Diplomasinin Ahlakı, Siyasetin Sorumluluğu:
Kak Mesud Barzani’nin Duruşunu Doğru Okumak
Ortadoğu’nun kaotik siyasal ikliminde bazı liderlik biçimleri vardır ki; sesi yüksek değildir ama etkisi çok güçlü ve derindir. Gürültü üretmez, denge kurar. Tepki vermez, yön tayin eder. Bugün Mesud Barzani’nin ortaya koyduğu yaklaşım, tam da bu nadir siyasal aklın bir tezahürüdür. KDP’yi ve siyasetini zaman zaman sert eleştirsem de Kâk Mesud Barzani’nin bendeki yeri çok başkadır. Kararlı kişiliği, milli duruşu ve Kürdistan’a olan inancı, şahsi kişiliğiyle birlikte benim için kıymetli bir saygınlık arz ediyor.
Önce şu gerçeği teslim etmek gerekir:
Kürdistan coğrafyası, tarih boyunca yalnızca dış müdahalelerin değil, aynı zamanda en büyük problemlerden biri olan iç siyasal kırılmaların yükünü taşımıştır. Bu nedenle bu coğrafyada siyaset yapmak; yalnızca güç üretmek değil, aynı zamanda yangını büyütmemek sorumluluğunu da taşımaktır.
Barzani’nin “sorunlar askeri çatışmayla çözülmez” vurgusu, sıradan bir diplomatik cümle değildir. Bu, Ortadoğu’nun yüz yıllık kanlı döngüsüne karşı geliştirilmiş stratejik bir akıl ve tarihsel bir bilinçtir.
Savaşın Kolaycılığına Karşı Siyasetin Zorluğu
Ortadoğu’da savaşmak kolaydır.
Bir düğmeye basarsınız, bir cephe açarsınız, bir slogan üretirsiniz…
Ama barışı savunmak zordur.
Barzani’nin çizgisi tam da bu zorluğun içinden geçmektedir. Çünkü o çizgi:
• Popülist hamasete değil,
• Kısa vadeli kazanımlara değil,
• Tarihsel sürdürülebilirliğe yaslanmaktadır.
Kürdistan Bölgesi’nin, tüm tarafsızlığına rağmen füze ve dron saldırılarına maruz kalması; aslında bu dengeli politikanın ne kadar hassas bir zeminde yürüdüğünü göstermektedir. Bu noktada Barzani’nin yaptığı şey, duygusal bir refleks üretmek değil; devlet aklıyla tepki vermektir.
Bu, bir geri çekilme değil; aksine kontrollü bir direniş biçimidir.
Kerkük: Sadece Bir Şehir Değil, Kürdistan İçin Bir Sınavdır
Kerkük meselesi ise Kürdistan meselesinin en kritik düğüm noktasıdır. Orası Baba Gurgur’dur.
Kerkük, yalnızca petrolün ya da coğrafyanın değil;
Kürdistan tarihinin, kimliğin ve birlikte yaşama iradesinin sınandığı bir şehirdir.
Barzani’nin Kerkük için ortaya koyduğu “kardeşlik şehri” vurgusu, romantik bir ideal değil; sosyolojik bir zorunluluktur. Çünkü Kerkük’te tek taraflı bir hâkimiyet arayışı, kısa vadede kazanç gibi görünse de uzun vadede yapısal bir çatışma üretir. Kerkük, Kürdistan şehirleri içerisinde bir İskandinavya ülkesi kadar demokrasi ile yönetilmelidir. Kürdistan’a ve Kürdlerin hoşgörüsüne yakışan budur. Ancak Kerkük halkının iradesi satılık değildir ve Hakan Fidan’a rağmen de olsa asla pazarlık masalarına meze yapılmamalıdır.
Reşid Otel’de KDP’nin dışlanarak yürütülen süreçlere karşı gösterilen net tavır ise bir “iktidar mücadelesi” değil;
meşruiyet ve temsil ilkesinin savunusudur.
Burada Barzani’nin çizgisi çok açıktır:
• Halkın iradesi pazarlık konusu yapılamaz
• Kerkük’ün kaderi kapalı kapılar ardında belirlenemez
• Hiçbir siyasal denklem, toplumsal meşruiyetin yerine geçemez
Bu, yalnızca KDP’nin değil; aslında Kerkük’ün çok kimlikli yapısının korunmasıdır.
Bölgesel Denklemde Barzani Faktörü
Rusya Başkonsolosu Maxim Rubin’in Barzani’nin rolüne yaptığı vurgu, bu liderliğin artık yalnızca Kürdistan iç siyasetiyle sınırlı olmadığını açıkça göstermektedir.
Bugün Barzani:
• Bölgesel güçler arasında bir denge unsuru,
• Kriz anlarında başvurulan bir akıl,
• Ve en önemlisi, güveni öngörülebilir bir siyasal şahsiyet konumundadır.
Ortadoğu’da en nadir bulunan şey budur:
Güven unsuru olabilmek.
Çünkü kararlılık ve sadelik güven üretir.
Güven ise siyasetin en kıymetli sermayesidir.
Sonuç: Duruşun Değeri
Bugün Barzani’ye güvenmek;
Kürdistan halkının milli duruşuna güvenmektir.
Barzani, bir milli anlayışın, bir hafızanın temsilidir.
Bu destek:
• Savaşa karşı siyaseti,
• Kaosa karşı dengeyi,
• Popülizme karşı sorumluluğu savunmaktır.
Elbette bu çizgi eleştiriden asla muaf değildir.
Ama şu net biçimde görülmelidir:
Ortadoğu gibi kırılgan bir coğrafyada,
herkes yangını büyütürken, Barzani gibi su taşıyanlar çok azdır.
Ve bugün Barzani’nin şahsen yaptığı tam olarak budur.
Bu nedenle mesele, bir lidere taraf olmak değil;
hangi siyasal aklın geleceği dengeli bir biçimde, Kürdistan’a zarar vermeden, sürece soğukkanlılıkla yaklaşabildiğidir.


