Sayın Demirtaş ve Sayın Mızraklı,
Hani cezaevine “dik girdim, dik çıkacağım” diyordunuz?
Hani Erdoğan’a karşı “Seni başkan yaptırmayacağız” diyordunuz?
Hani Kürd milletinin anayasal düzeyde eşit haklara sahip bir halk olarak tanınmasını savunuyordunuz?
Hani anadilde eğitim, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve Kürdlerin kendi kendilerini yönetme hakkı sizin vazgeçilmez siyasal talepleriniz arasındaydı?
Hani Kürdlerin özerklik veya federalizm dahil olmak üzere kendi siyasal statülerini özgürce tartışma ve talep etme hakkından vazgeçmeyecektiniz?
Şimdi yayımladığınız mesajı okuyorum.
Cumhurbaşkanı’na teşekkür ediyorsunuz.
Devlet Bahçeli’ye teşekkür ediyorsunuz.
Abdullah Öcalan’a özel olarak teşekkür ediyorsunuz.
İktidarından muhalefetine, sürecin içinde veya çevresinde bulunan neredeyse herkese teşekkür ediyorsunuz.
Peki Kürd halkı nerede, Sayın Demirtaş ve Sayın Mızraklı?
Bedel ödeyen Kürdlerin siyasal ve hukuki talepleri bu teşekkür listesinin neresinde?
Üstelik savunduğunuz çerçeve yasa Kürdleri anayasal bir halk olarak tanımıyor;
anadil hakkını düzenlemiyor; Kürdçenin eğitim dili olmasını güvence altına almıyor,
yerel yönetim özerkliği getirmiyor,
Kürdlerin siyasal statüsünü bir cümleyle dahi tanımlamıyor.
Buna rağmen siz, “bin yıllık kardeşlik” söylemi üzerinden bu süreci tarihî bir barış hamlesi olarak takdim ediyor ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorsunuz.
O hâlde sorulması gereken soru artık çok açıktır:
Ne değişti, Sayın Demirtaş ve Sayın Mızraklı?
Devlet mi Kürd meselesindeki temel tezlerinden vazgeçti, yoksa siz mi yıllarca savunduğunuz siyasal taleplerden vazgeçtiniz?
Veyahut size verilen talimat doğrultusunda mı hareket ediyorsunuz?
Sayın Cumhurbaşkanı hep söylüyordu: “Edirne’deki, İmralı’dakine hesap verecek.”
Siz şimdi bu hesabı mı veriyorsunuz?
Çünkü barış başka şeydir, bir halkın haklarından vazgeçmesi başka şey.
Silahların susmasını istemek başka şeydir, Kürd meselesini yalnızca silahlı örgütün tasfiyesi meselesine indirgemek başka şey.
Kardeşlik başka şeydir, eşitlik başka şeydir.
Gerçek kardeşlik zaten eşitlerin kardeşliğidir. Bir tarafın kimliği, dili ve siyasal statüsü anayasal güvence altındayken diğer tarafa yalnızca “kardeşimizsin” demek eşitlik değildir.
Bugün Erdoğan’a, Bahçeli’ye, Öcalan’a ve sürecin bütün aktörlerine teşekkür edebilirsiniz. Bu sizin siyasi tercihinizdir.
Fakat bir teşekkürünüz eksik kalmış:
Sayın Demirtaş ve Sayın Mızraklı,
Yarım asırdır çocuklarını toprağa veren, köyleri boşaltılan, dili yasaklanan, cezaevlerinden geçen, sürgünlerle dağılan ve bütün bunlara rağmen kimliğinden vazgeçmeyen Kürd halkına teşekkürünüz nerede?
Daha önemlisi, onlara vereceğiniz hesabın cümlesi nerede?
Çünkü mesele artık kimin kime teşekkür ettiği değildir.
Mesele şudur:
Dün Kürd halkına vaat ettiğiniz hangi temel siyasal hakkı bugün bu yasada görüyorsunuz?
Anayasal tanınma mı?
Yok.
Anadilde eğitim mi?
Yok.
Yerel özerklik mi?
Yok.
Siyasal statü mü?
Yok.
Federalizm mi?
O zaten artık telaffuz dahi edilmiyor.
Öyleyse geriye tek bir soru kalıyor:
Sayın Demirtaş, Sayın Mızraklı, herkese söyleyecek güzel sözünüz ve teşekkürünüz var.
Peki Kürd halkına söyleyecek bir sözünüz var mı?
Maaruf Ataoğlu
10 Ağustos 2026


