Entegrasyon Çobanın Kavalına Gelen Bir Sürünün Hikâyesi mi Acaba?
PKK’nin silah bırakması elbette ki yerinde ve desteklenmesi gereken bir karardır. Artık Kürd halkının çocuklarının ölmediği, çatışmanın değil siyasetin konuştuğu bir zeminin oluşması herkes açısından kıymetlidir. Bu yönüyle silahların susmasını istemek ne teslimiyet ne de inkârdır. Aksine Kürd halkının geleceği açısından tarihsel ve hayati bir ihtiyaçtır. Bu nedenle bütün Kürdlerin ve Kürd siyasetçilerinin çatışmasızlık ve demokratik zeminin güçlenmesi yönündeki kolektif adımları desteklemesi son derece doğaldır.
Ancak mesele tam da burada başlamaktadır:
Eğer bu süreç, hiçbir ulusal hak talep edilmeden; bir halkın tarihsel varlığı anayasal güvenceye kavuşmadan, yalnızca tek bir kişinin ya da tek bir siyasal hareketin paradigmasına bağlı şekilde “entegrasyon” adı altında yürütülecekse, bunun ciddi biçimde sorgulanması gerekir.
Çünkü bir halkın kaderi;
hiçbir liderin, hiçbir örgütün, hiçbir ideolojik merkezin tek başına belirleyebileceği kadar basit bir mesele değildir.
Entegrasyon kavramı, modern siyasette çoğu zaman “birlikte yaşama”, “uyum”, “barış” ve “demokrasi” gibi olumlu kavramlarla süslenerek sunulur. Ancak tarihe ve siyasal pratiğe dikkatlice bakıldığında görülür ki; entegrasyon her zaman eşitler arası bir birliktelik anlamına gelmez. Özellikle devletsiz halklar açısından entegrasyon çoğu zaman, güçlü olanın zayıf olanı kendi sistemine eriterek asimilasyon yapma anlamına gelir.
Bu nedenle bugün “demokratik entegrasyon” kavramı etrafında yürütülen tartışmalar, yalnızca teknik ya da siyasal bir mesele değil; aynı zamanda Kürd halkının varlık, kimlik, tarih ve geleceğinin meselesidir.
ENTEGRASYON NEDİR?
Entegrasyon kelime anlamıyla;
bir parçanın başka bir yapıya dahil edilmesi, uyumlandırılması ve o sistem içerisinde işlevsel hale getirilmesidir.
Bireysel düzeyde entegrasyon; bireyin farklı bir topluma ortak hukuk içerisinde birlikte uyum içerisinde yaşayabilmesini ifade eder.
Ancak siyasal anlamda entegrasyon;
çoğu zaman güçlü egemen sistemin, daha zayıf toplulukları kendi merkezine bağlamasıdır.
Yani mesele sadece birlikte yaşamak değildir.
Mesele;
kimin merkez kurucu olduğu,
kimin dilinin esas alındığı,
kimin tarihinin meşru kabul edildiğinin kabulü meselesidir.
Çünkü eşit olmayan güç ilişkilerinde entegrasyon çoğu zaman gönüllü bir birlik değil; kontrollü bir eritme ve asimilasyon politikasıdır.
DEMOKRATİK ENTEGRASYON NEDİR?
“Demokratik entegrasyon” kavramı kulağa yumuşak gelir.
Fakat içerik olarak belirleyicidir.
Eğer bir halk:
* kendi diliyle eğitim yapamıyorsa,
* kendi varlığı anayasal statüsüye sahip değilse,
* kendi coğrafyasını yönetemiyorsa,
* kendi güvenlik ve siyasal iradesini belirleyemiyorsa, orada demokratik entegrasyondan değil;
asimilasyonun daha modern ve daha sofistike bir biçiminden söz edilir.
Gerçek demokratik birliktelik;
eşit kurucu iradeler arasında olur.
Aksi halde “demokratik entegrasyon” söylemi, ulusal hak taleplerini yumuşatarak Kürdleri sisteme bağlama operasyonuna dönüşür.
Bugün Ortadoğu’da birçok devletin yapmak istediği tam olarak budur:
Kürdlere tamamen Dersim, Halepçe, Enfal’de yaptıkları gibi soykırım uygulayarak yok etmek değil; aksine kimliksizleştirerek, zamana yayarak etkisiz hale getirmektir.
Çünkü modern devlet aklı artık her zaman kaba inkâr ve imha yöntemleriyle çalışmıyor.
Bazen tanıyarak etkisizleştiriyor,
bazen konuşarak dağıtıyor,
bazen “barış” söylemiyle siyasal refleksi törpüleyerek eritiyor.
KÜRTLER KİME VE NİÇİN ENTEGRE EDİLİYOR?
Kürdler yaklaşık yüz yıldır;
Türk, Arap ve Fars devlet sistemlerine entegre edilmeye çalışılıyor. Bu entegrasyonun temel amacı şudur: Kürdlerin ayrı bir siyasal özne olmaktan çıkarılması.
Yani Kürdler şimdilik:
* dil olarak yaşayabilir,
* folklor olarak var olabilir,
* kültürel unsur olarak sergilenebilir, ama siyasal irade sahibi bir halk asla olmamalıdır. Bu Devletlerin korkusu Kürdün varlığı değil; örgütlü, ulusal bilince sahip siyasal bir Kürd toplumsallığının oluşmasıdır.
