İmralı Heyetinin Son Ziyareti,
İmralı’dan geldikten sonra heyet tarafından kamuoyununa yapılan son açıklamayı dikkatle okudum. Metnin genel çerçevesinde dile getirilen bazı tespitlerin, özellikle “demokratikleşme” vurgusunun, tarihsel olarak inkâr edilemez bir ihtiyaç olduğu açıktır.
Ancak Cumhuriyetin daha kapsayıcı, daha çoğulcu ve daha özgürlükçü bir zemine kavuşması gerektiği yönündeki yaklaşım, yalnızca Kürt meselesinin değil, Türkiye’nin genel demokratikleşme sorununun merkezinde yer almaktadır. Bu hususun yalnızca Kürtler tarafından omuzlanarak taşınması gerekliliği doğru bir tespit değildir.
Ancak tam da bu noktada, metnin taşıdığı bazı temel çelişkileri ve eksiklikleri görmezden gelmek mümkün değildir.
Öncelikle;
“Cumhuriyetle sorunumuz yoktur” ifadesi, teorik olarak uzlaşmacı bir dil gibi görünse de, Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar Kürtler başta olmak üzere Türkiyede yaşayan farklı kimliklere yönelik uygulanan sistematik inkâr, asimilasyon ve baskı politikalarıyla yüzleşmeden kurulan bu cümle, eksik bir yüzleşmenin ifadesi olmaktan öteye geçmemektedir.
Bir yapıyla sorununuz yoksa, o yapının tarihsel pratikleriyle de yüzleşmeniz gerekir. Aksi takdirde bu yaklaşım, hakikatle değil, siyasal konjonktürle kurulan yanıltıcı bir dil izlenimi vermektedir.
İkinci olarak;
“Silahlı mücadelenin sona erdiği” yönündeki ifade, kuşkusuz tarihsel bir eşik olarak değerlidir. Ancak bu tür bir beyanın gerçek anlamda toplumsal karşılık bulabilmesi için, yalnızca bir deklarasyon değil, aynı zamanda Kürt halkına ve Kürt kamuoyuna geçmişin muhasebesini içeren ahlaki ve siyasal bir hesaplaşma gereklidir.
Zira silahlı mücadele sadece bir araç değil, aynı zamanda toplumda derin yaralar açmış bir süreçtir. Bu yaralarla yüzleşmeden yapılan “yeni dönem” vurgusu, eksik kalmaya mahkûmdur.
Üçüncü olarak;
“Demokratik Cumhuriyet” kavramı, yıllardır dile getirilen ancak içi somut olarak doldurulamayan bir çerçeve olarak karşımızda durmaktadır. Demokrasi, yalnızca bir temenni değil; kurumları, hukuku, toplumsal sözleşmesi ve güçler dengesiyle somutlaşan bir sistemdir.
Bu bağlamda sorulması gereken temel soru şudur:
Nasıl bir demokratikleşme?
Kürt halkının varlığının teminatı? Hangi anayasal güvenceyle? Hangi siyasal mekanizmalarla?
Son olarak;
Kürtlerin devletle “pozitif ilişki” kurması gerektiği yönündeki ifade önemlidir. Ancak bu ilişkinin sağlıklı kurulabilmesi için, tek taraflı bir niyet beyanı yeterli değildir. Devletin de geçmiş politikalarıyla yüzleşmesi, güven tesis edecek somut yasal adımlar atması,
Eşit yurttaşlık ilkesini yalnızca söylemde değil, uygulamada da Anayasal güvence ile hayata geçirmesi gerekmektedir.
Özetle ifade etmek gerekirse;
Bu metin, doğru soruların etrafında dolaşan fakat henüz cesur cevaplar üretemeyen bir çerçeve sunmaktadır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey;
ne sadece eski dili terk eden yeni cümleler, ne de konjonktüre göre şekillenen sıcak politik tonlardır.
İhtiyaç duyulan şey,
hakikatle yüzleşen, sorumluluk alan ve Kürtlerin Ulusal geleceği somut temeller üzerine kuran sahici eşitlik ilkesine inanan bir siyasal iradedir.


