İsmail Saymaz’ın İncileri:
Maaruf Ataoğlu
Kürt Karşıtlığının Medyadaki Yansıması ve Yeni Politik Konjonktür
Türkiye’de son yılların en keskin kırılma başlıklarından biri, siyasal aktörlerin Kürt meselesi karşısında takındıkları tutumun yalnızca siyasi partileri değil, medya figürlerini de belirgin bir biçimde ayrıştırmasıdır.
Bu bağlamda İsmail Saymaz’ın son günlerde “Peşmerge protokolü” etrafında ürettiği dil, yalnızca bir gazetecinin reaksiyonu değil; Türkiye’de Kürt karşıtlığı üzerinden şekillenen yeni politik-psikolojik hattın Ulusalcı medyadaki bir dışavurumudur.
1. İmamoğlu Çevresi,
Cafer Mahiroğlu’nun Halk TV ‘si ve CHP’nin Kırılgan Stratejisi
Saymaz’ın söylemlerinin zamanlaması, CHP içinde İmamoğlu’nun belirleyici ağırlığı, Ulusalcı Medya imparatorluğu kuran, İngiliz Cafer metaforuyla tarif edilen yeni medya-siyaset ilişkisi ve Özgür Özel yönetiminin Kürt tabanı nezdinde yaşadığı meşruiyet sorunu göz önüne alındığında bütün bu saldırgan içerikli yorumlar tesadüfi değildir.
Yerel seçimlerde birinci parti olan CHP’nin Kürt seçmenlerle kurduğu ilişkide çözüm sürecindeki tutarsız tavırlarının Kürt halkı be seçmeni üzerinde hâlâ ciddi bir kafa karışıklığına yol açtığı biliniyor. Bu nedenle bugün CHP’ye yakın medya organlarının, hem HDP’ye ayar verme denemesi hem de “kaçan Kürt oylarını yeniden tutma” çabası, saldırgan ve refleksif bir dile dönüşmüş durumda.
2. Saymaz’ın Dili: Stokholm Sendromundan Siyasi Pozisyon İnşasına
Son günlerde Saymaz’ın ürettiği bu zehirli dilde belirgin olan şey; gazeteciliğin objektifliğinden ziyade, ağa babalarına siyasal pozisyon üretme arzusudur.
Peşmergelerin, Türkiye ile önceden belirlenmiş bir uluslararası özel protokol gereği Barzani’nin isteği ve Türkiye’nin rızasıyla sınırdan geçip sükûnet içinde geri dönmesini dahi, Saymaz tarafından Ulusal bir “tehdit” olarak sunulması; hem bilgisizliğini hem de bilinçli manipülasyon çabasını zaten ele vermektedir.
Bir yandan Devlet Bahçeli’ye yağcılık yaparak, öte yandan İçişleri ve Dışişleri Bakanlarını hedef alan bu zikzaklı tavır; Türkiye’de Ulusalcı “Kemalist” milliyetçiliğin medya eliyle yeniden dizayn edilmek istendiğinin küçük görünüyor olsada planlı ve sembolik bir örneğidir.
3. Barzani Düşmanlığının Arka Planı
Saymaz’ın Barzani nefretinin altında yalnızca politik farklılıklar yoktur.
Burada üç olgu dikkat çekmektedir:
• CHP çevresinin uzun yıllardır sürdüregeldiği “Kürtleri HDP’ye mahkûm gören” dar bakış açısı, Barzani’nin temsil ettiği bölgesel Kürt iradesini kırabilir endişesiyle hazmedememek,
• Rojava’daki Kürt kazanımlarının Türkiye iç siyasetini etkilemesinden duyulan endişe, her milliyetçi refleksi tetiklediği gibi Saymaz’ın da dilini sertleştirmektedir.
• Kürt siyasi aktörleri arasındaki farklılıkları düşmanlaştırmaya dönük eskiden MGK raporlarına özgü bir jargon iken, bugün gazetecilik kisvesi altında oryantalist gazeteciler tarafından yeniden üretilmektedir.
Bu nedenle Saymaz’ın sertliği yalnızca gazetecilik motivasyonlu değildir; iç politikada ulusalcı kemalist “milliyetçi rekabet” üzerinden pozisyon alma çabasıdır.