Bu nedenle entegrasyon politikaları; çoğu zaman Kürdleri bireyselleştirerek toplumsal hafızasını parçalamayı hedefler.
Kürdler entegrasyon sonucunda artık bir “halk” değil, sistem içerisinde kariyer yapan “bireyler topluluğu” haline getirilmeye çalışılmaktadır.
Ve en tehlikeli aşama da budur.
Çünkü bireysel başarı arttıkça,
kolektif hafıza zayıflamaya başlar.
ENTEGRASYON BİREYLER İÇİN MİDİR?
Normal şartlarda entegrasyon bireyler için konuşulabilir. Örneğin farklı bir ülkeye göç eden bireyin:
* hukuk sistemine uyumu,
* toplumsal kurallara uyumu,
* ekonomik yaşama katılımı, doğal bir entegrasyon tartışmasıdır.
Fakat milyonlarca insanın yaşadığı tarihsel bir halkı, başka bir ulusun siyasal kimliği içerisinde eritmeye çalışmak artık bireysel entegrasyon değil;
toplumsal dönüştürme operasyonudur.
Bir birey entegre olabilir.
Ama bir halk entegre edilmek isteniyorsa, orada mesele artık kültürel değil siyasal bir meseledir. Çünkü halklar bireylerin toplamı değildir.
Halklar:
* ortak hafıza,
* ortak tarih,
* ortak dil,
* ortak coğrafya,
* ortak aidiyet bilinciyle oluşur.
Bunu dağıttığınız zaman geriye sadece kuru bir kalabalık kalır.
BİR ULUSU BAŞKA BİR TOPLULUĞA ENTEGRE ETMENİN MANASI NEDİR?
Bu, o ulusun tarihsel iradesini çözmek demektir. Tıpkı bugün Rojava’da yaşanan tartışmalar gibi. Bir ulusu başka bir ulusal merkeze entegre etmek;
onu zamanla siyasal özne olmaktan tamamen çıkarmaktır.
Tarih boyunca imparatorluklar bunu yaptı. Modern ulus devletler ise bunu daha sistematik hale getirdi.
Önce dil zayıflatılır.
Sonra tarih tartışmalı hale getirilir.
Sonra aidiyet küçümsenir.
Sonra yeni kuşak sisteme bağlanır.
Ve en sonunda halk kendi kendisini sorgulamaya başlar. İşte entegrasyonun en ileri aşaması budur:
İnsanların artık kendi varlığını savunmayı “gereksiz” görmeye başlaması.
Bugün birçok Kürd gencinin yaşadığı kimlik kırılması tam olarak budur.
ÖCALAN’IN “ENTEGRASYON” YAKLAŞIMINA KARŞI KÜRTLER NE YAPMALI?
Öncelikle mesele duygusal değil, siyasal okunmalıdır.
Hiçbir lider,
hiçbir örgüt,
hiçbir ideoloji bir halktan daha büyük değildir.
Kürd halkı artık şunu anlamalıdır:
Bir kişinin geliştirdiği paradigma,
bütün bir ulusun kaderi haline getirilemez. Eleştiri düşmanlık değildir.
Tam tersine halkına karşı sorumluluk taşıyan herkesin görevi;
tarihsel sonuçları sorgulamaktır.
Kürdlerin yapması gereken ilk şey;
yeniden ulusal bilinç üretmektir.
Bunun için:
* Kürdçe yaşamın merkezine alınmalıdır.
* Aidiyet duygusu yeniden güçlendirilmelidir.
* Bölgesel, ideolojik ve partisel fanatizm aşılmalıdır.
* Hiçbir hareket “tek hakikat” olarak görülmemelidir.
* Kürd halkının kolektif çıkarı bütün yapıların üstünde tutulmalıdır.
* Demokratik haklar ile ulusal haklar birbirine düşmanmış gibi gösterilmemelidir.
Çünkü demokrasi ile ulusal varlık birbirinin alternatifi değildir. Ulusal varlığı olmayan halkın demokrasisi kırılgandır. Demokratik zemini olmayan ulusalcılık ise otoriterleşmeye açıktır.
Kürdlerin ihtiyacı;
ikisini birlikte kurabilecek yeni bir siyasal akıldır.
KUZEY KÜRDİSTAN HALKININ ENTEGRASYONA KARŞI DURMASININ GEREKÇESİ
Çünkü mesele sadece siyaset değildir.
Mesele bir halkın gelecekte var olup olmayacağının meselesidir.
Bir halk:
* kendi diliyle düşünemiyorsa,
* kendi tarihini çocuklarına aktaramıyorsa,
* kendi coğrafyasında karar veremiyorsa,
* kendi kimliğini korkmadan yaşayamıyorsa, orada entegrasyon değil, adım adım uygulanmak istenen bir çözülme vardır. Kuzey Kürdistan halkının kaygısı tam da budur.
Çünkü tarih göstermiştir ki;
kimliğini koruyamayan halklar önce siyasal iradesini, sonra kültürel hafızasını, en sonunda ise toplumsal varlığını kaybeder.
Bu nedenle entegrasyona karşı durmak;
başka halklara düşmanlık değil,
kendi varlığını koruma refleksidir.
Ve hiçbir halk,
kendi varlığını koruma hakkı nedeniyle suçlanamaz.


