ELEŞTİRİDEN İNŞAYA: KÜRDLER ŞİMDİ NE YAPMALI?
Bazı okur kardeşlerimden haklı bir serzeniş alıyorum:
“Sürekli eleştirel yazıyorsunuz. Peki, çözüm hakkında bir fikriniz yok mu?”
Bu eleştiriyi önemsiyor ve kendime düşen payı alıyorum. Bundan sonra, istisnai durumlar dışında, yalnızca yanlışları teşhir eden değil; Kürdistan halkının ulusal kazanımlarını önceleyen ve geleceğe dair somut öneriler geliştiren yazılar kaleme almaya çalışacağım.
Yaşadığım ülke Almanya’da, Almanya Kürd Topluluğunun bir üyesi olarak yürütülen çalışmalara hem düşünsel düzeyde hem de sosyal sorumluluk anlayışıyla elimden geldiğince katkı sunmaya çalışıyorum. Ayrıca Kürd Millî Platformu Meclis Üyesi olarak üzerime düşen görevleri yerine getiriyorum.
Beni eleştirenler bilsinler ki ben yalnızca itiraz etmiyorum. Bir siyasal çizginin yanlışlarını göstermek kadar halkımıza yeni bir yol ve uygulanabilir bir program önermek de aydınların, siyasetçilerin ve biz yurtseverlerin görevi ve sorumluluğudur.
Olan Oldu, Biten Bitti
Mevcut durumu yeniden uzun uzun tarif etmek artık malumun ilanıdır.
Abdullah Öcalan, yaklaşık elli yıl önce birleşik ve bağımsız Kürdistan hedefiyle silahlı mücadele yolunu seçti. Mükemmele yakın bir örgütlenme sağladı; inandığı değerler uğruna bedel “ödedi” ve ödetti. Elli yılın sonunda ise kurduğu örgütün feshedilmesine, devletle yürütülen görüşmelerin ardından, kendisi karar verdi.
Ayrıca Kürdlerin bağımsızlık, özerklik ve otonomi gibi taleplerden vazgeçmesini; bunların yerine “demokratik toplum” ve “demokratik entegrasyon” anlayışını benimsemesini istedi ve istemeye devam ediyor.
Devletle yürütülen görüşmelerin bütün ayrıntıları ve varılan mutabakatın gerçek sınırları henüz kamuoyuna açıklanmış değildir. Ancak ortaya çıkan siyasal yönelim ve mevcut gerçeklik ortadadır.
Bu çizgiyi doğru veya yanlış bulabiliriz. Eleştirebilir, tarihsel sonuçlarını tartışabiliriz. Fakat Kürd halkının geleceğini yalnızca bir kişinin vereceği kararlara veya bir örgütün izleyeceği siyasete bağlayamayız. Bu tespit doğrudur.
Olan oldu, biten bitti.
Asıl soru şudur:
Biz Kürdler bundan sonra ne yapacağız?
Başta Avrupa’da yaşayan yaklaşık üç buçuk milyon Kürd olmak üzere biz diaspora Kürdleri; Kuzey Kürdistan’da, Rojava’da ve Kürdistan’ın diğer parçalarında yaşayan halkımızın ulusal varlığını ve haklarını nasıl koruyacağız?
Kürdler ulusal ve uluslararası alanda nasıl örgütlenecek, nasıl temsil edilecek ve dünyaya nasıl bir gelecek projesi sunacaktır?
Birinci Adım: Ortak Bir Ulusal Akıl Oluşturmak
Kürdlerin en büyük eksikliği insan, imkân veya tecrübe yetersizliği değildir. Asıl eksiklik, bütün bu birikimi ortak bir ulusal hedef etrafında buluşturacak bağımsız ve güvenilir bir kurumsal aklın bir türlü oluşturulamamasıdır.
Bu nedenle herhangi bir partiye, örgüte, lidere veya devlete bağlı olmayan bir Kürd Ulusal Strateji Konseyi acilen kurulmalıdır.
