Kadir Amaç Bey’e Sorularım
Sayın Kadir Amaç,
Sosyal medyada yayımladığınız bir mektupta kendinizi aydın, entelektüel ve toplumun vicdanı olarak tanımlıyorsunuz. Bu kimlik iddiasıyla Sayın Demirtaş’a yönelik geniş kapsamlı eleştirilerde –hatta suçlamalarda– bulunuyorsunuz. Elbette ki her siyasi figür gibi Demirtaş da eleştirilebilir; buna bir itirazım yok. Ancak bugüne dek Kürt halkı için hiçbir somut emek üretmemiş, hiçbir bedel ödememiş bir kişinin, bu ölçekte bir üslup ve konumlanışla konuşması doğal olarak bazı haklı soruları beraberinde getiriyor.
Bu nedenle size, samimiyet sınavından geçmesi gereken birkaç temel soruyu yöneltmek istiyorum.
1. Aydınlık İddianızın Gerçek Karşılığı Nedir?
Kendinizi aydın ve entelektüel olarak tanımlıyorsunuz.
Peki, bir Kürt olarak bugüne dek Kürt halkı, ezilenler veya mazlumlar adına somut olarak ne yaptınız?
“Aydın olmak” yalnızca söylem üretmekle, medyatik içerikler paylaşmakla ya da başkalarının bedelleri üzerinden ahlaki üstünlük taslamakla ölçülmez. Aydın, halkının yükünü omuzlamayı göze alan; gerektiğinde bedel ödeyen; kendi ikbali yerine halkının onurunu önceleyen kişidir.
Siz ise bu tanıma uygun düşen hangi fiili çabayı,
hangi örgütlü emeği,
hangi fedakârlığı,
hangi bedeli ortaya koydunuz?
Kürt halkı açısından “aydın” sıfatı;
• Cumartesi Anneleri’nin yanında duran,
• Cezaevi kapılarında sabahlayan,
• Zindanlarda yatan yurttaşlarını unutmayan,
• Diline, kültürüne, onuruna sahip çıkan,
• İnsan hakları ve evrensel hukuk için mücadele eden,
• Bedel ödemekten kaçınmayan
kişilere verilir.
Sizin somut katkınız nedir?
2. Eleştiri ile Hesap Sorma Arasındaki Çizgiyi Neden Aşıyorsunuz?
Kürt halkı için hiçbir emek üretmemiş, hiçbir risk almamış birinin,
Demirtaş’a karşı “hesap soran” bir tonda konuşma cüretini nereden aldığını merak ediyorum.
Eleştiri başka,
yargılama başka,
üst perdeden konuşmak ise bambaşka bir şeydir.
Demirtaş yıllardır ağır tecrit koşullarında, bir ömrü bedel olarak ortaya koyarken;
siz kaleminizi kime ve neye hizmet ettiğini tartmadan bir savcı edasıyla sallıyorsunuz.
Bu tavrın, bırakın aydınlıkla bağdaşmasını, temel bir insani ve vicdani zeminde karşılığı yoktur.
3. Bahçeli’ye Lahana ve Karpuz Taşımak: Bu Mudur Aydınlık Ölçünüz?
Öcalan’ın çağrı dönemine denk getirip Sayın Bahçeli’ye bahçenizden lahana ve karpuz taşımanız dışında, “aydın” veya “entelektüel” sıfatına yakışan ne yaptınız?
Bu sembolik jestler gerçekten sizi Kürt aydını mı yaptı?
Aydınlık;
– taşıdığı lahananın iriliğiyle değil,
– halkının acısını, mücadelesini, vicdanını ne ölçüde sahiplendiğiyle ölçülür.
Belçika’dan götürdüğünüz karpuz ve lahanaların, size Demirtaş’a yüksek perdeden hesap soracak bir konum kazandırdığını gerçekten düşünüyor musunuz?
Sonuç Olarak
Demirtaş elbette hatasız değildir ve eleştirilemez değildir.
Ancak eleştiri, bir hiyerarşinin, bir “hesap sorma makamı”nın değil;
eşitler arasında yürütülen vicdani, ahlaki ve fikrî bir müzakerenin konusudur.
Bu nedenle açıkça soruyorum:
Kürt halkı adına hiçbir bedel ödememiş bir kişinin, ağır bedeller ödemiş bir siyasi lidere “neden böyle yaptın?” deme meşruiyetini nereden aldığını düşünüyorsunuz?
Yoksa bilmediğimiz bir telkinle mi kendinizi böyle bir vazife makamına yükselttiniz?
27.11.2025 – Köln
Saygılarımla,
Maaruf Ataoğlu


