın yaklaşımında temel kavram “demokratik toplum”dur. Demokratik toplumun yalnızca siyasal bir rejim değil; ahlaki, politik ve komünal yaşamın yeniden inşasını hedefleyen toplumsal bir model olduğunu ifade ederek başladığınız yazınızı dikkatle okudum.
Bakuni ile Abdullah Öcalan arasında kurmaya çalıştığınız teorik paralellik, ilk bakışta entelektüel bir tartışma gibi görünse de aslında Kürd halkının somut tarihsel gerçekliği açısından değerlendirildiğinde çok daha farklı bir anlam taşımaktadır.
Çünkü burada tartışılan şey yalnızca devlet teorisi değildir.
Burada tartışılan şey, yüz yılı aşkın süredir inkâr edilen, parçalanan, dili yasaklanan, kimliği reddedilen bir milletin geleceğidir.
Ve tam da bu nedenle bu düşüncede olan insanlara sorulması gereken temel soru şudur:
Dünyada devleti olan milletler neden kendi devletlerinden vazgeçmiyorlar da, devleti olmayan Kürdlere sürekli “devletsiz özgürlük” adeta şırınga ile enjekte ediliyor?
İngilizlere demokratik komünal toplum öneren yok.
Fransızlara demokratik entegrasyon tavsiye eden yok.
Türklere, Araplara, Farslara “ulus-devlet çağdışı kaldı, ulusal devletlerinizi demokratikleştirin, ulusal devletten vazgeçin” diyen yok.
Ama konu Kürdlere gelince birdenbire devlet gereksiz oluyor.
Tesadüf müdür?
Elbette değildir.
Bu yaklaşımın özü şudur:
Türklerin devleti olacak.
Arapların devleti olacak.
Farsların devleti olacak.
Ermenilerin devleti olacak.
Yunanların devleti olacak.
Ama Kürdler komün kuracak.
Kürdler belediye meclisi kuracak.
Kürdler kooperatif kuracak.
Kürdler demokratik entegrasyonla Türkiye’ye entegre olmakla yetinecek.
Yani herkes devlet sahibi olacak, Kürdler ise devlet istememeyi “özgürlük” sanacak.
Bu yaklaşımın adı özgürlük değil, ulusal hakların farklı kavramlarla tasfiyesidir.
Yazınız boyunca onlarca kez demokrasi, komün, meclis, özgürlük ve eşitlik kavramları kullanılmış.
Fakat dikkat çekici olan şudur:
“Kürd milleti” kavramı neredeyse hiç yoktur.
“Kürdistan” kavramı zaten yoktur.
“Kürd halkının egemenlik hakkı” yoktur.
“Kendi kaderini tayin hakkı” yoktur.
Bir milletin siyasal statüsü yoksa, meclislerinin ne kadar demokratik olduğunun fazla bir anlamı kalmaz.
Çünkü nihai karar mekanizması yine başkasının devletidir.
Vergiyi başkası toplar.
Sınırı başkası çizer.
Ordusu başkasına ait olur.
Anayasayı başkası yapar.
Mahkemeyi başkası kurar.
Siz ise buna “demokratik entegrasyon” adını veriyorsunuz.
Ben buna entegrasyon değil, gönüllü ve örtülü teslimiyet diyorum.
Abdullah Öcalan’ın son yirmi yılda geliştirdiği paradigma tam da bu noktada tartışılmalıdır.
PKK’nin kuruluş programında bağımsız Kürdistan hedefi vardı.
Sonra federasyon denildi.
Sonra özerklik denildi.
Sonra demokratik cumhuriyet denildi.
Sonra demokratik ulus denildi.
Şimdi ise demokratik entegrasyon deniliyor.
Dikkat edilirse her yeni paradigma, Kürd milletinin ulusal haklarını biraz daha geri plana itmek suretiyle onları etkisizleştirmiştir.
Geldiğimiz bu noktada ise Kürdistan’ın adı bile anılmadan Kürd sorununun çözülebileceği iddia edilmektedir.
Oysa tarihte bunun tek bir örneği yoktur.
Dünyanın hiçbir milleti, ulusal varlığını siyasal statü olmadan kalıcı biçimde koruyamamıştır.
Çünkü devlet yalnızca bir yönetim biçimi değildir.
Aynı zamanda dili koruyan, eğitimi yöneten, kültürü geliştiren ve ulusal iradeyi temsil eden siyasal bir araçtır.
Elbette devlet kutsal değildir.
Elbette devlet eleştirilebilir.
Elbette devlet baskıcı da olabilir.
Fakat devletin kötü kullanılabilmesi ile devlet sahibi olma hakkı birbirinden farklı şeylerdir.
Kürtlerin sorunu devletin fazla olması değil, hiç devletlerinin olmamasıdır.
Bugün Türk devletinin, İran devletinin, Irak devletinin ve Suriye devletinin baskısı altında yaşayan Kürdlere dönüp “devletsiz özgürlük” anlatmak, bana göre aç insana yemek yerine yemek kitabı vermeye benzemektedir.
Özgürlük güzeldir.
Demokrasi güzeldir.
Yerel meclisler güzeldir.
Kooperatifler güzeldir.
Ancak bütün bunlar ulusal hakların yerine geçemez.
Kürd halkının ihtiyacı, başkalarının egemenliği altında demokratikleşmek değil; kendi iradesini özgürce ortaya koyabileceği siyasal statüyü elde etmektir.
Aksi hâlde “demokratik toplum” söylemi, Kürdistan gerçeğini görünmez kılan yeni bir ideolojik ambalaja dönüşür.
Ve ben buna açıkça şunu diyorum:
Bu, Kürd halkını inkâr etmenin eski yöntemlerinden farklı olsa da, sonuçları bakımından Kürd halkını siyasal olarak etkisizleştirmenin ve ulusal haklarından uzaklaştırmanın yeni bir versiyonudur.
yeniyasamgazetesi9.


