DÜNYADAKİ TÜM KÜRDLERİN UMUDU GÜNEY KÜRDİSTAN’IN SON OTUZ BEŞ YILI
DEVLETLEŞME YOLUNDA KAÇIRILAN FIRSATLAR VE YARIM KALAN KURUMLAŞMA
Her ne kadar bu düşüncelerim nedeniyle zaman zaman kimi çevrelerin çok sert eleştirilerine maruz kalsam da, yaşamımın önemli bir bölümünü; özgür bir Kürdistan’ın inşasına katkı sunacağına inanarak, 2000-2014 yılları arasında on milyonlarca dolarlık yatırımla gittiğim Güney Kürdistan’a adadım. Ancak daha sonra, çeşitli nedenlerle ve kendi iradem dışında gelişen şartlar nedeniyle maalesef oradan ayrılmak zorunda kaldım.
Buna rağmen, Kürd halkının bugüne kadar elde ettiği en önemli siyasal kazanım olan federal statüye sahip Güney Kürdistan’ı daima korudum ve kolladım. Bugün de gelişmekte olan kimi rahatsız edici söylem ve eylemler karşısında; sistemi yazmaktan, eleştirmekten, doğrularını da yanlışlarını da samimiyetle dile getirmekten asla vazgeçmeyeceğim.
Çünkü inanıyorum ki gerçek dostluk, yalnızca alkışlamakla değil; gerektiğinde cesaretle eleştirebilmekle anlam kazanır. Benim meselem kişiler ya da partiler değildir. Benim meselem; yüzyılların mücadelesi sonucunda elde ettiğimiz Federal Kürdistan’ın geleceği, Kürd halkının ortak kazanımları ve bu kazanımların daha sağlam, daha demokratik, daha kapsayıcı ve daha güçlü bir zemine kavuşmasıdır.
Bir halkın geleceği yalnızca verdiği özgürlük mücadelesiyle değil; kazandığı değerleri nasıl yönettiği, halkını ne şekilde kucakladığı ve elde ettiği statüyü hangi kurumlar üzerine inşa ettiğiyle belirlenir.
Hiç şüphesiz Güney Kürdistan, son yüz yıl içerisinde Kürd milletinin elde ettiği en büyük siyasal kazanımdır.
Bu kazanımda emeği geçen başta Merhum Mela Mustafa Barzani’ye, Mam Celal’e, bugün de bir çınar gibi dimdik ayakta duran Kâk Mesud Barzani’ye, tüm şehitlerimize ve mücadeleyi omuzlayan şoreşger Kürdistan halkına şükranlarımı sunuyorum.
Bugün dünya üzerinde yaşayan 50-60 milyon Kürd, istisnasız biçimde; kendi parlamentosuna, hükümetine, üniversitelerine, Peşmerge gücüne, bayrağına ve uluslararası alanda tanınan anayasal bir statüye sahip Güney Kürdistan’ın kazanımlarını yürekten alkışlamakta ve desteklemektedir. Çünkü Kürdistan bütün partilerden büyüktür ve herkes bunu böyle bilmelidir.
Her ne kadar eleştirsem de, elde edilen bu tarihî kazanımlar asla küçümsenemez. Bazı kendini bilmez parti başkanlarının, sanki bu statünün sonu gelecekmiş gibi sorumsuzca kullandıkları söylemleri de buradan açıkça kınıyorum.
Çünkü bu kazanımların her aşaması, “İqlîm”in federal statüye ulaşmasına kadar binlerce insanın ödediği ağır bedeller ve dökülen canlar üzerine kurulmuştur. Bunun aksini söylemek ya da bu kazanımları zayıflatacak çalışmalar içinde bulunmak, tarihî sorumlulukla bağdaşmaz. Böylesi bir tutum, hem hukuk önünde hem de toplumun vicdanında mahkûm edilmeyi hak eder.
Ancak tarih bize başka bir gerçeği daha öğretmektedir.
Hiçbir kazanım, kapsayıcı olmadan kendiliğinden kalıcı olamaz.
Kurumsallaşamayan başarılar, zaman içerisinde aşınır.
İşte Güney Kürdistan’ın son otuz beş yılı, tam da bu iki gerçek arasında gidip gelen karmaşık bir siyasal laboratuvar görünümündedir.
Bir tarafta tarihî kazanımlar…
Diğer tarafta ise hâlâ çözülemeyen yapısal sorunlar…
BRAKUJÎ: SADECE BİR İÇ SAVAŞ DEĞİL, TOPLUMSAL BİR TRAVMAYDI
1994-1998 yılları arasında yaşanan Brakujî, yalnızca iki siyasi hareket arasında yaşanmış silahlı bir çatışma olarak okunamaz; okunmamalıdır.
