Güney Kürdistan’da Üçlü Kıskaca Doğru:
YNK, KDP ve Öcalan Çizgisinin Kesişim Noktası
Kürd siyasal tarihinde en büyük kırılmalar, çoğu zaman dış müdahalelerle değil; iç çelişkilerin derinleşmesiyle ortaya çıkmıştır. Bugün Güney Kürdistan’da (federal yapı içerisinde) yaşanan tartışmalar tam da bu tarihsel sürekliliğin bir parçasıdır.
Meselenin özü; YNK’nin tarihindeki pragmatist yönelimi, KDP’nin korumacı–aile merkezli devleti sahiplenme refleksi ve Abdullah Öcalan’ın ideolojik hattının Kürdlerin devletleşmesine karşı olan duruşu, görevi veya yaklaşımı arasında sıkışmış, çözümü oldukça zor bir siyasal denklemden ibarettir.
Bu düşüncem; elli yıldır siyaseten tanıdığım bu üç hattın kesişiminde ortaya çıkan ulusal “kazanımları aşındırma sürecini” kronolojik bir çerçevede, tarafsız bir şekilde, dengeli ve eleştirel bir dille ele alarak düşüncelerimi Kürdistan halkı ile paylaşmayı bir sorumluluk olarak görmemden kaynaklanmaktadır.
I. 1991–2003: Kazanımın Doğuşu ve Çifte Yapı
1991 Körfez Savaşı sonrası oluşan güvenli bölge, Kürdler için tarihsel bir fırsat yarattı.
Bu süreçte Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) ve Kürdistan Demokrat Partisi, birlikte hareket etmek yerine, fiilen iki ayrı yönetim alanı oluşturmak suretiyle Kürdlerin devlet olma fırsatını kaçırdı.
YNK: Daha şehirli, daha ideolojik ama aynı zamanda esnek; başta İran olmak üzere dış aktörlerle çok daha uyumlu, pragmatist bir yapıdır.
KDP: Daha geleneksel, daha merkezî ama aynı zamanda aile/otorite eksenli devlet refleksini aile tahakkümü altına almak istemektedir.
Bu ikili yapı, daha en başından itibaren kurumsal birliğin yerine rekabetçi bir iktidar paylaşımının tohumlarını ekerek Güney Kürdistan’ı ayrıştırdı.
II. 2003–2010: Federal Statü ve Kaçırılan Stratejik Derinlik
2003 Irak müdahalesi sonrası Kürdler, anayasal olarak federal statü kazandı.
Bu, modern Kürd tarihinin en önemli kazanımlarından biriydi.
Ancak bu dönemde:
YNK, İran ile denge siyaseti üzerinden alanını genişletmeye çalıştı ve Erbil’i aldı.
KDP, Bağdat destekli bir operasyon ile Erbil’i YNK’den geri alarak Erbil merkezli bir yarı-devlet inşasına yöneldi.
Bu iki yaklaşımın ortak bir ulusal stratejiye dönüşememesi, federal yapıyı güçlendirmek yerine parçalı, kırılgan ve dış müdahalelere açık bir sistemin oluşmasına zemin hazırladı.
Tam bu noktada, Abdullah Öcalan’ın ideolojik yaklaşımı devreye girdi:
Devletleşmeye mesafeli, yerel-demokratik yapıları önceleyen çizgi, Güney’deki devletleşme sürecine dolaylı bir meşruiyet sorgulaması üreterek Şengal’i Güney Kürdistan’dan kopararak aktör olma iddiasını ortaya koydu.
Bu durum, askerî çatışmaların (“Bırakuji”) yeniden yaşanmaması adına KDP ve Barzaniler tarafından kabullenilen bir şekle dönüştü.
III. 2010–2017: İç Rekabet, Dış Bağımlılık ve Referandum Kırılması
Bu dönem, görünürde istikrar; gerçekte ise derinleşen kırılmalar dönemidir.
YNK içinde Talabani sonrası liderlik boşluğu, özellikle Celal Talabani’nin sağlık süreciyle birlikte belirginleşti.
Talabani ailesi içinde farklı eğilimler ortaya çıktı ve bu durum YNK’nin kurumsal refleksini zayıflattı.
