Fehim Işık
Fehim Hoca,
Meselenin kişiselleştirilmesini doğru bulmadığımı en başta ifade ederek, yönelttiğiniz ithamlara madde madde ve doğrudan cevap vermek isterim.
“Bunu bana mı diyorsunuz?”
Bir düşünceyi eleştirdiğimde yazdığım satırlar sizi bu kadar rahatsız ediyorsa ve siz de o düşünceyle kendinizi özdeşleştirip adeta onun avukatlığına soyunuyorsanız, demek ki sözlerimde sizi doğrudan ilgilendiren bir taraf görmüşsünüzdür.
Benim yazı tarzım genellikle nettir: Ya doğrudan bir kişiye çağrı yaparım ya da bir düşünceyi, bir üslubu ve bir yaklaşımı eleştiririm. Ancak kişileri isim vererek başkalarına hedef göstermeyi doğru bulmam. Eleştirdiğim şey kişiler değil; bir düşünce biçimi, bir dil ve bir yaklaşımdır.
Bildiğim kadarıyla siz PKK’li değilsiniz. Hatta sizi tanıyan birçok kişi, geçmişte PSK çevresinde yer almış biri olmanızı hatırlatarak bugün sergilediğiniz tavra şaşkınlıkla bakmaktadır. Benim HEP’ten - DEM’e yıllarımı verdiğim Kürt siyasi hareketine yönelik eleştirilerimin sizi bu kadar rahatsız etmesi de doğrusu oldukça düşündürücüdür. Eğer benim üzerimden pirim yaparak kendinize zemin oluşturuyorsanız bunu denemeyin. Eski dostları çıkarınız için düşman yapamazsınız. Zira eski dostlar düşman olmaz. Atasözünü hatırlayın.
İyi ki söz konusu hareketlerle sizin organik bir bağınız yok. Zira olsaydı ve elinizde imkân bulunsaydı, muhtemelen beni açık tehditle susturmayı tercih ederdiniz.
“Kime kılıç çekmişim diyorsun?”
Kılıç her zaman elde tutulmaz; bazen kullanılan dil de bir kılıç kadar keskin ve yaralayıcı olabilir. Benim dikkat çektiğim nokta tam da budur.
Dün aynı çevrelerde bulunmuş ve birlikte siyaset yapmış olduğun insanlara karşı bugün kullanılan öfke yüklü, sert ve dışlayıcı dil; çoğu zaman kılıçtan daha tehlikeli sonuçlar doğurur. Eleştiri ile öfke dili arasındaki sınır ortadan kalktığında ortaya sağlıklı bir fikir tartışması değil, bir polemik ve düşmanlık dili çıkar.
“Eleştiri size mi has, biz eleştiremez miyiz diyorsun ?”
Elbette eleştirebilirsiniz. Eleştiri kimsenin tekelinde değildir.
Ancak ben bir hareketi eleştiriyorum. Siz bu hareketin içinde yer almıyorken, sadece bir televizyonda çalışıyorsunuz diye neden bu kadar rahatsız oluyorsunuz? Bu sorunun cevabı benim için çok önemlidir.
Ayrıca eleştiri ile öfke dili arasındaki sınır kaybolduğunda, tartışma zemini sağlıklı olmaktan çıkar. Yazılarınızın ardından üzerime yönelen hakaretler ve baskı dili de bu durumu açıkça göstermektedir. Benim dikkat çektiğim husus tam olarak bu ayrımdır.
“Hangi kesimi hedef tahtasına koymuşum diyorsun?”
Kullandığınız dilin sertliği ve çevrenizde oluşan trol saldırıları bunun böyle algılanmasına fazlasıyla yetiyor. Bu benim uydurduğum bir durum değildir; ortaya çıkan sonucun doğal bir tespitidir.
“Eleştirmek hedef tahtasına koymak mı diyorsun?”
Hayır. Eleştiri ile hedef göstermek aynı şey değildir.
Ancak ben bir siyasi hareketin yöneticisi değilim. Bir parti başkanı değilim. Sizin gibi “aydın” sıfatıyla gazetecilik yapan biri de değilim. Yurtsever bir iş insanı olarak kendi dünyamda ayakta kalmaya çalışan ve elli yılımı Kürdistan özgürlük mücadelesi ile omuz omuza yürüyen biriyim.