Bu konseyde;
Kürdistan’ın dört parçasından temsilciler,
diaspora kurumları,
kadınlar ve gençler,
hukukçular, ekonomistler ve akademisyenler,
iş insanları, sanatçılar ve kanaat önderleri,
farklı inanç, lehçe ve düşünce çevreleri eşitlik temelinde yer almalıdır.
Bu yapı yeni bir parti veya mevcut örgütlerin üzerinde vesayet kuracakları bir makam olmamalıdır. Görevi; Kürd milletinin uzun vadeli ulusal çıkarlarını belirlemek, ortak ilkeler geliştirmek, stratejik hedefler oluşturmak ve parçalar arasında düşünsel ve kurumsal koordinasyonu sağlamaktır.
Kürd ulusal meselesi tek bir kişinin, ailenin, partinin veya örgütün mülkü değildir. Milletin geleceği; ortak akıl, çoğulculuk, özgür irade ve hesap verebilir kurumlarla ele alınmalıdır.
Bunun yanında, bütün Kürd siyasi hareketleri arasında saldırmazlık, sorunları diyalog yoluyla çözme ve hiçbir dış gücün Kürdleri birbirine karşı kullanmasına izin vermeme ilkeleri üzerinde asgari bir Ulusal Birlik Sözleşmesi hazırlanmalıdır.
İkinci Adım: Avrupa Diasporasını Stratejik Bir Güce Dönüştürmek
Avrupa’da yaşayan yaklaşık üç buçuk milyon Kürd, yalnızca mitinglere katılan veya memleketteki gelişmelere tepki gösteren bir topluluk olarak kalmamalıdır.
Bu nüfus, doğru örgütlendiğinde ciddi bir siyasi, ekonomik, akademik, kültürel ve diplomatik güce dönüşebilir.
Öncelikle kapsamlı bir Kürd Diaspora Envanteri hazırlanmalıdır. Avrupa’da kaç Kürd hukukçu, doktor, mühendis, akademisyen, sanatçı, gazeteci, girişimci ve seçilmiş siyasetçi bulunduğu tespit edilmelidir. İnsanlarımızın mesleki birikimi, yaşadıkları ülkeler ve katkı sunabilecekleri alanlar kayıt altına alınmalıdır.
Ardından her ülkede profesyonel çalışan Kürd Diplomasi ve Kamuoyu Merkezleri kurulmalıdır. Bu merkezler yalnızca protesto düzenlememeli; parlamentolarla, hükümetlerle, üniversitelerle, basın kuruluşlarıyla, insan hakları kurumlarıyla ve düşünce kuruluşlarıyla sürekli ilişkiler geliştirmelidir.
Diasporadaki Kürdlerin yaşadıkları ülkelerde vatandaşlık, siyasal katılım, yerel yönetimlerde temsil ve karar alma mekanizmalarında etkili olma süreçleri de desteklenmelidir. Çünkü güçlü bir diaspora, yalnızca Kürdistan’a maddi yardım gönderen değil, yaşadığı ülkelerin siyasetini ve kamuoyunu etkileyebilen örgütlü bir toplumdur.
Uluslararası siyaset hamasetle değil; bilgi, belge, dil, hukuk, süreklilik ve kararlılıkla yürütülür.
Üçüncü Adım: Kürd Ulusal Haklarını Ortak Bir Belgede Toplamak
Kürdlerin temel talepleri, açık ve anlaşılır bir Kürd Ulusal Haklar Belgesi hâline getirilmelidir.
