Hangi Demokratik Cumhuriyet, Niyazi Hocam?
Yazınızın birçok tespitine katılmamak mümkün değil. Ancak bütün bu değerlendirmelerin temelinde cevaplanması gereken çok hayati bir husus var:
Hangi Demokratik Cumhuriyet?
Kürd’ün varlığının anayasal güvenceye dahi kavuşmadığı,
TBMM’de kurulan komisyonda ana dilinde konuşmak isteyen Kürd analarının susturulduğu,
En temel kültürel ve kolektif hak taleplerinin bile “gündem dışı” veya “lüzumsuz” görüldüğü,
Kürd sorununun Öcalan’ın statüsüne endeksli hâle getirildiği bir anlayışla mı Demokratik Cumhuriyet kurulacak?
Demokratik Cumhuriyet sadece silahların susmasıyla inşa edilmez. Silahların susturulması Kürd milleti için elbette hayırlı olmuştur. Ancak öncelikle inkâra son verilmelidir. Anayasal zeminde Kürd halkı için eşit yurttaşlık, ana dil hakkı, kimliğin resmen tanınması ve güvence altına alınması ile Kürd halkının siyasal statüsünün demokratik zeminde kabulü sağlanmadan, “Demokratik Cumhuriyet” söylemi yalnızca bir entegrasyon projesi olarak kalacaktır.
Bugün hâlâ en temel hakların konuşulmasına dahi tahammül gösterilmiyorsa, komisyonlar gerçek bir müzakere zemini olmaktan uzak tutuluyorsa, DEM’i temsilen müzakere yürütenler dahi Kürdlükten arındırılıyorsa, o zaman haklı olarak şu soruyu sormak zorundayız:
Ortada gerçekten bu yapılanlarla Demokratik Cumhuriyet’i inşa etmeye yönelik Kürd halkının iradesini esas alan bir yaklaşım mı var, yoksa mevcut statükoyu yeni kavramlarla süsleyerek sürdürme çabası mı?
Demokrasi; Kürd’e konuşma hakkı tanımadan, onu dinlemeden ve otuz milyonu aşkın bir halkın kolektif haklarının ne olacağını ortaya koymadan; Arap Pervin, Arap Mithat ve Türkmen Faik Bey’in İmralı seferleriyle boşuna tüketilen zamanla kurulamaz, hocam.
Saygıyla.