4. CHP-Medya Ekseni Üzerinden HDP’ye Ayar Vermeye mi Çalışıyor?
Görünen o ki CHP’ye yakın medya, kaybettiği Kürt tabanını geri kazanmak için HDP’ye aba altından sopa göstermektedir.
Bu strateji, geçmişte sıkça uygulanan “Kürt seçmeni korkutarak geri getirme” alışkanlığının yeni biçimidir.
Ancak unuttukları kritik bir gerçek var: Bugünün Kürt seçmeni, artık 80- 90’ların edilgen kitleleri değildir. Siyasi bilinç düzeyi oldukça yüksek, alternatif üretme kapasitesine sahip, ulusal ve uluslararası diplomatik hamleler geliştirebilen geniş bir toplumsal Halk tabanlıdır.
Dolayısıyla Peşmerge protokolünden Barzani nefretine, HDP’ye üstten ayar verme girişimlerine kadar bütün hamleler, ters tepen, karşı tarafı daha da motive eden bir psikolojik etki yaratmaktadır.
5. Saymaz’ın “Oryantalist Kıvraklığı” ve Senkronize Saldırı Dili
Saymaz’ın programlarda kullandığı üslup;
bir yandan Süleyman Soylu üzerinden AKP ve MHP üzerinden “gizli bir hesaplaşma” yürütmesi,
öte yandan Ömer Çelik’e hafif yollu sataşması,
zaman zaman bu söylemlerini İbrahim Kahveci’ye onaylatma çabası,
aslında dağınık bir stratejinin değil; kaotik ama bilinçli bir medya mühendisliğinin ürünüdür.
Bunun amacı:
• Bahçeli çizgisini tahrik ederek Cumhur İttifakı’nı germek,
• Kürt meselesi etrafında yeni bir kutuplaşma alanı yaratmak,
• CHP’ye yakın milliyetçi blokun konsolidasyonunu sağlamak,
• Aynı anda HDP’ye ve Barzani’ye ayar vermek suretiyle mesaj göndermek.
6. Kürt ve Alevi Boykotunun Halk TV’ye Kesişen Etkisi
Bugün Halk TV’nin reytingi Kürtlerin ve Alevilerin teveccühüne bağlıdır.
Saymaz’ın ve Halk TV’nin son dönem yayın politikası;
bu iki toplumsal kesimi hem incitmekte hem de ekranlardan hızlıca uzaklaştırmaktadır.
Unutulmamalıdır ki:
Kürtler ve Aleviler olmadan Halk TV, eski Baykal döneminin dar çevre televizyonuna dönüşmekten kurtulamaz.
Bu gerçeği görmeyen medya aklı, siyasetin gerçek dinamiklerinden kopuk demektir.
Sonuç: Türkiye’de Yeni Bir Medya Üzerinden Ulusalcı Milliyetçilik Hattı mı Kuruluyor?
İsmail Saymaz’ın söylemleri kişisel öfke patlamaları değil, Türkiye’de Kürt meselesi üzerinden yeniden şekillenen siyasal alanın medya yansımalarıdır. Bu dil hem Kürt düşmanlığını pekiştiriyor hem de muhaliflik kisvesi altında rejimin ulusalcı milliyetçilik rekabetine yeni bir kanal açıyor.
Sosyolojik açıdan bakıldığında bu durum şuna işaret ediyor:
• Medyada yükselen Kürt karşıtlığı tesadüfi değildir; devlet aklının, CHP’nin ve milliyetçiliğin yeni ittifak arayışlarının kesişim noktasında üretilmektedir.
• Barzani ve Peşmerge karşıtlığı, iç politikada Kürt seçmeni hizaya sokma aracına dönüştürülmektedir.
• Bu söylemler hem CHP’ye hemde “İmamoğlu Holding in kontrolünde olan”Mahiroğlu medya organlarına uzun vadede kaybettirecek bir stratejik körlüktür.
Türkiye toplumunun çoğulculuğunu, Kürtlerin politik olgunluğunu ve Kürt - Alevi toplumunun demokratik hassasiyetlerini okumayan bir medya; ve bir siyasi parti
kaçınılmaz olarak kendi içinde çökmeye mahkumdur.


