İnkârın Sınırları, Gerçeğin Direnişi: “Kürt Meselesi”
Bir Tarihin, Bir Coğrafyanın ve Bir Halkın Israrı Üzerine
Ortadoğu’nun modern tarihi, masa başında çizilmiş haritalar ile sahadaki gerçeklik arasındaki bitmeyen gerilimin tarihidir. Bu gerilim, en açık ve en süreklilik arz eden biçimiyle Kürt meselesinde kendini göstermektedir.
Kasr-ı Şirin Antlaşması ile başlayan ve 17 Mayıs 1639 tarihinde imzalanarak bugünkü sınır anlayışının ilk nüvelerini oluşturan süreç, yalnızca iki imparatorluk arasında bir sınır belirleme meselesi değil; aynı zamanda bir Ülkenin bir halkın ve Kürdistan coğrafyanın parçalanmasının tarihsel başlangıcıdır.
Bugün gelinen noktada, bu tarihsel kırılma yalnızca geçmişte kalmış bir hadise değil; hâlâ yaşayan, hâlâ sonuçlar üreten bir siyasal ve sosyolojik gerçekliktir.
1. Terörizm Yaftası ile Hakikat Örtülemez
Bir halkın tarihsel taleplerini, belirli örgütler üzerinden kurgulayıp “terörizm” başlığı altında tanımlamak; meseleyi çözmez, yalnızca derinleştirerek çözümünü uzaklaştırır.
Çünkü bir halkın kimliği; ne bir örgüte indirgenebilir, ne de bir güvenlik paradigması içinde yok sayılabilir.
“Terör” söylemi, çoğu zaman bir sonucun adıdır; sebebin değil.
2. Yapay Sınırlar, Sosyolojik Gerçekliği Yok Edemez
Sykes-Picot Anlaşması ile devam eden süreçte, Kürdistan coğrafyası dört hatta beş parçaya bölünmüştür.
Ancak haritalar üzerinde çizilen sınırlar;
bir halkın hafızasını, dilini, kültürünü ve aidiyetini ortadan kaldıramamıştır.
Sınırlar siyasidir.
Toplum ise sosyolojiktir.
Ve sosyoloji, siyasetin çizdiği cetvellerle asla yok edilemez.
3. İdeolojik Kuşatma ile Bir Halk Yok Edilemez
Kürt halkını farklı ideolojik örgütlerin kalıpları içine sıkıştırarak kontrol etme çabası, tarih boyunca emperyalist güçler tarafından denenmiştir.
Ancak hiçbir halk, dışarıdan dayatılan ideolojik çerçevelerle kalıcı olarak yönetilemez.
Baskı, kısa vadede sessizlik üretir; ama uzun vadede bilinç üretir.
4. Zorunlu Göç, Bağları Koparmaz
Kırsaldan metropollere zorla göç ettirilen milyonlarca insan, yalnızca mekânsal olarak yer değiştirmiştir.
Bugün yaklaşık 10 milyon Kürt’ün yaşadığı metropoller; bir kopuş değil, yeni bir sosyolojik örgütlenme alanıdır.
Kentler, kimliğin yok olduğu değil; yeniden tanımlandığı alanlara dönüşmüştür.
5. Diaspora, Unutmaz – Aksine Güçlenir
Baskı ve zulüm nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalan milyonlarca insan, diaspora içerisinde yeni bir siyasal bilinç üretmiştir.
Bugün Avrupa başta olmak üzere dünyaya yayılan Kürt diasporası;
artık yalnızca bir göçmen topluluk değil, aynı zamanda uluslararası kamuoyunu etkileyen çok güçlü bir siyasi aktördür.
Bu nedenle eski inkâr politikalarıyla bu talepleri yok saymak artık mümkün değildir.
6. Self-Determinasyon Hakkı: Tartışma Değil, Hukuki Gerçeklik
Silahların susması ve şiddetin sona ermesi elbette hayati önemdedir.
Ancak barış, yalnızca çatışmasızlık değildir.
Birleşmiş Milletler sistemine göre bir halkın kendi kaderini tayin hakkı açık ve tartışmasızdır:
Birleşmiş Milletler Şartı – Madde 1/2:
“Milletler arasında eşit haklar ve halkların kendi kaderini tayin etme (self-determinasyon) ilkesine saygı temelinde dostane ilişkiler geliştirmek…”
Daha açık ve bağlayıcı bir ifade ile:
1966 Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi (ICCPR) Madde 1:
“Bütün halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptir. Bu hak gereğince halklar, siyasal statülerini serbestçe belirler ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerini özgürce sürdürürler.”
Bu hüküm, bir temenni değil;
uluslararası hukukun temel taşlarından biridir.
SONUÇ: Değişmeyen Denklem, Değişmeyen Gerçek
Ortadoğu’da değişmeyen denklem şudur:
Bir halkı;
• terör kavramına indirgediğinizde,
• haritalarla böldüğünüzde,
• ideolojik kalıplara hapsettiğinizde,
• göçle dağıttığınızda onu ortadan kaldırmış olmazsınız.
Aksine, onu daha görünür, daha bilinçli ve daha dirençli hale getirirsiniz.
Tarih şunu defalarca yazmıştır:
İnkâr edilen gerçekler katiyen yok olmaz…
yalnızca zamanla filizlenen yerden daha güçlü bir şekilde geri döner.



Beyin hücrelerinizi skyim sizin. "İnkâr edilen bir gerçeklik" yok. Olmayan şeyi savunup durduğunuz hayalle gerçeği ayırt edemediğiniz için akıl hastanesine yatın. Sevmediğiniz ve bölmek istediğiniz vatandan da siktirip gidebilirsiniz