O, aynı zamanda Kürd toplumunun ortak hafızasında çok derin izler bırakan tarihsel bir kırılmadır. Saddam rejiminin açtığı yaralar zamanla büyük ölçüde iyileşti; ancak Brakujî’nin açtığı yara, nesiller boyunca hafızalarda yaşamaya devam edecektir. Bu acıları yeniden depreştirecek söylem ve davranışlardan kaçınmak, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Aynı dağlarda omuz omuza savaşmış peşmergelerin birbirlerine silah doğrultması yalnızca can kayıplarına yol açmadı.
Toplumun birbirine duyduğu güveni de derinden sarstı.
Ve ne yazık ki o güven, aradan geçen bunca yıla rağmen hâlâ tam anlamıyla yeniden tesis edilebilmiş değildir.
O gün kaybedilen her genç, aslında Kürd milletinin ortak geleceğinden eksilen bir özgürlük parçasıydı.
Bu savaşın gerçek anlamda kazananı hiçbir zaman olmadı.
Kaybeden ise bütün Kürdistan ve bütün Kürd halkı oldu.
Aradan otuz yıl geçmiş olmasına rağmen Brakujî’nin bıraktığı psikolojik ve siyasal izler hâlâ tamamen silinmiş değildir.
Bugün yaşanan birçok siyasal refleksin kökleri hâlâ o dönemin güvensizlik ikliminde aranmalıdır.
FEDERAL STATÜ KAZANILDI; DEVLETLEŞME TAMAMLANAMADI
2003 sonrasında Irak’ta oluşan yeni siyasal yapı, Güney Kürdistan’a tarihî bir fırsat sundu.
Federal statü yalnızca anayasal bir başarı değildi.
Aynı zamanda gerçek anlamda devletleşme sürecinin de başlangıcı olabilirdi.
Fakat geçen yıllar gösterdi ki devlet kurmak ile devletleşmek aynı şey değildir.
Devletleşme; güçlü kurumları, ortak hukuku, tek güvenlik sistemini, denetlenebilir ve şeffaf mali yapıyı, bütün vatandaşları kapsayan eşit hak anlayışını ve kurumsal yönetim kültürünü gerektirir.
İşte en büyük eksiklik de tam burada ortaya çıktı.
MAALESEF GÜNEY KÜRDİSTAN’DA PARTİLER DEVLETTEN DAHA GÜÇLÜ HÂLE GELDİ
Modern devletlerde partiler devleti yönetir.
Güney Kürdistan’da ise devlet kurumlarının önemli bir bölümü, uzun yıllardır partilerin gölgesinde kalmıştır.
Vatandaş çoğu zaman devleti değil;
partiyi,
parti yöneticisini,
parti bürokrasisini,
ve parti referansını muhatap alarak yaşamını sürdürmektedir.
Bu durum yalnızca siyasal rekabet üretmekle kalmadı.
Aynı zamanda ortak vatandaşlık bilincinin gelişmesini de engelledi; geçmişten bugüne uzanan KDP–YNK ayrımını toplumsal hayatın birçok alanında daha görünür hâle getirdi.
Devlet, bütün toplumu temsil eden ortak bir çatı olmaktan uzaklaştıkça, siyaset de doğal olarak parti aidiyetleri üzerinden şekillenmeye devam etti.
KDP VE YNK: TARİHSEL ORTAKLIK, SİYASAL REKABET
Bugün Güney Kürdistan siyasetinin ana eksenini KDP ile YNK oluşturmaktadır.
Her iki hareket de Kürd halkının özgürlük mücadelesinde büyük bedeller ödemiş, tarihsel meşruiyet kazanmış siyasal yapılardır.
Ancak tam da bu tarihsel ağırlık, ortak irade oluşturmadaki zaaflar nedeniyle çoğu zaman ortak devlet anlayışının önüne geçmiştir.
Sorun yalnızca iki partinin farklı düşünmesi değildir.
Asıl sorun, federal devletin temel kurumlarının hâlâ parti dengeleri üzerinden şekilleniyor olmasıdır.
Hükümet kurma süreçlerinin aylarca sürmesi…
Bakanlık paylaşımı tartışmaları…
İçişleri ve güvenlik kurumları üzerindeki anlaşmazlıklar…
Ortak mali yapının tam anlamıyla oluşturulamaması…
Parlamentonun zaman zaman işlevsiz hâle gelmesi…
Bütün bunlar, kişisel anlaşmazlıklardan çok; kurumsal devletleşmenin henüz tamamlanamamış olmasının doğal sonuçlarıdır.
PEŞMERGE NEDEN HÂLÂ TAM ANLAMIYLA BİRLEŞEMEDİ?
Bir devletin gerçek gücü, silahlı kuvvetlerinin tek komuta altında birleşebilmesidir.
Peşmerge, Kürd milletinin onurudur.
Ancak aradan geçen on yıllara rağmen farklı komuta yapılarının tamamen ortadan kaldırılamamış olması, devletleşme sürecinin en önemli eksikliklerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir.
Bu mesele yalnızca askerî bir mesele değildir.
Asıl mesele, ortak devlet iradesinin henüz tam anlamıyla kurumsallaşamamış olmasıdır.
