Dönemeyen Kalbin Haritası
“Sıla”
Uzak bir ufkun önünde duran insan silueti yoktur; çünkü bu resimde insan görünmezdir, yalnızca duygu görünür.
Resmin merkezinde, birbirine kavuşamayan iki renk vardır.
Bir tarafta solgun mavi ve kül rengi, gurbetin soğukluğunu anlatır.
Diğer tarafta toprak sarısı ve sıcak kırmızılar, memleketin kokusunu, güneşini ve insan seslerini taşır sana.
Bu iki renk arasında ince, kırık çizgiler uzanır.
Harita gibi görünen ama hiçbir ülkeye ait olmayan bu çizgiler, yolları ve hatıraları temsil eder.
Sanki biri yıllarca aynı yolu yürümüş ama hâlâ varamamış gibidir.
Tablonun alt kısmında bulanık bir toprak dokusu vardır.
Yakından bakıldığında o dokunun içinde silik imgeler seçilir:
• bir evin damı,
• rüzgârda sallanan bir kavak,
• uzaktan gelen bir ezan sesi gibi dalgalanan çizgiler.
Ama hiçbir şey tam net değildir.
Çünkü sıla, hatırlandıkça güzelleşen ama asla tam geri gelmeyen muğlak bir görüntüdür.
Resmin üst tarafında gökyüzü yoktur; onun yerine boşluk vardır.
O boşlukta ince bir ışık çizgisi, çok uzak bir dağ silueti gibi görünür.
Bu ışık, umudu değil, dönememenin içindeki sessiz bağlılığı anlatır insana.
Tablonun adı görünmez bir derin bir yazılıdır hala:
“Sıla:
İnsan dönmese de kalbinin hep döndüğü yerdir.”
Maaruf Ataoğlu
14.03.2026