KDP ise devletleşmeyi kontrolü altına alma isteği yönünde daha kararlı adımlar attı; ancak bu süreç kurumsallaşmadan çok merkezileşme üretti.
2017 Referandumu bu çelişkilerin zirvesiydi:
Ortak strateji yoktu
İç güven eksikti
Dış destek yetersizdi
Sonuç: Kerkük’ün kaybı ve kazanımların ciddi ölçüde gerilemesine yol açtı.
Bu süreçte YNK içindeki bazı aktörlerin tavrı, “pragmatizm mi yoksa geri çekilme mi?” sorusunu doğurdu.
IV. 2017 Sonrası: Çok Katmanlı Aşındırma Süreci
Referandum sonrası dönem, klasik bir gerilemeden ziyade çok katmanlı bir çözülme süreci oluşturdu. Bu süreçte üç paralel hat belirginleşti:
1. YNK’nin Pragmatist Çizgisi
Talabani sonrası yapı, kısa vadeli denge siyasetini uzun vadeli ulusal stratejinin önüne koydu ve sürekli olarak Bağdat ile ilişkiler geliştirerek federasyonun yapısını zayıflattı.
Bu durum, özellikle Bağdat ve bölgesel aktörlerle olan ilişkilerde esnek ama kırılgan, müdahaleye açık bir pozisyon yarattı.
2. KDP’nin Koruma Refleksi
KDP, eldeki yapıyı koruma adına daha içe kapanan ve güç paylaşımında çok katı ve mesafeli bir çizgiye yöneldi.
Bu da federal yapının ulusal bir devlete evrilmesini sınırlayan bir aile etkisi oluşturdu.
3. Öcalan Rolü ve Çizgisinin Dolaylı Etkisi
Devlet karşıtı değil; devlet dışı alternatifleri önceleyen bir yaklaşım sergileyerek KDP’nin toparlayıcı olmasının önünde dolaylı bir etki oluşturdu.
Güney’deki mevcut yapıyı doğrudan hedef almaktan ziyade, onun meşruiyet zeminini sürekli olarak tartışmalı hâle getiren bir söylem üretti. Bu durum, belki sahada değil ama zihinde yürüyen karşıt bir mücadele olarak sürdürüldü.
V. Bugün: Bu Açık Bir Tasfiye Planı mı, Yoksa Stratejik Körlük mü?
Ortaya çıkan tabloyu tek boyutlu bir “plan” olarak okumak bence eksik olur. Ancak şu gerçek göz ardı edilemez:
Ortak ulusal strateji yok
Kurumsal birlik zayıf
İdeolojik yön birliği bulunmamakta
Bu üç eksene baktığımızda ortaya çıkan sonuç şudur:
Açık bir çatışma olmasa bile, farklı aktörlerin farklı motivasyonlarla yürüttüğü politikalar hep aynı sonuca hizmet eder. Bu da Kürdistan halkının yüz yıl sonra ortaya çıkan fırsatının kaybolmasıdır.
Yani mesele her zaman bir “plan” değil; çoğu zaman örtüşen sonuçlar üreten farklı ve ayrı ajandalardır.
Sonuç
Bugün Güney Kürdistan’da yaşananlar, bir “yıkım”dan ziyade yavaş, sistematik ve çok katmanlı bir aşındırma sürecidir.
YNK’nin pragmatizmi, stratejik derinliği zayıflatmaktadır.
KDP’nin korumacı refleksi, çoğulcu güç dağılımına dayanan devletleşmeyi sınırlandırmaktadır.
Öcalan çizgisinin ideolojik yaklaşımı ise bu yapının meşruiyetini tartışmaya açarak, tıpkı Rojava’da yaptığı gibi, ulusal kazanımları tamamen yok etmeye yönelmektedir.
Bu üçlü denklem içinde asıl kaybeden, kurumsallaşmış ve sürdürülebilir planlamaya dayanan bir Kürd devlet aklının yokluğudur.
Ve belki de en kritik soru şudur:
Sorun bir “planın varlığı” mı,
yoksa ortak bir aklın yokluğu mu?
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca bugünü değil;
Kürd siyasetinin geçmiş zafiyetlerinden ders çıkarılarak gelecek kazanımlarını da belirleyecektir.