Bu belge en azından şu ilkeleri içermelidir:
Kürd milletinin varlığının, ülkesinin ve kendi geleceğini özgürce belirleme hakkının tanınması,
Kürd halkının uluslararası hukuktan doğan kendi kaderini tayin hakkının kabul edilmesi,
Kürd dilinin eğitim, yargı, idare ve kamusal yaşam dili olması,
Kürdistan’ın tarihsel ve coğrafi kimliğinin tanınması,
Yerel ve bölgesel demokratik yönetim haklarının anayasal güvenceye bağlanması,
Kürdlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde adil ve serbest seçimlerin güvence altına alınması,
Siyasi tutukluların serbest bırakılması,
Zorla yerinden edilenlerin yurtlarına güvenli ve onurlu biçimde dönüş hakkının tanınması,
Doğal kaynakların yerel halkın iradesi ve yararı doğrultusunda yönetilmesi,
Demografik yapıyı değiştirmeye yönelik uygulamaların derhal durdurulması,
Kadınların, gençlerin ve farklı inanç topluluklarının eşit temsilinin sağlanması,
Rojava’daki kazanımların anayasal ve uluslararası güvenceye bağlanması,
Ana dilde eğitim hakkının Kürdistan’da ve Kürdlerin yoğun olarak yaşadığı metropollerde resmî eğitim sistemi içinde kabul edilmesi,
Daha önce değiştirilen il, ilçe, kasaba, köy ve coğrafi yer adlarının iade edilmesi,
Kürd kültürüne, tarihine ve inanç merkezlerine ait eserlerin korunması ve iade edilmesi,
Geçmişte ve elli yıllık savaş sürecinde devlet görevlileri tarafından gerçekleştirilen hukuk dışı uygulamaların bağımsız biçimde soruşturulması,
Faili meçhul cinayetlerin, zorla kaybetmelerin, köy boşaltmalarının ve toplu hak ihlallerinin aydınlatılması,
Kürd halkına verilen maddi ve manevi zararların tespit ve tazmin edilmesi,
Savaş suçları ile insanlığa karşı işlenen suçlarda cezasızlığa son verilmesi,
Mayınlı alanların temizlenmesi ve savaşın çevreye verdiği zararın giderilmesi,
Basın, düşünce, ifade, örgütlenme ve siyasal faaliyet özgürlüğünün güvence altına alınması.
Bu belge, bir örgütün ideolojik programı değil; farklı görüşlerden Kürdlerin üzerinde buluşabileceği asgari bir ulusal mutabakat ve eylem planı olmalıdır.
Dördüncü Adım: Rojava’yı Bir Parti Meselesi Olmaktan Çıkarmak
Rojava’nın geleceği yalnızca bir örgütün, partinin veya silahlı yapının sorunu değildir. Rojava, bütün Kürd milletinin ulusal meselesidir.
Şam yönetimiyle yapılacak herhangi bir anlaşmada Kürdlerin dili, eğitimi, yerel yönetimi, güvenliği, doğal kaynakları ve siyasi temsili açık anayasal güvencelere bağlanmalıdır. Sözlü vaatler, geçici ittifaklar veya kişilere bağlı garantiler kalıcı güvence sayılamaz.
Rojava’daki bütün Kürd siyasi yapıları arasında çoğulculuğa dayalı bir ulusal uzlaşma sağlanmalı; hiçbir parti diğerini tasfiye etmeye çalışmamalıdır. Yönetim, güvenlik ve ekonomik kaynaklar bir partinin değil, halkın ortak denetiminde olmalıdır.
Rojava’nın kazanımlarını korumak amacıyla uluslararası hukukçulardan, diplomatlardan ve alan uzmanlarından oluşan bağımsız bir Rojava Hukuk ve Diplomasi Heyeti kurulmalıdır. Bu heyet; Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve ilgili devletler nezdinde sürekli çalışma yürütmelidir.
Kürdler, savaş meydanında elde ettiklerini müzakere masasında kaybetmemelidir.
Beşinci Adım: Ekonomik Bağımsızlığın Temellerini Atmak
Siyaset yalnızca sloganlarla yürütülemez. Ekonomik gücü olmayan bir halkın kurumları da dış yardımlara, devletlere veya belirli çevrelere istemeden bağımlı hâle gelir.
