Sayın Tayip Temel,
Kendimce oldukça ağır bedeller ödemiş, şimdi sürgünde yaşamak zorunda olan ve dört basamak sonra yetmişinci basamağa ayak basacak bir Kürd iş insanı olarak cevap verme ihtiyacı duydum. Umarım bu duyarlılığımı bir karşıtlık olarak değil de düşüncelerimden ve fikirlerimden yararlanmayı esas alarak değerlendirirsiniz.
Kimse savaşın sürmesini, gençlerin ölmesini ve annelerin yüreğine yeniden ateş düşmesini istemiyor. Silahların susmasını elbette bütün Kürdler olarak destekliyoruz. Fakat siz de biliyorsunuz ki silahların susmasıyla gerçek ve kalıcı barışın sağlanması aynı şey değildir.
Barış; yalnızca bir tarafın silah bırakması, örgütünü feshetmesi ve elli yıllık mücadelenin üzerine çizgi çekerek bütün siyasal taleplerinden vazgeçmesi değildir. Barış; karşılıklı irade, müzakere, hukuk ve güvence demektir, Sayın Temel.
Peki, soruyorum:
Kürd halkının anayasal statüsü nerede?
Anadilinde eğitim hakkı nerede?
Yerel yönetimlerin yetkileri, siyasi tutukluların durumu, sürgündekilerin dönüşü ve halkın kendi geleceği üzerinde söz sahibi olması hangi hukuki metinde güvence altına alındı?
Bu soruları sormak barışa karşı çıkmak değildir, Sayın Temel. Tam tersine, barışın geçici bir sessizlik değil, kalıcı ve onurlu bir çözüm olmasını istemektir.
Suriye’de de ölçümüz makamlar ve fotoğraflar değil ki; Kürdlerin anayasal statüsü, topraklarının güvenliği, dillerinin resmî olarak tanınması ve kazanımlarının hukuken korunmasıdır. Bunlar güvence altına alınmadan gerçekleştirilecek askerî ve siyasi bir entegrasyonun “tarihsel başarı” diye sunulması sizce doğru mudur?
Bizi “savaşı uzaktan seyretmekle” veya “barıştan korkmakla” suçlamak yerine, bu düşüncelerimizin hangisinin barışa karşıtlık olduğunu lütfen söyleyiniz. Eğer bizim göremediğimiz hususlar varsa lütfen bize açıklayın, biz de öğrenelim. Eğer amacınız yapıcı eleştiriyi susturarak barış kurmaksa inanın ki bunu başaramazsınız. Kuracağınız bu yapı barış olmaz.
Ben şahsen, başta Kuzey Kürdistan olmak üzere, özgürlük mücadelesi veren tüm kanatlarla dayanışma içerisinde olan biri olarak her zaman savaşa karşı başka yöntemler bulunması gerektiğini dile getirmişimdir. Fakat şu anda T.C.’nin maestro olarak yönettiği şey, barış adı altında Kürd halkının haklarının ileri bir tarihe ertelenerek belirsizliğe bırakılmasıdır. İşte ben şahsen bu kurnazlığa karşıyım. Çünkü bu sürecin adını dahi koymayarak onu “Türkiye’yi Terörden Arındırma” olarak tanımladılar. Bana göre bu, kabul edilebilir bir durum değildir.
Silahların susmasına evet…
Teslimiyete, tasfiyeye ve güvencesizliğe hayır…
Gerçek barış; bir halkın iradesinden vazgeçmesiyle değil, haklarının tanınması ve güvence altına alınmasıyla mümkündür.
Saygıyla


