İki Emlakçının Ortadoğu Serüveni
(Bir coğrafyanın kaderi, pazarlık masasına nasıl taşındı?)
Ortadoğu’nun son yüzyıllık hikâyesi, çoğu zaman ideolojiler, inançlar ve kimlikler üzerinden bizlere anlatıldı. Oysa gerçeğin daha çıplak ve daha sert bir tarafı var:
Bu coğrafya, çoğu zaman bir emlak pazarı gibi yönetildi.
Topraklar, halklar, kaderler…
Alınıp satılan, kiralanan, takas edilen unsurlara dönüştürüldü.
Ve bu hikâyenin son perdesinde karşımıza iki figür çıkıyor:
Donald Trump ve Kürt düşmanı Toom Barak
Benim tabirimle:
İki modern emlakçı.
Ortadoğu: Haritaların Değil, Tapuların Tarihi
Sykes-Picot Anlaşması ile başlayan süreç, Ortadoğu’yu bir milletler coğrafyası olmaktan çıkarıp bir paylaşım dosyasına dönüştürdü.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Çöküşü sırasında, geriye kalan topraklar bir halkın iradesine göre değil, İngilizlerin çıkarları doğrultusunda masa başındaki vekillere göre bölündü.
Bu bölünmenin en ağır bedelini, toprakları zengin yataklara sahip bir halk ödedi:
Kürtler.
Dört parçaya bölünen bir coğrafya…
Ama hiçbir parçası gerçekten kendisine ait olmayan bir kader.
Cihad, Terör ve Pazarlık:
IŞİD Parantezi
21. yüzyılın başında sahneye çıkan IŞİD, sadece bir terör örgütü değildi.
Aynı zamanda Ortadoğu’nun yeniden dizaynı için kullanılan kaotik bir araçtı.
Bu süreçte Kürtler, özellikle Güney Batı Kürdistan’da (Rojava), insanlık adına en ağır bedelleri ödeyerek bu yapıya karşı savaştı.
Ancak ironik olan şuydu:
Sahada “müttefik” olarak görülen güçler, masada aynı halkın kazanımlarını pazarlık konusu yaptı.
Emlakçı Mantığı: Değer Artışı – Değer Düşüşü
Donald Trump ve Toom Barak için Ortadoğu çoğu zaman bir jeopolitik dosya değil, bir anlaşma zeminiydi.
“Deal” yapmak, kazan-kazan değil, güçlü kazanır mantığıyla yürüyordu.
Benjamin Netanyahu ise bu durumda fırsattan istifade, güvenlik politikalarını genişletirken bölgeyi bir stratejik derinlik alanı olarak yeniden şekillendirdi.
Bu iki yaklaşım birleştiğinde ortaya şu çıktı:
• Sahada kullanılan aktörler
• Masada gözden çıkarılan ortaklar
• Ve sürekli yeniden çizilen sınırlar
Yani klasik bir emlak mantığı:
Değeri artan tutulur, riskli olan elden çıkarılır.
Rojava: Direnişten Pazarlığa Döndü
Güney Batı Kürdistan (Rojava), bir dönem öz yönetim deneyimiyle, IŞİD’e karşı kahramanca savaşan Kürt kadınları, özgürlük uğruna mücadele eden binlerce şehit ve yerel demokrasi modeliyle dünya kamuoyunun dikkatini çekti.
Ancak bu modeli sahiplenenlerin Kürdistan isteminin olmaması ve büyük güçlerin çıkarlarıyla çelişmesi sonucunda, bir anda şu soruya indirgendi:
“Bu bölge kimin kontrolünde daha faydalı olur?”
İşte o an, Kürdistan halkının özgürlük mücadelesi
bir jeopolitik pazarlık masasında ticari metaya dönüştü.
Tarihin Tekrarı mı?
Kürtlerin Değişmeyen Yazgısı mı?
Kürtler açısından sorun sadece dış güçler değil.
Asıl kırılma, çoğu zaman kendi iç parçalanmışlıklarında ortaya koydukları zafiyet ve tek akıl, lider yönetimlerinin yetmezliklerinden kaynaklanmaktadır.
• Ortak aklın kurulamaması
• Stratejik birlik eksikliği
• Kısa vadeli kazanımlar uğruna uzun vadeli kayıplar
Bu durum, dış müdahaleleri kolaylaştırdı.
Ve her seferinde aynı tablo oluştu:
Sahada kazanan, masada kaybeden bir halkın yazgısına dönüştü.
Sosyolojik Gerçek: Halk mı, Araç mı?
Ortadoğu’da halklar çoğu zaman özne değil,
nesne olarak konumlandırıldı.
Bu yüzden mesele sadece Donald Trump ya da Benjamin Netanyahudeğil.
Mesele daha derin:
Halkların kendi kaderini belirleyemediği bir sistemde, herkes bir başkasının projesine dönüşür.
Sonuç:
Bir Emlak Hikâyesinin Ötesi
Bugün yaşananlar yeni değil.
Sadece yöntemler modernleşti.
Dün haritalar cetvelle çiziliyordu,
bugün ise:
• diplomasi masalarında
• askerî anlaşmalarda
• enerji hatlarında aynı süreç devam ediyor.
Ve şu soru hâlâ geçerli:
Bir coğrafya, halklarıyla mı anlam kazanır; yoksa onu yönetenlerin çıkarlarıyla mı?
Son Söz
Ortadoğu’da mesele hiçbir zaman sadece savaş olmadı.
Mesele, kimin kimi, hangi bedel karşılığında kime sattığıdır.
Ve acı olan şudur:
Bazıları hâlâ bu oyunu ideoloji sanıyor…
Oysa bu, başından beri
bir emlak alım-satım hikâyesidir.
İstersen bir sonraki adımda bu metni daha sert, daha politik veya daha akademik üç farklı versiyona da dönüştürebilirim.


