CÜBBESİNİ SUSKUNLUĞA TESLİM ETMEYEN AVUKAT: HÜSEYİN YILDIRIM
Bazı insanların hayatı, yaşadıkları dönemin çelişkilerini tek başına görünür kılar. Avukat Hüseyin Yıldırım’ın hikâyesi de böyledir: Devlet onu yıllarca PKK üyesi olmakla suçladı; bir dönem yakınında bulunduğu örgütle yolları ayrıldıktan sonra ise Hollanda’da bir suikast girişimine uğradı. Yıldırım, örgüt içindeki infazlara karşı çıktığını ve kendisinin hayatta kalmasını bir tesadüf olarak gördüğünü anlattı.
12 Eylül’ün karanlığında siyasi tutukluların savunmasını üstlendi. Mahkeme salonlarında gördüğü işkence izlerine sessiz kalmadı. Sonunda kendisi de gözaltına alındı, ağır işkence gördü ve Diyarbakır Cezaevi’ne konuldu. Daha sonra orada yaşananları Avrupa’da anlattı. Onun tanıklığı, Kürd halkına yönelen zulmün duyulmasına katkı sundu.
Hüseyin Yıldırım’ın bir dönem yakın durduğu siyasi çizgi ve aldığı kararlar elbette tartışılabilir. Hiç kimse eleştiriden muaf değildir. Fakat bir avukatın savunduğu insanların bütün düşüncelerini paylaşması gerekmez. Savunma hakkına sahip çıkmak, önce insanın hukuk önündeki varlığını savunmaktır.
Aynı ilke, Yıldırım’ın daha sonra örgüt içindeki şiddete yönelttiği itiraz için de geçerlidir. Devletin işkencesini mahkûm ederken örgüt içindeki infazları görmezden gelemeyiz. Bir halkın özgürlük mücadelesi, kendi içinden yükselen eleştiriyi dinleyebildiği ölçüde ahlaki bir güç taşır, diyordu Hüseyin Yıldırım.
Bugün Hüseyin Yıldırım’ı anmak, onu kusursuz ilan etmek değildir. Onun hayatına bakıp kendimize şu soruyu sormaktır: Biz Kürdler olarak adaleti yalnızca bize yakın olanlar için mi istiyoruz, yoksa düşüncesine katılmadığımız insanın da yaşam ve söz hakkını savunabiliyor muyuz?
Dersim’in toprakları seni yâr diye bağrına basacaktır. Rahat uyu…
Maaruf Ataoğlu
25 Eylül 2026