Bu nedenle şeffaf ve bağımsız denetime açık bir Kürd Ulusal Kalkınma ve Dayanışma Fonu kurulmalıdır. Diasporadaki iş insanları ve yurttaşlar bu fona gönüllü katkı sunabilmelidir.
Fonun kaynakları;
Kürdçe eğitim projelerine,
öğrenci burslarına,
bağımsız araştırma merkezlerine,
tarım, su, enerji ve teknoloji yatırımlarına,
kadınların ve gençlerin girişim projelerine,
ihtiyaç sahibi engellilerin, savaş mağdurlarının ve ağır mağduriyet yaşayan ailelerin barınma ve temel ihtiyaçlarına,
uluslararası hukuk ve diplomasi çalışmalarına,
savaş nedeniyle yıkılan yerleşimlerin yeniden inşasına aktarılmalıdır.
Ayrıca Kürdistan’ın doğal kaynakları, tarım potansiyeli, su varlığı, yenilenebilir enerji imkânları ve insan sermayesi için uzun vadeli bir Kürdistan Ekonomik Kalkınma Planı hazırlanmalıdır. Kalkınma yalnızca kaynak çıkarmaya değil; üretime, sanayiye, eğitime, teknolojiye ve çevrenin korunmasına dayanmalıdır.
Her kuruşun nereden geldiği ve nereye harcandığı kamuoyuna açıklanmalıdır. Çünkü güvenilmeyen bir kurum büyüyemez; denetlenmeyen bir kurum ise zamanla amacından uzaklaşır.
Altıncı Adım: Dil, Eğitim ve Hafızayı Koruma Seferberliği
Bir millet yalnızca toprağını değil, dilini ve hafızasını kaybettiğinde de yenilir.
Kurmancî, Zazakî, Soranî ve Kürdçenin diğer lehçelerinin yaşatılması için ortak bir eğitim seferberliği başlatılmalıdır. Avrupa’daki her Kürd çocuğunun ana dilini öğrenebileceği hafta sonu okulları, dijital eğitim platformları ve nitelikli öğretmen yetiştirme programları kurulmalıdır.
Lehçelerimiz birbirlerinin rakibi değil, Kürdçenin ortak zenginliğidir. Hiçbir lehçe dışlanmamalı; her birinin eğitim, yayıncılık, edebiyat ve akademik çalışma alanlarında gelişmesi desteklenmelidir.
Kürd tarihini başkalarının kaleminden öğrenmek zorunda kalmamak için bir Kürdistan Hafıza ve Arşiv Enstitüsü derhal oluşturulmalıdır. Katliamlar, sürgünler, direnişler, sözlü tarih anlatıları, müzik, edebiyat ve kültürel miras bilimsel yöntemlerle mutlaka kayıt altına alınmalıdır.
Ayrıca yağmalanan, başka ülkelere götürülen veya farklı kimlikler adına kaydedilen Kürdistan’a ait tarihî eserlerin envanteri çıkarılmalı ve ait oldukları topraklara iadesi için uluslararası hukuk mücadelesi başlatılmalıdır.
Kendi hafızasını koruyamayan bir halk, geleceğini başkalarının anlatısına teslim eder.
Yedinci Adım: Gençleri Seyirci Değil, Kurucu Güç Yapmak
Kürd kurumlarında gençlere yalnızca kalabalıkları büyüten bir unsur gözüyle bakılmamalıdır. Gençler karar süreçlerine doğrudan katılmalıdır.
Avrupa’da yetişen; birkaç dil bilen, teknolojiye hâkim, üniversitelerde ve meslek hayatında yer edinen yeni Kürd kuşağı büyük bir imkândır. Bu kuşağa geçmişin kavgaları ve örgütsel bağlılıkları değil; özgür düşünce, bilim, kurumsallaşma ve ulusal sorumluluk miras bırakılmalıdır.