Yıllarca birlikte yürüdüğüm, demokratik ve legal alanda birlikte siyaset yaptığım, kendimce bedeller ödediğim bir hareketin bugün gördüğüm yanlışlarını eleştirmek için sizden izin mi almam gerekiyor?
Bu hareketi eleştiren herkese cevap verme görevi size mi verilmiştir? Yoksa benim yazılarıma karşı bir tür “resmî sözcülük” mü üstlenmiş bulunuyorsunuz?
Eleştirinin dili şahsileştirici, küçümseyici ve hesaplaşmacı bir tona büründüğünde, insanlar bunu doğal olarak farklı şekillerde okumaya başlar.
“Bilmediğiniz kulvarlarda kulaç atmayın diyorsun.”
Bu ifade doğrusu oldukça iddialıdır.
Hayatımın önemli bir kısmı tam da bu tartışmaların, bu mücadelelerin ve bu siyasal atmosferin içinde geçti. Dolayısıyla hangi kulvarda konuştuğumu bilmek için ayrıca sizden alınacak bir referansa ihtiyacım yoktur. Kusura bakmayın lütfen.
“Anlamadığınız işlere girmeyin, bildiğiniz işi yapın diyorsun.”
Fikir tartışması yapmanın bir meslek ruhsatına bağlı olduğunu doğrusu ilk kez sizden öğrenmiş oldum.
Bu ruhsatı nereden temin edeceğim? Eski özgürlük yolu çevrelerinden kopmuş birisinden mi, yoksa bugün çalıştığınız televizyon kanalında program yapan birisinden mi? Lütfen adresi de söyleyin ki bende gidip başvurumu yapayım.
Ben bugüne kadar toplumsal ve siyasal meseleler hakkında düşünmenin, konuşmanın ve eleştirmenin her Kürdün doğal hakkı olduğunu sanıyordum. Demek ki yanılmışım.
“Yeni durduğun yere sadakatini ispatlarcasına…”
Bu, siyasette sıkça rastlanan bir davranış biçimidir.
İnsanlar konum değiştirdiklerinde bazen eski çevrelerine karşı veya yerini sağlamlaştırmak için gözüne kestirdiği birine çok daha sert bir dil kullanırlar. Benim yaptığım şey yalnızca bu durumu gözlem olarak ifade etmektir.
Eğer bu tespit size uymuyorsa, kendinizi bu tartışmanın merkezine yerleştirmenize gerek yoktur. Ancak bunu dile getirmemi “utanç” olarak nitelendirmeniz, aslında meseleyi kişisel bir alana çektiğinizi göstermektedir.
“Elli yıllık mücadelem ispata mı muhtaç mı diyorsun?”
Hayır.
Hiç kimsenin elli yıllık geçmişi ispata muhtaç değildir. Ancak aynı şekilde, böyle bir geçmişe sahip insanların farklı düşüncelerine karşı bu kadar savunmacı bir pozisyon alarak saldırgan davranması da sorgulanabilir bir durumdur.
“Önyargılarınız sizi esir almış diyorsun.”
Benim yazdıklarım önyargılardan değil; okumalardan, gözlemlerden ve yaşanmış deneyimlerden kaynaklanıyor.
Elbette siz farklı bir değerlendirme yapabilirsiniz. Bu da fikir tartışmasının doğal bir parçasıdır.
“Bu karalamadır diyorsun”?
Hayır.
Karalama kişiyi hedef alır. Ben bir kişiyi değil; bir üslubu, bir yaklaşımı ve bir düşünce biçimini eleştiririm. Fikirlerin tartışılması asla karalama değildir.
Gazeteciliğin temel ilkelerinden biri de budur zaten.
Sonuç olarak
Benim yazdıklarım kişisel bir husumetin ürünü değil; bir duruş ve üslup tartışmasının ifadesidir.
Fikirler elbette tartışılabilir, eleştirilebilir. Ancak her eleştiriyi, görevli olmadığınız hâlde birilerinin gözüne girmek için “karalama” olarak nitelendirip kılıç kuşanır gibi saldırgan bir üsluba başvurmak sağlıklı bir tartışma zemini oluşturmaz.
Kişisel hırsın, öfkenin ve saldırganlığın tartışmanın önüne geçtiği yerde ise fikir değil, yalnızca gürültü kalır. Ve bu gürültü çoğu zaman insanın iç dünyasındaki boşluğun en açık göstergesidir.
Saygıyla


