İMRALI - BAHÇELİ, TOOM BARRACK VE BÖLGESEL ENTEGRASYON PLANI
Rojava, Kuzey Kürdistan’dan Sonra Sıra Güney Kürdistan’da mı?
Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri yalnızca günlük siyasi tartışmalar üzerinden okumak, büyük resmi görmeyi zorlaştırmaktadır.
Bugün İmralı süreci ile Kuzey Kürdistan’da geliştirilen entegrasyon sistemi, Suriye’deki gelişmeler, Rojava’nın geleceğinin tüketilmesi ve şimdi de Peşmerge’nin yeniden yapılandırılması ile ABD’nin bölgesel politikaları birbirinden bağımsız başlıklar değildir.
Tam tersine, bunlar aynı jeopolitik satranç tahtasının farklı hamleleri olarak okunmalı ve Kürdler tarafından acilen değerlendirilmelidir.
Son dönemde ABD’nin Irak Kürdistan Bölgesi’nde yürüttüğü Peşmerge entegrasyonu çalışmaları bu açıdan son derece ilginç, önemli ve dikkat çekicidir.
Çünkü yaklaşık otuz yıldır ABD’nin tüm çabalarına ve telkinlerine rağmen KDP ve YNK, kendi askerî güçlerini hiçbir şekilde tam anlamıyla birleştirmeyi kabul etmemişlerdir. Bu konuda göstermelik bir bakanlık kurulmuş olsa da Kürdistan Peşmergeleri adeta iki ailenin paramiliter güçleri gibi bu yapılar tarafından pervasızca kullanılmıştır.
Bakanlıklar kurulmuş,
ortak komisyonlar oluşturulmuş,
sayısız protokol imzalanmış; ancak fiiliyatta her iki parti kendi askerî gücünü muhafaza etmiş, kendi ailelerinin nüfuz alanını korumuştur.
Bunun sonucunda ise bu kez ABD’nin aldığı pozisyon neticesinde komuta kademesi doğrudan Irak Millî Savunma Bakanlığı’na bağlanmak üzere bir askerî entegrasyon süreci işletilmektedir.
Bu durum sıradan bir reform değildir. Bu, bölgesel ölçekte yeni bir stratejik mimarinin inşa edilmekte olduğuna işaret etmektedir.
Rojava Denklemi
Suriye iç savaşının ardından ortaya çıkan yeni gerçeklik, Washington açısından önemli sonuçlar doğurmuş olmalıdır ki, Güney Kürdistan’da böyle bir operasyona yönelmiştir.
Bu duruma karşı başta KDP ve YNK olmak üzere ABD, Güney Kürdistan ile Kuzeybatı Kürdistan bölgelerini aynı güvenlik perspektifi içerisinde değerlendirerek, Kürdlerin uslanmaz siyasi yapılarını kısmi tasfiye planıyla ele almaya başlamıştır.
Bugün artık ne Rojava meselesi yalnızca Suriye’nin iç meselesidir ne de Güney Kürdistan yalnızca Irak’ın iç meselesi olmaktan çıkmıştır. Her iki alan artık bölgesel güvenlik koridorunun yönetilemeyen çok önemli parçaları olarak görülmektedir.
Bu yüzden askerî entegrasyon yalnızca Peşmerge’nin yeniden düzenlenmesi değildir. Beceriksiz Kürd siyasetinin ve vesayet altında olan yönetimin, başka vesayetler altına alınarak terbiye edilmesidir.
Bu durum belki de gelecekte oluşabilecek daha geniş bir Kürt güvenlik mimarisinin altyapısını oluşturma ve aile eksenli bir yapıdan kurtarma girişimi olarak da okunabilir.
İmralı Süreci ve Türkiye’nin Hesabı
Burada dikkat çekici olan ikinci unsur ise Türkiye’de yürüyen İmralı merkezli süreçtir.
Ankara’nın temel hedeflerinden biri, uzun yıllardır PKK’nin silahlı kapasitesini tasfiye etmek ve Kürt meselesini bölgesel denklemden ayırarak Türkiye sınırları içerisinde entegrasyon sistemi yöntemiyle yönetilebilir hâle getirmektir.
Bu nedenle devlet aklı açısından İmralı yalnızca bir müzakere masası değildir.
İmralı aynı zamanda bölgesel dönüşümün Türkiye ayağını yönetme ve Misak-ı Millî olarak tanımlanan Lozan öncesine dönüşün önünü açmaktır.
Fakat Türkiye’nin görmek istemediği senaryo şudur:
Suriye’nin kuzeyinde kurumsallaşmış bir yapı,
Irak Kürdistanı’nda birleşik bir askerî güç,
uluslararası destekle büyüyen ortak Kürt siyasal koordinasyonu.
Bu nedenle Ankara bir taraftan süreci yönetirken, diğer taraftan bölgesel gelişmeleri ve Kürdlerin olası birleşme ihtimaline dair kaygıları da yakından takip etmektedir.
ABD Ne İstiyor?
ABD açısından mesele Kürtlerin ulusal haklarından çok daha farklıdır.
Bana göre Washington öncelikle İran etkisini sınırlandırmak,
Irak-Suriye hattında istikrarlı bir güvenlik kuşağı oluşturmak,
Türkiye’yi güçlendirmek suretiyle Çin ve Rusya’nın bölgesel nüfuzunu dengelemek istemektedir.
Bu nedenle Kürtler ABD için çoğu zaman stratejik ortak gibi görülerek zaman zaman onlardan yararlanılmak istenmektedir. Ancak bu ortaklığın getireceği bölgesel ferahlama hedefinin sonucunun asla bağımsız bir Kürdistan olacağını düşünmek de doğru değildir.
ABD tarihine bakıldığında Washington’un önceliğinin her zaman kendi çıkarları olduğu görülür.
Dolayısıyla Kürtlerin kendi ulusal stratejilerini başkalarının planları üzerine değil, uluslararası konjonktürden yararlanmak suretiyle; aile yapılarını bir kenara bırakarak ulusal kurumlar oluşturmak ve kendi güçleri üzerinden 1920 öncesi yarı birleşik, bağımsız bir Kürdistan inşa etmek suretiyle geliştirmeleri gerekir.
Bugün asıl soru şudur:
Güneyde geliştirilmek istenen KDP ve YNK’nin askerî entegrasyonu yalnızca teknik bir reform mudur?
Yoksa Ortadoğu’nun yeniden şekillendiği bir dönemde Kürtlerin bölgesel ölçekte daha koordineli hâle getirilmesinin ilk adımı mıdır?
İmralı süreci,
Rojava’nın geleceği,
Peşmerge entegrasyonu,
ABD’nin bölgesel politikaları ve Türkiye’nin yeni pozisyonu birlikte değerlendirildiğinde;
Kürdler bunu doğru okuyarak Ortadoğu’da geliştirilmek istenen yeni bir sayfanın açılmakta olduğunu görmelidir.
Açılmakta olan bu sayfanın Kürtler açısından özgürlük mü, yeni bağımlılık ilişkileri mi üreteceğini belirleyecek olan şey;
Washington’un planları değil,
Kürtlerin kendi ulusal aklı,
kurumsal kapasitesi,
ortak stratejisi ve yeniden oluşturulması gereken siyasal iradesi olacaktır.
Tarih göstermiştir ki;
Başkalarının planlarında yer almak ile, planlanmış bir strateji ile kendi geleceğini kurmak aynı şey değildir.
Kürtlerin önündeki temel mesele de tam olarak budur.
Maaruf Ataoğlu
01.06.2026