Her ülkede Kürd Gençlik Akademileri kurularak siyaset, diplomasi, hukuk, medya, ekonomi, teknoloji ve tarih alanlarında eğitim verilmelidir.
Gençlerin Kürdistan ile bağını güçlendirecek yaz okulları, staj programları, kültürel değişim çalışmaları ve ortak bilimsel projeler geliştirilmelidir. Çünkü diaspora gençliğinin ülkesine bağlılığı yalnızca duygusal söylemlerle değil, dil, bilgi, kültür ve somut katılımla korunabilir.
Geleceğin temsilcileri tesadüfen ortaya çıkmaz; bilinçli biçimde yetiştirilir.
Sekizinci Adım: Dünyaya Yalnızca Mağduriyet Değil, Bir Gelecek Projesi Sunmak
Kürdler uluslararası kamuoyuna yalnızca katliama uğrayan, hakları gasbedilen ve yardım bekleyen bir halk olarak tanıtılmamalıdır.
Bizler aynı zamanda Ortadoğu’da demokrasiye, çoğulculuğa, kadın haklarına, inanç özgürlüğüne, ekonomik kalkınmaya ve bölgesel barışa katkı sunabilecek kadim ve dinamik bir milletiz. Bu yönümüzü dünyaya güçlü biçimde anlatmalıyız.
Dünyaya yalnızca “Bize yapılan haksızlığı görün” demek yetmez. Aynı zamanda “Kürdlerin özgürlüğü Ortadoğu’ya ve insanlığa ne kazandıracaktır?” sorusuna da güçlü bir cevap vermeliyiz.
Kürdistan’ın suyu, verimli tarım alanları, enerji kaynakları, genç nüfusu ve diasporadaki bilimsel birikimi; çağdaş teknoloji, çevre bilinci ve demokratik yönetim anlayışıyla buluştuğunda bütün bölge için büyük bir refah ve istikrar alanı oluşturabilir. Bu imkân, yalnızca sözlerle değil, somut projelerle ortaya konulmalıdır.
Kürdlerin özgürlüğü komşu halklara karşı kurulacak bir üstünlük projesi değildir. Aksine Türklerin, Arapların, Farsların, Ermenilerin, Süryanilerin, Keldanilerin ve bölgedeki bütün halkların eşitlik, güvenlik ve barış içinde yaşayabileceği yeni bir Ortadoğu’nun imkânıdır.
Dokuzuncu Adım: Bağımsız Medya, Bilgi ve Belge Gücü Oluşturmak
Günümüzde haklı olmak tek başına yetmiyor; haklılığınızı dünyaya doğru dil, güvenilir bilgi ve güçlü iletişim araçlarıyla anlatmanız gerekiyor.
Kürdler, farklı dillerde yayın yapan profesyonel ve bağımsız medya kuruluşları kurmalıdır. Yalan haberle, devlet propagandasıyla ve Kürd karşıtı dezenformasyonla mücadele edecek bir Kürd Bilgi ve Belgeleme Merkezi oluşturulmalıdır.
İnsan hakları ihlalleri, demografik değişiklikler, siyasi davalar, çevre tahribatı, kültürel asimilasyon ve ekonomik ayrımcılık düzenli raporlarla belgelenmeli; bu raporlar Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kurumlara sunulmalıdır.
Bağımsız medya, bir partinin veya liderin propaganda aracı değil; halkın haber alma hakkını, çoğulculuğu ve düşünce özgürlüğünü koruyan bir kurum olmalıdır.
Onuncu Adım: Demokratik, Şeffaf ve Hesap Verebilir Kurumlar Kurmak
Kürdler özgürlük talep ederken kendi kurumlarında da özgürlüğün, hukukun ve demokrasinin gereklerini uygulamalıdır.
Kişi kültüne, ömür boyu yöneticiliğe, kapalı kapılar ardında karar almaya, nepotizme ve eleştirenleri hain ilan etmeye dayalı anlayış terk edilmelidir. Görev süreleri sınırlandırılmalı; yöneticiler seçimle gelmeli, mali kaynaklar bağımsız biçimde denetlenmeli ve alınan kararlar üyelerle paylaşılmalıdır.