ERBİL VE SÜLEYMANİYE: İKİ ŞEHİRDEN ÇOK DAHA FAZLASI
Bugün mesele yalnızca coğrafi değildir.
Erbil ve Süleymaniye, zaman içerisinde iki farklı siyasal kültürü temsil etmeye başlamıştır.
Farklı yönetim anlayışları…
Farklı bürokratik gelenekler…
Farklı ekonomik öncelikler…
Bu durum kimi zaman doğal bir siyasal çoğulculuk üretirken, kimi zaman da ortak devlet refleksini zayıflatmaktadır.
KERKÜK, ŞENGAL VE TARTIŞMALI BÖLGELER
2017 referandumu, Kürd milletinin tarihî hafızasında çok önemli bir yer edinmiştir.
Ancak referandum sonrasında özellikle Kerkük’ün fiilî kontrolünün kaybedilmesi, toplumda derin bir travmaya yol açtı.
Bugün hâlâ birçok Kürd şu soruyu sormaktadır:
“Eğer siyasal birlik daha güçlü olsaydı, aynı sonuç yaşanır mıydı?”
Bu soruya kesin bir cevap vermek kolay değildir.
Ancak şu rahatlıkla söylenebilir ki; daha güçlü bir siyasal birlik, en azından dış müdahalelerin etkisini azaltabilir, Kürdistan’ın pazarlık gücünü artırabilirdi.
Kesin olan tek gerçek ise şudur:
İç bölünmüşlük, dış aktörlerin manevra alanını her zaman genişletmiştir.
YENİ NESLİN BEKLENTİLERİ DEĞİŞTİ
Bugünün gençleri artık yalnızca tarih dinlemek istemiyor.
İş istiyor.
Liyakat istiyor.
Şeffaflık istiyor.
Bağımsız yargı istiyor.
Güçlü kurumlar istiyor.
Partiye göre değil, hukuka göre işleyen federal bir devlet istiyor.
Siyaset ise çoğu zaman hâlâ geçmişin refleksleriyle hareket ediyor.
İşte en büyük kuşak çatışması tam da burada ortaya çıkıyor.
MUHALEFETİN YÜKSELİŞİ
Son yıllarda ortaya çıkan yeni siyasi hareketler, Güney Kürdistan toplumundaki değişimin önemli göstergelerinden biridir.
Bu yalnızca parti sayısının artması anlamına gelmemektedir.
Aynı zamanda toplumun daha fazla hesap soran, daha fazla denetim isteyen yeni bir siyasal kültüre yöneldiğini göstermektedir.
Bu değişim doğru yönetilirse demokrasiyi güçlendirir.
Yanlış yönetildiği takdirde ise siyasal parçalanmayı daha da derinleştirebilir.
BUGÜN EN BÜYÜK İHTİYAÇ NEDİR?
Kanaatimce Güney Kürdistan’ın bugün en büyük ihtiyacı yeni bir siyasi zafer değildir.
Yeni bir devlet kültürüdür.
Partilerin devleti değil;
devletin partileri yönlendirdiği…
Liyakatin aidiyetin önüne geçtiği…
Tek komutalı bir Peşmerge yapısının kurulduğu…
Bağımsız ve güçlü bir Maliye Bakanlığı tarafından yönetilen şeffaf bir ekonomik sistemin oluşturulduğu…
Parlamentonun kesintisiz çalıştığı…
Muhalefetin düşman değil, demokrasinin güvencesi olarak görüldüğü…
Ve bütün vatandaşların kendisini eşit hissettiği güçlü bir hukuk düzeninin inşa edildiği bir devlet anlayışı…
Çünkü yirmi birinci yüzyılda devletler yalnızca kahramanlık hikâyeleriyle değil; güçlü kurumlarıyla ayakta kalmaktadır.
SONUÇ
Ben bu satırları herhangi bir Kürd siyasi hareketini yıpratmak için yazmıyorum.
Tam tersine…
KDP de…
YNK de…
Goran geleneği de…
İslami hareketler de…
Yeni siyasi oluşumlar da…
Bu toplumun siyasal gerçekliğinin ayrılmaz parçalarıdır.
Ayrıca eleştiri, düşmanlık değildir.
Eleştiri; ortak geleceği daha sağlam, daha güçlü ve daha demokratik biçimde inşa etme çabasıdır.
Çünkü Güney Kürdistan, bütün eksiklerine rağmen Kürd milletinin son yüzyılda elde ettiği en büyük tarihsel kazanımdır.
Fakat bu kazanımın kalıcı olabilmesi, partilerin büyümesine değil; kurumların güçlenmesine bağlıdır.
Artık tarih bizden yeni kahramanlar değil, güçlü kurumlar kurmamızı beklemektedir.
Ve belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:
Gelecek otuz beş yılı da birbirimizi tartışarak mı geçireceğiz; yoksa Kürdistan’ı hep birlikte, güçlü kurumlar ve ortak bir devlet aklıyla inşa ederek mi?
Saygılarımla


