İslami Terörün Anatomisi: Afganistan’dan Şam’a, Şam’dan İstanbul’a Uzanan Karanlık Hat
Maaruf Ataoğlu
İslami terör, ne ani bir “inanç sapması” ne de birkaç fanatik grubun rastlantısal şiddetidir. Bu yapı; Soğuk Savaş, emperyal müdahaleler, çöken devletler ve uluslararası hukukun giderek araçsallaştırılması içinde, adım adım inşa edilmiş tarihsel bir sürecin ürünüdür. Bugün Şam’da kurulan denklemlerle İstanbul’da patlayan bombalar ve Yalovadaki saldırı arasında doğrudan bir nedensellik hattı vardır.
1979–1989 | Afganistan:
Küresel Cihadın Doğuşu
1979’da Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali, modern İslami terörün başlangıç noktasıdır. ABD, Pakistan ve Suudi Arabistan ekseninde yürütülen örtülü destek, yerel bir direnişi küresel bir ideolojik harekete dönüştürdü.
Bu yıllarda şekillenen ağ, daha sonra El Kaide adını alacaktı. Afganistan artık bir ülke değil, silahlı İslamcılığın uluslararası eğitim sahasıydı. Savaş bittiğinde silahlar susmadı; yalnızca yön değiştirdi.
1990’lar | El Kaide ve “Uzak Düşman” Doktrini
Sovyetlerin çekilmesiyle birlikte El Kaide, yerel rejimleri hedef almaktan vazgeçerek “uzak düşman”ı, yani ABD ve Batı’yı hedef aldı. Bu stratejik kırılma, İslami terörü küresel bir güvenlik sorununa dönüştürdü.
2001 | 11 Eylül:
Dünyanın Kırıldığı An
11 Eylül Saldırıları, yalnızca binlerce insanın ölümü değil, uluslararası düzenin yön değiştirmesiydi. ABD’nin Afganistan ve ardından Irak’ı işgali, El Kaide’yi ortadan kaldırmadı; aksine daha radikal ve daha kontrolsüz yapılar için bir zemin hazırladı.
2003–2011 | Irak’ın Çöküşü ve DAEŞ’in Tohumları
Irak’ta devletin dağıtılması, ordunun tasfiyesi ve milyonlarca insanın siyasal sistem dışına itilmesi, modern tarihin en büyük güvenlik boşluklarından birini yarattı. Bu boşluktan IŞİD doğdu.
Örgütün lideri Ebubekir el-Bağdadi, El Kaide çizgisinden koparak terörü yeni bir aşamaya taşıdı:
Artık hedef yalnızca saldırı değil, devlet kurmaktı.
2014 | Musul:
Hilafet ve Gösteri Şiddeti
Musul’un ele geçirilmesiyle birlikte DAEŞ, toprak, vergi, nüfus ve medya üzerinden işleyen bir yapı hâline geldi. Kafa kesme videoları ve infazlar, Kürt Ezidi Kadınlarının köle pazarlarında satılması askeri olmaktan çok psikolojik bir savaşın parçasıydı.
Bu dönem, İslami terörün en görünür olduğu kadar, büyük güçler açısından en kullanışlı olduğu bir dönemdi.
2011–2020 | Suriye İç Savaşı: Cihadın Yeniden Biçimlenmesi
Türk Başbakanı’nın üç içinde Emevi Camisinde Namaz Kılma İsteği;
Suriye iç savaşı, İslami terörün evrim geçirdiği yeni laboratuvar oldu. Bu süreçte Heyet Tahrir el-Şam, El Kaide ile bağlarını gevşeterek İdlib’de fiilî bir otorite kurdu.
Örgütün lideri Ebu Muhammed el-Colani, küresel cihattan yerel yönetime evrilen yeni tip bir figürü temsil etti:
Radikal, fakat “yönetilebilir”.
2016–2017 | Türkiye: Arka Alandan Cepheye
Suriye ve Irak’taki gelişmelerin doğal sonucu, Türkiye’nin doğrudan hedef hâline gelmesiydi:
• Atatürk Havalimanı Saldırısı
• İki Türk askerinin canlı yayında yakılması
• Sonuncusu dün Yalova’daki polis saldırısı
Bu saldırılar, DAEŞ’in Türkiye’yi artık lojistik arka alan değil, doğrudan iç cephe olarak gördüğünü bir kez daha ortaya koydu.
Sınırlar, Hastaneler ve Gri Alanlar
Gaziantep ve Kilis’teki tedavi süreçleri, sınır geçişleri ve istihbarat zafiyetleri, Türkiye’de ciddi tartışmalara yol açtı. Burada mesele niyet değil; denetimsizliktir. Terör örgütleri yasaklardan değil, gri alanlardan beslenir.
2024–2025 | Esad’ın Devrilmesi ve Hukukun Askıya Alınması
Suriye’de yıllar süren vekâlet savaşlarının ardından Beşar Esad rejiminin fiilen devrilmesi, yalnızca bir iktidar değişimi değil; uluslararası hukukun askıya alındığı yeni bir dönemin ilanı oldu.
Bu dönemin en çarpıcı gelişmesi ise, geçmişte başına 10 milyon dolar ödül konmuş olan HTŞ liderinin, İngiltere, Amerika ve Türkiye tarafından Birleşmiş Milletler nezdinde fiilî muhatap hâline getirilmesidir.
Bir zamanlar terör listelerinde yer alan bir aktörün;
• “Yerel istikrar unsuru”,
• “Sahadaki gerçeklik”
gibi kavramlarla aklanması, şunu açıkça göstermektedir:
Terör tanımı artık hukuki değil, siyasidir.
İdlib Modeli: Terörle Mücadeleden Terörü Yönetmeye
İdlib’de uygulanan yeni yaklaşım nettir:
Radikal yapı tasfiye edilmez, dönüştürülür; yok edilmez, meşrulaştırılır. Bu yöntem kısa vadede çatışmayı dondurabilir; fakat uzun vadede hukuk fikrini çökertir.
Bugün aklanan yapı, yarın başka bir coğrafyada aynı şiddeti yeniden üretir.
Sonuç | Terör Bir İnanç Değil, Bir Sistemdir
İslami terör;
• Ne yalnızca dinle,
• Ne yalnızca ideolojiyle açıklanabilir.
O, devlet yıkımının, jeopolitik hesapların ve çifte standartlı uluslararası düzenin ürünüdür.
Afganistan’da başlatılan süreç,
Bağdat’ta devleti çökertti,
Şam’da rejimi devirdi,
İdlib’de milis düzeni kurdu,
Ve bugün New York’ta, Birleşmiş Milletler binasında
hukuk susarken o konuşur hâle geldi.
İsimler değişir, listeler güncellenir;
ama şiddetle kurulan düzen,
hukukla yüzleşmedikçe kalıcı olur. Öldürürülen Polislere Allah’tan rahmet kederli ailelerine başsağlığı diliyorum.