Kadınların ve gençlerin temsili sembolik düzeyde bırakılmamalı; karar mekanizmalarında eşit ve etkili katılımları güvence altına alınmalıdır. Êzdaîler, Aleviler, Müslümanlar, Hristiyanlar ve diğer inanç toplulukları kendilerini ortak ulusal yapı içerisinde eşit ve güvende hissetmelidir.
Eleştiri düşmanlık, farklı düşünmek ihanet olarak görülmemelidir. Kürdlerin birbirini susturduğu değil, birbirini dinleyerek ortaklaştığı yeni bir siyasal kültür inşa edilmelidir.
On Birinci Adım: Ulusal Güvenlik ve Toplumsal Dayanıklılık Stratejisi Geliştirmek
Kürd halkının güvenliği yalnızca silahlı güçler üzerinden düşünülemez. Toplumun savaş, göç, afet, ekonomik ambargo, siber saldırı ve dezenformasyon karşısındaki dayanıklılığı da ulusal güvenliğin bir parçasıdır.
Sivillerin korunması, mayınların temizlenmesi, savaş mağdurlarının rehabilitasyonu, acil sağlık hizmetleri, afet yönetimi, gıda ve su güvenliği için ortak planlar hazırlanmalıdır.
Kürdlerin meşru güvenlik ihtiyacı, parti bağlılığının değil halk iradesinin ve hukukun denetiminde ele alınmalıdır. Hiçbir silahlı yapı kendisini milletin ve seçilmiş sivil iradenin üzerinde görmemelidir.
Eleştiriden Kurucu Siyasete
Geçmişi yok saymayacağız. Yanlışları eleştirmekten, halka söylenen gerçek dışı sözleri sorgulamaktan ve tarihsel sorumlulukları gerektiğinde hatırlatmaktan da vazgeçmeyeceğiz. Ancak enerjimizi yalnızca geçmişin hesaplaşmalarında tüketmeyeceğiz.
Artık Kürdlerin önüne yeni bir yol koymanın zamanıdır.
Bu yol;
şiddetten uzak fakat haklarından taviz vermeyen,
hiçbir devlete, lidere veya örgüte bağımlı olmayan,
kendi kaderini tayin hakkını esas alan,
demokratik, çoğulcu ve hukuka bağlı,
kadınları ve gençleri karar süreçlerine katan,
farklı inançları ve lehçeleri eşit kabul eden,
ekonomik olarak bağımsız,
bilim, eğitim ve teknolojiye önem veren,
uluslararası hukuku ve diplomasiyi etkin kullanan,
Kürdistan’ın bütün parçalarının kazanımlarını ortak ulusal değer kabul eden bir yapılanma olmalıdır.
Bir dönemin kapanması, Kürd milletinin özgürlük mücadelesinin sona ermesi anlamına gelmez. Tam tersine, Kürdistan halkını yeni araçlar, yeni kurumlar, yeni kadrolar ve daha güçlü bir ortak akılla yeni bir dönemin başlayabileceğine inandırmalıyız.
Kürd halkının geleceği ne tek bir lidere ne de tek bir örgüte teslim edilebilir.
Şimdi eleştiriden inşaya, tepkiden projeye, dağınıklıktan ulusal kurumsallaşmaya geçmenin zamanıdır.
Başkasının bizim için neye karar vereceğini beklemek yerine, kendi geleceğimizi ortak akılla, özgür irademizle ve hep birlikte kurmak zorundayız.
Çünkü özgürlük bize başkalarının lütfu olarak verilmeyecektir. Özgürlük; ortak iradeyle, sağlam kurumlarla, bilgiyle, dayanışmayla ve uzun soluklu bir ulusal mücadeleyle kazanılacaktır.
Maaruf Ataoğlu
10 Eylül 2026


